Reklam
Reklam

Bu bir hayal değil: Organik tarım Türkiye'yi doyurur!

Akademisyen / Endüstri Mühendisi Yonca Demir, meslektaşı Bulut Aslan ile gerçekleştirdiği araştırmayla bu iddiayı kanıtlıyor:

Bu bir hayal değil: Organik tarım Türkiye'yi doyurur!

Akademisyen / Endüstri Mühendisi Yonca Demir, meslektaşı Bulut Aslan ile gerçekleştirdiği araştırmayla bu iddiayı kanıtlıyor:

Bu bir hayal değil: Organik tarım Türkiye'yi doyurur!
21 Ekim 2019 - 15:10

Endüstriyel tarım savunucularının en temel iddiası organik tarımın verimsiz olması ve Türkiye nüfusunu besleyemeyeceğidir. Akademisyen / Endüstri Mühendisi Yonca Demir, meslektaşı Bulut Aslan ile gerçekleştirdiği araştırmayla bu iddiayı çürütüyor: Organik tarım Türkiye’yi doyurur, hem de mevcut tarım alanlarının tamamına gerek olmaksızın. Peki nasıl? Yonca Demir ile organik tarıma dair araştırmasını ve sonuçlarını konuştuk…

Röportaj: Kaan Kösemehmet (Buğday Gönüllü İletişim Ekibi)

Sizi biraz tanıyabilir miyiz?

Yonca Demir: 1968’de İstanbul’da doğdum. İki çocuğum var, biri 16 diğeri 20 yaşında. Boğaziçi Üniversite’sinde endüstri mühendisliği ve matematik eğitimi aldım. Sonra Amerika’da endüstri mühendisliği doktorası yaptım. O sırada matematiksel modelleme üzerine çalıştım. Amerika’da New York eyaletinde küçük bir şehirde bulunan General Electric şirketinin Araştırma ve Geliştirme Merkezi’nde iki sene endüstri mühendisi olarak görev aldım. Matematiksel modelleme işleri yaptım. O yıllarda yavaş yavaş organik ürünleri raflarda görmeye başlamıştım. Coop denen sağlıklı ürünlerin satıldığı, kendi kaplarınızı getirip ambalaj kullanmadan alışveriş yapabileceğiniz dükkanlar vardı, bunların ne kadar bir tüketici kooperatifi doğası vardı, onu bilmiyorum. Farmer’s Market dedikleri “çiftçi pazarları” bulunuyordu, oralardan alışveriş yapmaya çalışıyordum. Amerika’da ‘topluluk destekli tarım’ yapıldığını gördüm. Ürünler geliyordu ve halkın topluca kullanabildiği kilise veya okul bahçesi gibi ortak bir mekanda insanlar, mesela perşembe akşamları, toplanıp aldıkları ürünleri kutuluyor, dağıtıyorlardı. Böyle bir ortam oluşmuştu. Her hafta farklı kişiler kutulama ve dağıtım işini yapıyordu. Öyle bir rotasyon vardı. Bunlar 1997-1998 yıllarında tanık olduğum etkinliklerdi. Sonra benim ilk bebeğim doğdu ve 2000 yılının başında Türkiye’ye döndük.

Yonca Demir

Amerika’da ne kadar kaldınız?

Yonca Demir: Toplam 8 yıl kaldım. 5 – 5,5 senesi doktora ile geçti, son iki senesi de çalışma ile geçti. Türkiye’ye döndüm. Buğday Derneği’nden haberdar olmuştum. Çalışmalarını takip ediyordum. Özellikle dergiyi satır satır okuyordum. Sonra da derneğin üyesi oldum. O arada da Bilgi Üniversitesi’nde işletme bölümünde çalışmaya başladım. Bana uygun bazı dersler vardı. Bunların birinde matematiksel modelleme anlatıyordum. Bu derslerde amaç fonksiyonumuz, benim öğrenciliğimden bu yana, klasik olarak kar maksimizasyonu veya maliyet minimizasyonu oluyordu. Bunları yaparken kafamda hep “Bizim başka bir amacımız yok mu? Daha insani bir amacı sayısallaştıramaz mıyız?” diye düşünüyordum. Bir yandan da “organik tarım Türkiye’yi besler mi?” gibi sorularım vardı. Organik tarım üzerine bir miktar okuma yapmıştım. Bu süreçte organik pazarlar açıldı, kanun çıktı ve Buğday, dernek olarak bu işlerde hep aktif rol aldı.

