ABD'DE, 11 EYLÜL 2001'DE İKİZ KULELER BOMBALANIRKEN TAM ORADAYDIM...

Her şey ne güzeldi bir gün önce. New York’un gözdesi, devasa binaların bulunduğu Manhattan’da saatlerce gezinmiş, ünlü İkiz Kuleler’e çıkmış, orada fotoğraflama işi yapan Türk firmasının gençleriyle memleket hasreti gidermiştik.

ABD'DE, 11 EYLÜL 2001'DE İKİZ KULELER BOMBALANIRKEN TAM ORADAYDIM...

Her şey ne güzeldi bir gün önce. New York’un gözdesi, devasa binaların bulunduğu Manhattan’da saatlerce gezinmiş, ünlü İkiz Kuleler’e çıkmış, orada fotoğraflama işi yapan Türk firmasının gençleriyle memleket hasreti gidermiştik.

ABD'DE, 11 EYLÜL 2001'DE İKİZ KULELER BOMBALANIRKEN TAM ORADAYDIM...
11 Eylül 2021 - 15:28

Hüseyin Gökçe 


11 Eylül 2001, salı… Sakin, güneşli bir New York sabahı. Türkiye’de ikindi, ABD’de kahvaltı vakti. Türkiye yedi saat önde. 15 günlük ABD gezimizin son günü. Akşam dönüş biletlerimiz okeyli. Üç arkadaşız. Kaldığımız Hilton Oteli World Trade Center’e, yani Dünya Ticaret Merkezi’ne, yani İkiz Kuleler’e on dakikalık yürüyüş mesafesinde.

Kadim dostum Mithat Kara ve Fuat Demirtola ile aynı odayı paylaştığımız 32. kattan tek başıma inmek için asansöre bindiğimde herkesin merakla asansördeki televizyona baktığını gördüm. Bir gün önce ziyaret ettiğimiz, hatta giriş biletini anı diye sakladığım İkiz Kulelerden biri alevler içindeydi.

Yangın çıktığını düşündüm ilk anda ama ekranın altında uçak çarptı diye yazıyordu. Lobiye indiğimde az sayıda insanın TV’deki kule yangınını izlediğini gördüm. Televizyona göz atanlar daha sonra yavaş hareketlerle dışarı çıkıyor ya da kahvaltı salonuna yöneliyorlar. Ünlü 5. Caddeyi geçerek Broadway’e yöneldim. 

Niyetim İkiz Kuleler’e yürümek ve Amerika hatırası olabilecek birkaç küçük hediyelik almak. Caddelerde ambulans ve dev itfaiye araçlarının canhıraş sirenlerini duymasam yangını unuttum gitti. 

Zaten etrafındaki insanlar da pek ilgilenmiyor yangınla, herkes işinde gücünde, günlük hareketlerini tekrarlıyor. Hatta vitrinleri televizyonla dolu dükkân sahibi bile televizyona veya az ilerdeki İkiz Kulelere değil elindeki gazeteye bakıyor.

O arada İkiz Kuleler’in önüne bir hayli yaklaştım. O da ne, ikinci kule de vuruluyor uçakla! Kocaman duman bulutları yükseliyor gökyüzüne. Derken gökyüzünden yağmura benzeyen, siyah kül tanecikleri inmeye başlıyor... Havada akaryakıt kokusu gibi kötü bir koku… Nedense patlama sesi öyle yeri göğü inletmedi. Gökdelen ormanı yüzünden belki. “Bütün bunlar film sahnesi mi?” dedim kendi kendime. Hollywoodçulardan her şey beklenirdi.

Olaydan ancak saatler sonra anlaşıldı işin gerçeği ve boyutu. Bütün televizyonlar “Attack to the USA… Act of war… A second Pearl Harbor” türü alt yazılar geçmeye başladı. Bir ara Başkan W. Bush geldi ekranlara. Yağdı gürledi ama ilerleyen saatlerde güvenlik gerekçesiyle gizlendiği söylendi.

Daha dün son katına kadar çıktığımız, kafesinde limonlu çay içtiğimiz 110 katlı, güç ve ABD ihtişamının simgesi dev kuleler toz toprak altındaydı şimdi. Büyük panik hâkimdi koca Amerika devletine. Otobanlar, köprüler, tüneller, havaalanları, metro hatları kapandı; kredi kartları kullanımdan kaldırıldı. Telefon konuşmaları önce aksadı, sonra hepten yok oldu.

Kimbilir Türkiye’de nasıl merak ediyorlardı bizi! Tüm uçak seferleri süresiz iptal edilmişti ve biz bugün ülkemize dönemeyecektik. Bırakın ülkemize dönmeyi, Manhattan denilen bu adadan başka bir yere gidemeyecek, kimse de bize gelemeyecekti.

Akşamdan sonra halk kiliselere doluşmaya başladı. Her yarım kilometrede bir karşımıza çıkan görkemli kiliseler dolup taşıyordu şimdi. Binlerce mum ışığının pırıltıları dışarıdan belli oluyordu. Otomobillerine, işyerine, evlerine ABD bayrağı asanların haddi hesabı yoktu. Ancak beş gün sonra normal hayata dönüldü. Beş gün sonra gidebildik havaalanına. 

Korkmuştuk. En çok da Amerikalı vatandaşlar… 

Hilton Manhattan’da aynı odada 15 gün kalan üç Türk idik, şüphe çekebilirdik. 

Fanatik Amerikalılar tarafından suçlanma endişesi yaşamış ama “bin yılın terörü” denilen olayın tam yerinde, tarihi günün birebir tanığı olmuştuk.

Amerikalılar niye bu kadar çok korktu pek anlayamadım. O gün Amerika’nın sandığımız kadar güçlü olmadığını bizzat gördüm. Acayip paniklediler. Yolları, köprüleri ve kredi kartlarını kapattılar, kiliselere doluştular. 
> Hüseyin GÖKÇE

YORUMLAR

  • 0 Yorum