FRANSADA NOKTALANAN ALMANCI HİKAYESİ

Almanya ''Misafir İşçi'' diye tanımladığı ''yeni dünya düzeni kölelerini'' 1960 yılında, ülkesine davet etmişti. Hiç yoktan iyidir anlayışı ile yola çıkan milyonlarca Türk Almanyanın yolunu tutmuştu. Fakat, 1980 den itibaren Almanya, Türklere kapısını kapattı.

FRANSADA NOKTALANAN ALMANCI HİKAYESİ

Almanya ''Misafir İşçi'' diye tanımladığı ''yeni dünya düzeni kölelerini'' 1960 yılında, ülkesine davet etmişti. Hiç yoktan iyidir anlayışı ile yola çıkan milyonlarca Türk Almanyanın yolunu tutmuştu. Fakat, 1980 den itibaren Almanya, Türklere kapısını kapattı.

FRANSADA NOKTALANAN ALMANCI HİKAYESİ
24 Temmuz 2021 - 21:36

Şinasi Kara 

 
Almanya ''Misafir İşçi'' diye tanımladığı  ''yeni dünya düzeni kölelerini''  1960 yılında, ülkesine davet etmişti. Hiç yoktan iyidir anlayışı ile yola çıkan milyonlarca Türk Almanyanın yolunu tutmuştu. Fakat, 1980 den itibaren Almanya, Türklere kapısını kapattı. 

Bu kez aynı Almanya, ''Türkler dışarı =Türken Rauss'' sloganı ile dünyaya sesleniyordu.  Türke, vize dahi vermiyordu. 

Ancak, bir yolunu bulanlar, bu engeli geçmeye çalışıyordu.  Almanyanın ülkesine girişleri kısıtladığı dönemde,  bir Türkün yaşam hikayesi, yazıya konu olacaktır.

Yakın akrabasına ''Beni de Almanyaya götür'' ricalarına, meşru zemine bir çözüm bulamadılar.  Almanyada çalışan akrabanın aile pasaportu ile Almanyaya giriş yapmaya karar verdiler. Başkasın ait pasaport ile giriş yapmak, gerçekten rizikolu. Ama katlandılar.Tükiyeden çıkış kolay. Almanyaya girişte, polis  kılı kırk yarıyor. 

Kahramanımız, çocuğu kucağına aldı, kısmen yüzünü kamufle ediyor. Kolunda, yengesi Alman hava alanından giriş yaptılar. Ki tam o sırada, karşılamaya gelen babasını gören çocuk ''Baba, seni çok özledim'' diye bağırıp, babasına doğru koşmaya başlıyor. Alman polisi, Türkçe konuşulanları anlamamış olmalı ki ''ne oluyor'' diye soruyor.  Kahramanımız almanca bilmediği için sesi çıkmıyor ve refakatçi kadın ''amcasını çok özlemiş'' diye cevaplıyor.

Almanyaya girmekle iş bitmiyor. İş bulmak kolay, fakat, polisten kurtulmak zor.  Kahramanımız, Almanyada dikiş tutturamayacağını anlayınca, Fransaya gitmeye karar veriyor. Fakat, vize yok. Dağlar ne güne duruyor.

Bir kaç kafadar  ile birlikte, dağları, tepeleri dolaşıp, Almanya-Fransa sınırını  yürüyerek  Fransaya  geçiyorlar.  Şansa bak ki, Fransanın küçük bir kasabasında  yakalanıyorlar.  Lisan yok, kimlik yok, para yok, dert çok. Fransız polisi, topladıkları diğer kaçaklar ile birlikte  kahramanımızı bir kampa yerleştiriyor.  Kahramanımız Türk olduğunu saklamaya karar vermiş. Zira, Türkleri hemen uçağa bindirip iade ediyorlar. 

Kampta, en çok Cezayirli var. Etraf zenciden geçilmiyor.  Misyoner bir papaz geliyor. ''İnsan hakları'' gibi klasik söylemler ile,  kampta bulunanlara oturma ve çalışma müsaadesi alıyor. 

Kahramanımız polise Türk olduğunu söyleyince, diğer kaçaklardan ayırıyorlar. Fakat, papaz devreye giriyor. Bunlar benim himayemde diyerek, ona da müsaade alıyor.

Kahramanımız, inşaatta  iş buluyor. Çok çalışıyor. Kısa zamanda usta oluyor. Fason iş alıyor. Daha sonra, kendisi ihaleye giriyor. Para kazanıyor. İnşatçı olduğu için, arsa alıp üzerine güzel bir villa yapıyor ve Türkiyedeki eşini ve çocuklarını Fransaya getiriyor. Kızı Hukuk Fakültesini bitiriyor. Küçükler Fransada orta okula gidiyor. 

Orta okula gidenler ''Fransız kültürünün etkisiyle'' Fransız gibi davranmaya başlıyor. Onlara ''Türk olduklarını'' hatırlatıyor. Unutmamaları için, Ayvalıkta denize cephe yazlık villanın ön duvarına,  kalıcı şekilde, ATATÜRK RESMİ çizdiriyor.

Şinasi Kara

YORUMLAR

  • 0 Yorum