Buğday’da hangi alanda çalıştınız?

Yonca Demir: Buğday’da yönetim kurulunda üyelik yaptım. Muhasebe tarafına bakmaya çalıştım. Toplandığımız, konuları tartıştığımız ortamlar vardı. Hafta sonları üyelerden bir kişinin evine gidip kahvaltılar ediyor, gelenlerle konuşuyor, fikir alış verişinde bulunuyorduk. Bu süreç 2004-2006 yıllarıydı. O yıllarda Buğday, bir kutu, bir de topluluk destekli tarım projesi yürüttü. Bunların hep takipçisi, tüketicisi oldum, az biraz da çevremde tanıttım.

Sonrasında siz Buğday’dan ayrıldınız mı?

Yonca Demir: Hayır, hep üyeydim, hep pazara gittim geldim. Sadece yönetim kurulunda görev almadım. İkinci çocuğum olduktan sonra, bir de iş yaşamı var, bu nedenle aktif görev almadım ama iletişimimiz hep devam etti. Organik ürünün hep destekçisi ve savunanı oldum. 2009’da Kartal %100 Ekolojik Pazarı açıldı. O pazarın açıldığı dönemde Şişli’de büyük bir toplantı yapıldı ve sonrasında organik tarımın ve pazarın gelişimi üzerine çalışan bir komisyon kuruldu. O komisyonda da yer aldım ancak hem pazarın gündelik sorunları hem de diğer stratejik sorunlar fazlaydı, altından pek kalkamadık ve komisyon çalışmaz oldu.

Bir araziniz var mı?

Yonca Demir: Evet yeterince büyük bir arazimiz var. Orada istediğimiz çoğu şeyi yapabileceğimizi düşünüyoruz. Biz ailece kırsalda yaşamak istiyorduk, bunu aşağı yukarı 10 yıldır planlıyorduk. Küçük çocuğumuzu açık liseye alıp, büyük çocuğumuzu da üniversiteye gönderince Çanakkale’ye gittik. Çanakkale’nin bir köyünde oturuyoruz. Kışı geçirdik. Daha her şeyin çok başındayız, basit işler bile çok zamanımızı alıyor, mesela soba kurmayı, yakmayı ve sönmeden devam ettirmeyi, odun, çalı çırpı toplamayı, yerel şartlara uyum sağlamayı öğreniyoruz. Çok az miktarda soğan, sarımsak, birkaç domates, biber, patlıcan fidesi, salatalık ve balkabağı ektik. Bir de mısır ve fasulye tohumu attık. 25 m2 kadar bir alana şimdilik. Önümüzdeki dönemde kendimiz için bir mutfak bahçesi oluşturmak istiyoruz. 20 kadar elma ağacı var arazimizde, başka meyve çeşitlerinden de dikmeyi istiyoruz.

Orda bir üretim yapacak mısınız?

Yonca Demir: Ticari olarak bir şey üretmeyi düşünmüyoruz. En azından şimdilik. Kendimizi mümkün olduğunca çok besleyecek kadar ekeceğiz, tavuğuyla, belki keçisi ve koyunuyla bile. Tabii havyanınız oldu mu, oradan ayrılamıyorsunuz. Bağlanmak anlamına geliyor. Çeşitli meyve ağaçlarıyla, kendimizi besleyecek kadar, mümkünse ailemizin şehirde kalan kısmına, arkadaşlarımıza da bir şeyler gönderecek kadar bir üretim yapacağız. Elma sirkemizi, üzüm pekmezimizi yapalım istiyoruz.

Araştırmanıza gelirsek tam olarak derdiniz neydi bu araştırmada?

Yonca Demir: 2018 Eylül’e kadar İstanbul Bilgi Üniversitesinde çalıştım. 2012’de Bilgi’ye bir meslektaşım geldi, Bulut Aslan, o da bir endüstri mühendisi. Birlikte ne yapabiliriz diye düşünürken Bulut, “doğal kaynakların kullanımında endüstri mühendisliği yöntemleri uygulamak isterdim” dedi. Ben de hep aklımda olan “organik tarım Türkiye’yi besler mi” sorusunu önerdim. Doğrusal programlama kullanarak ülke için “detaylı bir organik tarım planı yapabiliriz” dedim. Hemen başladık çalışmaya. Endüstri mühendisliğinin “doğrusal programlama” yöntemi var. Ben ufak tefek denklemler yazmıştım modelleme adına, ancak hem bütün bir model değildi, hem de test edilmemişti. Herhangi bir data da toplanmamıştı. Data toplamak çok büyük bir iş. Bütün şehirleri ve bütün ürünleri içeriyor. Tek başına altından asla kalkılacak bir iş değil. Çalışmaya önce denklemleri elden geçirerek ve sonucunu bildiğimiz, çok basit, uydurma sayılarla yaptığımız bir modeli test ederek başladık. Bu ilk modelin (oyuncak model deriz bunlara) doğru çalıştığına ikna olduktan sonra gerçek data ilk modelimizi kurduk, data topladık. Bunu da yine küçük tuttuk: sadece Türkiye’nin 7 bölgesi ve tahıl, bakliyat, sebze, meyve, yeşillik, kuruyemiş ve zeytin gibi 7 gıda grubu olarak aldık.

Sürekli şöyle bir şeyle karşı karşıyaydık; “Organik tarımla dünyayı besleyemezsin”. Bu bize doğru gelmiyordu, Bulut ve ben, bu söylemde doğru olmayan bir şeylerin olduğunu düşünüyorduk. Elimizde “Doğrusal Programlama” adında bir araç vardı. Endüstri mühendislerinin kullandığı en temel yöntemlerden biri, bir optimizasyon türü. Biz bu yöntemi kullanarak organik tarımın gerçekten bizi beslemeye yetip yetmeyeceğini sayısal olarak test edebiliriz, eksik kalır mı, ne eksik kalır buna bakabiliriz diye düşündük. Bizim sezgilerimize göre organik tarım dünyayı beslerdi. Bunu şu anda Türkiye’yi baz alarak yaptık. Bütün ekilebilir alanlarda organik tarım yapıldığını varsaydık ve organik tarım şartlarında Türkiye nüfusunun beslenebileceğini sayısal verilerle gösterdik. 81 ili, 120 tane bitkisel ürün, ve 4 tane hayvansal ürünü içeren çok detaylı bir model kurduk. Ancak hayvansal ürün miktarını biraz az tuttuk; sadece inek sütü, sığır eti, tavuk ve yumurtayı aldık. Modele keçi, koyun, balık ve mantarı katmadık. Bu ürün grupları da aslında eklenirse daha iyi bir model çıkacağını düşünüyoruz. Hayvanların organik beslenmesi için gereken yem bitkileri ve yonca, fiğ, yeşil otlar gibi et, süt, tavuk eti ve yumurta verimlerinin de organik tarım şartlarındaki değerlerini modele ekleyerek sonuçları elde ettik. Tabii ki insan beslenmesi için diğer 106 tane bitkisel gıdayı da, A’dan Z’ye, ahudududan zeytine modele kattık. Ispanak, soğan, havuç, elma gibi geleneksel olarak çok kullanılanlara yoğunlaştık. Az kullanılan daha eksantrik ürünlerin üretim alan ve miktarları için pek data yok zaten.

2.300-2.400 kalori bandında, biri vegan, diğeri hayvansal ürünler de içeren, iki menüden oluşan tüketim listesi çıkardık. O listeyi herkesin tüketeceği yani bir bebek de olsa, bir inşaat işçisi de olsa herkesin o listeyi tüketeceği şekilde kurguladık. Tabii bebek daha az, inşaat işçisi gibi ağır işte çalışan daha çok tüketecek ama günlük 2.300-2.400 kalori ortalamada herkese yetecektir. Alınan kalorinin yeterli olmasına, menünün besin değerleri açısından dengeli olmasına dikkat ettik.

Çalışmanızı hangi verileri kullanarak gerçekleştirdiniz?

Yonca Demir: Önce tek bir birey için kurguladığımız günlük tüketim listesini, her şehrin nüfus bilgilerini kullanarak, şehrin yıllık gıda ihtiyacına çevirdik. 2013 verilerini kullandık. Biz bunları yaparken, yani data topladığımız sırada 2013 bitmiş 2014’ün içindeydik. TÜİK’te 2013 sayıları tamamlanmıştı. Verileri il bazında sorgulayarak, 2013 nüfus, şehirlerin 2013 ekilebilir alan bilgileri gibi bazı temel verileri TÜİK’ten edindik. Verim değerleri konusunda sıkıntı yaşadık. Biz TuikApp sayfasından 2013 konvansiyonel tarım ürünlerinin verim değerlerine ulaşabiliyorduk ama organik verimi içeren data yoktu. Pazarlardan toplamaya çalıştık ancak tamamen hikâyeye dayalı şeyler duyduk. Çiftçilerden, üreticilerden ve tarım hayvancılık bakanlığından bu bilgilere ulaşamadık. Konvansiyonel için hem ekilebilir hem ekilmiş alanda mesela domates ürünü için Antalya’da şu kadar hektar ekilmiş şu kadar ton ürün alınmış bilgileri var. Ancak organik için domatesin Antalya’da kaç kilo alındığı yazıyor ama ne kadar alanda ekildiği yazmıyor. TÜİK’te sadece en aşağıda toplam Antalya’da ne kadar organik alan olduğu yazıyor. Antalya’da organik üretilen farklı ürünlerde var; biber, salatalık vb. Ama spesifik ürüne yani domatese ait bilgi yok. O olmadığı için de domates verimi Antalya’da organik üretim şartlarında bulunamadı. 2014’te biz çalışmayı yaparken durum böyleydi. Bu bilgiye nasıl ulaşırız diye danıştık ama bir türlü ulaşamadık. Bakanlıktan da ulaşamadık.

Bundan sonra da ne yapacağız diye düşünürken, Bulut, konvansiyonel data çekelim, literatürde organik tarım için bazı verim düşüşleri gözlemlenmiş, raporlanmış, meta-analizlere dayandırılmış, bunları uygulayalım dedi. Verimin ne kadar düştüğü konusunda domates için, marul için farklı ülkelerde başka ürünler için yapılmış çalışmalarda şu kadar düşer şeklinde minimum, maksimum ve ortalama sayılar yayınlanmış. Ortalama değerleri aldık. Ürün gruplarında, ne kadar düşer, onları aldık. Buğday gibi bazı spesifik ürünler için ayrıca çalışmalar yapılmış, o sayıları kullandık. Konvansiyonel verimleri düşürerek çalıştık. Bunu yaparken mesela Almanya’dan birisi ile konuşuyorduk. Buğday veriminden bahsettik. Çok düşük verilerle çalışıyorsunuz, bizde buğday verimi çok daha fazla dedi. Dolayısı ile aslında çok düşük verimlilik değerlerinde bile beslenebileceğimizi gösterdik. Çiftçinin becerisi geliştiğinde ve daha çok kişi organik tarım yaptığında bu verim artacak aslında. Doğal yollarla beslenebiliriz. Bunu kanıtladık.

Şimdi biz 81 ilde 120 tane bitkisel ürün, ki bunlardan 106 tanesi insan beslenmesi için, 3 tanesi hayvanların yem bitkisi olan soya, arpa, mısır gibi… 12 tanesi de yeşil ot ve yine hayvanların beslenmesi için yulaf, yonca gibi taze otlar. Bütün bunlardan her şehirde kaç dönüm ekilmesi gerektiğini söyleyen bir plan çıkardık. Bu ekimler yapılırsa organik tarım şartlarında alınan verim altında Türkiye’de her şehirde her insan beslenebilir. Her şehir kendine yetmez ama kendine yetemeyen bir şehre, diğer şehirlerden nakliye yapılmasını da modelledik. Örnek İstanbul. İstanbul’a birçok ürün geliyor. Bu transfere izin verirken, gıdanın kat ettiği yolu da amaç fonksiyonumuza ekledik. Ancak bunu minimize ettik ki çok uzaktan getirmesin. Sonuçta mesafe bilgisayarın umuru değil. O en verimli yerde üretip, uzak dahi olsa oradan göndermeyi tercih eder. Ama biz o gıdanın kat ettiği yolu en aza indirgediğimiz, amaç fonksiyonumuza eklediğimiz için, İstanbul’a mesela Kocaeli, Tekirdağ gibi mümkün olan en yakın yerlerden ürün geldi. Doğru olan da bu, özellikle fosil yakıt tüketiminin azaltılmasının ne kadar önemli olduğunu düşünürseniz. İstanbul’un gıda ihtiyacının %16’sı şehrin kendi kaynaklarından sağlanıyor, %76’sı Marmara’dan sağlanıyor ve bunun dışında kalan %8 de İzmir. Antalya gibi narenciye tipi gıda sağlayan iller ve biraz da et ihtiyacı sağlayan Doğu Anadolu şehirleri var. İstanbul bu şekilde besleniyor. Bunun sebebi nakliye maliyetlerini ve gıdanın kat ettiği yolu minimize etmemizdi.

Bu model hangi şartlar için düşünüldü?

Yonca Demir: İki temel senaryomuz vardı. İlk başta kolay olsun diye sadece bitkilere baktık aslında ve vegan bir menü ile çalıştık. Amacımız veganlığın reklamını yapmak değildi. Ne vegan karşıtıyız ne veganız. Sadece bitkisel ürünlerle de beslenilebilir. Onun da proteini, yağı, karbonhidratı ve enerjisi yeterli olur. Evet, ciddi miktarda bakliyat ve kuruyemiş yememiz gerekir ama sağlıklı beslenebiliriz. Bunun için Türkiye’nin ekilebilir alanlarının sadece %54’ü yeterli. Bunun anlamı; aşağı yukarı 13 milyon hektar alan artıyor. Sonra hayvansal ürünleri de kattık beslenmemize, bunu yaptığımızda ekilebilir alanların sadece %63’ü yeterli oluyor. Bu durumda da 9 milyon hektar alanımız artıyor. Yani Türkiye, kendi ekilebilir alanlarının hepsini harcamak zorunda değil ve bol bol yetiyor. Bu çalışmada kişi başına gereken ekilebilir alanı da hesapladık. Sadece bitkisel beslenirsek, kişi başı 1,66 dönüm ortalama ekilebilir alan gerekiyor. Organik tarım koşullarında beslenmek için hayvansal ürünleri kattığımızda kişi başı 1,97 dönüm alan gerekiyor. Bu hesaplamayı şunun için yaptık, dünyadaki ekilebilir alanlara baktık. Dünyadaki ekilebilir alanlar 2013 verileriyle kişi başı 2,18 dönüm. Biz de 2013 sayımları ile çalıştığımız için onunla karşılaştırdık. Azalma eğiliminde olmakla birlikte kişi başı 2,18 dönüm ekilebilir alan var. Yani dünya da hala beslenebilir. Ama mesela organik tarım karşıtları özellikle şunu söylüyor; mesela Bangladeş beslenemez. Çünkü, kalabalık bir ülke. 160 milyon insan yaşıyor ve yüzölçümü de küçük. Ayrıca ekilebilir alanı küçük. Kişi başı ekilebilir alanı 0,63 dönüm. Bangladeş kendini ne organik tarımla ne de konvansiyonel tarımla besleyemez. Ama, İstanbul çok daha kötü durumda. İstanbul’da kişi başı 0,051 dönüm ekilebilir alan düşüyor. İstanbul, kendi kendini besleyemiyor ama çoğu gıda ürününü Marmara’dan olmak üzere, İstanbul’un çevre illerinden temin ederek, tüm nüfusunu besleyebiliyor. Dolayısı ile Bangladeş’i de çevre ülkeleri yardım ederek besleyecek.

Yani araştırmanız Türkiye özelinden çıkıp genelleşebilir mi?

Yonca Demir: Evet, çünkü modelde Türkiye’ye özel çok fazla bir şey yok. İçine hangi veriyi koyarsanız, o ülke veya o bölge için sonuçları elde edebiliriz aslında. Burada işin zor kısmı verileri işleyip, temizleyip, doğru veri akışını sağlamak.

Bir de ölçek meselesi var. Mesela biz il bazında yaptık. Bizim kullandığımız data 81 il ve 120 bitki için. Çünkü 120 tane ürün için 81 ilin her birinde farklı bir verim değeri mevcut. Antalya’daki biber verimi ile İzmir biber verimi aynı değil. Yine Antalya’daki domates verimi de Antalya’daki biber verimi ile aynı değil. 120’ye 81’lik bir verim matrisimiz var. İlçe bazında yaptığımızda daha detaylı sonuçlar elde ederiz. 81 ilden 957 ilçeye insek, ki inmeliyiz, bu sefer 120’ye 957’lik bir verim matrisimiz olacak. Bu verilerin önce bir temizlenmesi, toplanması gerekiyor. Ancak bir hafta önce bakanlığın sitesinden baktığımda verim ile ilgili verilerin olduğu sayfalara ulaşamıyorum. Sistem değişiyor olabilir, geçici olabilir bilmiyorum ama böyle bir durum var.

Peki küresel iklim değişikliği bu araştırmayı nasıl etkiliyor?

Yonca Demir: Bunu düşünerek bir kuraklık senaryosu yaptık. Önce şunu söyleyeyim; organik tarım yapılan topraklarda, yine literatürde okuduklarımdan söylüyorum, şu görülmüş; bu topraklar daha fazla karbon ve azot içerdiğinden, canlı hayatı ve aşırı yağışta su tutma kapasitesi konvansiyonele göre daha fazla. Böylece kuraklıkta onu kullanabiliyor. Kuraklıkta, organik tarlaların konvansiyonelden daha iyi performans sergilediği ve daha yüksek verim verdiği görülmüş. Küresel iklim değişikliği mücadelesinde organik tarım önemli bir rol oynayabilir. Dolayısı ile buna hemen geçmemiz gerekiyor. Her türlü canlı yaşamı, sağlığı açısından doğru olan bu. Daha az fosil yakıt kullanılması, pestisit ve sentetik gübre kullanılmaması, bunların hepsi küresel iklim değişikliği ile mücadelede önemli. Karbon salınımı azaltıcı etkileri var. Eğer dünya bizi hala affedebilecek noktadaysa, organik tarıma geçerek şansımız hala koruruz diye umuyorum.

Kuraklık senaryosuna dönecek olursak, dedik ki, Tuz Gölü kuruyor, su için flamingolar ölüyor. İç Anadolu’da insanlar yaşıyor ve yiyecek tüketimleri, ihtiyaçları devam ediyor. Ama tarım yapılamaz hale gelmiş. Yani İç Anadolu üretim açısından yok, tüketim olarak var. Hala beslenebilir miyiz? Buna da baktık ve evet, hala beslenebiliyoruz. İç Anadolu’da tarım yapılamayan bu senaryoda, Türkiye’nin ekilebilir alanlarının %88’ini kullanarak beslenebiliyoruz. Ama geri kalan %12’nin çoğu nadas alanı yani hemen hemen sonuna kadar tüm ekilebilir alanı kullanıyoruz gibi bir durum var. Ama evet beslenebiliyoruz. Yaşamayı tercih edeceğimiz bir senaryo değil. İşte o gün gelmeden doğayı onarıcı yöntemlere doğru hareket etmeliyiz diye düşünüyorum.

Ya bundan sonra?

Yonca Demir: Organik tarım planını ilçe bazında çıkartmak gerek. Nerede hangi üründen ne kadar ekilmelidir sorusuna vereceğimiz cevabı şu anda çiftçi kayıt sisteminde var olanla karşılaştırıp, aradaki farklara bakılabilir. Böylece üreticilere pozitif olarak yönlendirme sağlayarak yani bu üründen ekilse bu biraz eksik ya da biraz fazla gibi önerilerde bulunulabilir. Özellikle son seçimlerle yerel yönetimlerde değişimler olmuşken ve bazı umutlar da doğmuşken, projemizi yerel yönetimler için kullanmak isterim. Bu konuda soyut olarak görülen şeyleri, sayılara döküp somutlaştırmış olduk. Sayısal olarak bunun yapılabileceğini gösterdik. Her şey çok mu pahalı olacak sorusuna ise cevabım: şu anda her şey çok pahalı zaten. Konvansiyonel ürünler çok pahalı. Organikle aradaki makas iyice kapandı. Bizim modelimizde bir idealizm var ve bu ideal dünyada insanların dostluk ve iyilik içerisinde yaşadığı ve paranın sözünün geçmediği, herkesin üretim yaptığı güzel bir dünya… Olacağına inanıyorum. Bu bir hayal değil bence. Önemli olan buna dair iradeyi göstermek. Bu daha genele yayıldığında, maliyetler de düşecektir. Yapmamız gerekenler çok belli ve komplike değil. Çözümler açık ve önümüzde duruyor. Sadece bunları yapma iradesini göstermek gerekiyor.

Röportaj: Kaan Kösemehmet (Buğday Gönüllü İletişim Ekibi)

YORUMLAR

  • 0 Yorum