Reklam
Reklam

HEYKELİ DİKİLEN EFSANE 'DELİ SEVUŞAN'

Bir deli varmış Tunceli’de. Adı Sevuşen. Halk onu o kadar çok seviyormuş ki, ölümünden sonra heykelini dikmişler.. Kim delidir kim veli hiç belli olmaz. Tunceli’yi gördünüz mü? Şehrin ortasında dünyanın haline şaşıyormuş pozunda bir adamın heykeli vardır.

HEYKELİ DİKİLEN EFSANE 'DELİ SEVUŞAN'

Bir deli varmış Tunceli’de. Adı Sevuşen. Halk onu o kadar çok seviyormuş ki, ölümünden sonra heykelini dikmişler.. Kim delidir kim veli hiç belli olmaz. Tunceli’yi gördünüz mü? Şehrin ortasında dünyanın haline şaşıyormuş pozunda bir adamın heykeli vardır.

HEYKELİ DİKİLEN EFSANE 'DELİ SEVUŞAN'
30 Mayıs 2020 - 13:46

 Sorduğunuzda tek yanıt alırsınız sorunuza: Şewuşen. Heykeli Kamer Genç yaptırmış. Kimliğini merak edip başka sorular da soracaksanız, en yakın kahveye oturmanız gerekecektir, çünkü Şewuşen ya da Seyit Hüseyin öyle üç sözcüğe öyküsü sığdırılacak biri değildir.
Bütün bunlar bize tuhaf gelebilir ama Sarı Saltuk, Düzgün Baba ve Munzur Baba gibi velilerin ocağı olan Tunceli’de deliler mukaddes sayılıyor. Çünkü onların, dünyayla ilişkisini kesmiş, mal, mülk, iktidar arzusunu aşmış olduklarına inanılıyor. Bu biraz da Alevi inancında yer alan bir felsefe. Örneğin Hacı Bektaşı Veli, çocukların ve illa ki delilerin korunması gerektiğini söylüyor. Bu inanışlar, eski şaman ve pagan geleneğinden evrilerek Alevi kültürü içine yerleşmiş. 
Adı Hüseyin Tatar. Seyid olduğu, yani Hz. Ali ile Hz. Fatma’nın oğlu Hz. Hüseyin’in, yani Hz. Muhammed’in soyundan olduğu söyleniyor. Bu yüzden halk arasında önceleri Seyid Hüseyin veya Seyid Vuşeyn diye çağrılıyor. Bu nam daha sonra kısaltıla kısaltıla Sevuşen’e kadar geliyor. 1930 doğumlu. Mazgirt’in Aktuluk köyüne bağlı Beydamı mezrasında doğmuş. 1938 Dersim isyanında köyü bombalanmış. Bombalardan biri evine isabet etmiş. Çok korkan Hüseyin yıllarca, çok darda kalmadıkça kapalı bir yerde yatamamış. 1950’lerin ortasına kadar köyünde yaşamış. Askerlik dönüşü eşinin bir başkasıyla birlikte olduğunu öğrenince köyü terk edip kendini yollara vurmuş. Sakin, sessiz bir tabiata sahipmiş. Üstüne çok gelinmediği sürece sesini çıkarmaz, kimseden yemek istemezmiş.
Genç bir kadın hastalanmış. Ankara’ya İstanbul’a götürmüşler, doktorlar, "yatağında ölsün" demiş. Dönmüşler Tunceli’ye. Yağmurlu bir gün, sobada çay demlemişler. Hastanın başındaki beş kişi altı bardak çay koymuş. "Biri çayını bitirince altıncı çayı da içer artık" demişler. O sırada kapı çalınmış. Sağanağın altında sırılsıklam olmuş Sevuşen, tas gibi tuttuğu avuçları suyla dolu, içeri girmiş ve elindeki suyu hastanın başından aşağı dökmüş, "dermanın yağmurla geldi, iyileşeceksin" demiş. Sonra oturmuş sedire ve "benim için çay koymuşsunuz" diyerek sobanın yanındaki altıncı bardağı alıp içmiş, çıkmış gitmiş. Ertesi gün genç kadın, herkes uyurken kalkmış ve çocuğunu emzirmeye başlamış...


Gencin biri bir kıza aşıkmış. Ama birkaç ay sonra kızın ailesi Almanya’dan gelip kızlarını alıp götürmüş Almanya’ya. Genç de kendini dağlara bayırlara vurmuş. Bir gün Munzur’un üstündeki asma köprülerden birinde canına kıymayı düşünürken omuzunda bir el hissetmiş. Bakmış ki Sevuşen yanında. "O da seni seviyor, Tunceli’de bekliyor" demiş. Genç adam koşa koşa şehre gelmiş, gerçekten de sevdiği kızın döndüğünü öğrenmiş. Bir sene sonra evlenip Almanya’nın yolunu tutmuşlar. Geçen yaz, Munzur Festivali sırasında 28 ve 23 yaşında olan iki çocuklarıyla Tunceli’ye gelip Sevuşen’in mezarını ziyaret etmişler.

Aynı yıllarda çok çetin bir kış geçirmekteymiş Dersim diyarı. Sevuşen’e demişler ki, "Baba bu gece kar geliyor. Gel bir damın altında yat." "Ben sokakların misafiriyim" diyerek kabul etmemiş. Ama Tuncelililer, allem edip kallem edip bir damın altına yatırmışlar. Yanına bir soba kurup üstüne de yün bir yorgan örtmüşler. Sabah Sevuşen’i yattığı yerde bulamamışlar. Bir de bakmışlar ki bahçede üstüne paltosunu atmış uyuyor.

Tunceli Belediye Başkanı Songül Erol Abdil, annesinin şahit olduğu bu olayı şöyle anlatıyor: "Ben böyle şeylere inanmam. Ama anam kendi gözleriyle görmüş. Şehrin dört bir yanı karla örtülüymüş. Bir tek onun yattığı yer kupkuruymuş..."
Sevuşen bir sabah uyanmış ki şehirde in cin top oynuyor. Emniyet Müdürlüğü’nün önüne gidip eline geçirdiği taşları savurmaya başlamış. Bir yandan da, "Ne yaptınız milletime, 38 geri mi geldi" diye bağırıyormuş. Polisler çıkıp, sokağa çıkma yasağı konulduğunu söylemişler. İnanmamış. Alıp yanlarına tek tek kapıları çaldırmışlar. Her kapı açıldığında, "Haaa Haydar buradasın. Fatma da evinde. Bebeler nerde? Haaa onlar da burada" diyerek rahatlamış. Sonra oturmuş Palavra Meydanı’na ve "Bir çift gögerçin (güvercin) havalansa / Yanık yanık koksa karanfil" diye bir türkü tutturmuş.
Şewuşen çevresinden saygı görür. Pek konuşmaz, ancak sevdikleriyle konuşur. Araçlarına davet edenlerin araçları arasında seçim yapar. Dilenmez, kimseyi rahatsız etmez, kimseye zarar vermez, gururludur. Girdiği aşçı ya da lokantalarda çağrıldığı her masaya gitmez, ısmarlanan her çayı içmez. Ancak kalbi temiz olanların ikramlarını kabul ettiği söylenir. Onun deli değil veli olduğuna inanılır kısacası.  

Rivayetlere göre çaresiz denilen hastalıklara şifa vermiş, bazı olayları önceden bilmiştir. Kendi ölümü için de, “Ben kolay kolay ölmem, beni ancak bir deli öldürebilir,” demiş. Gerçekten Tunceli’ye atanan ruh hastalıklı bir öğretmen, 1994’te gece sokakta yatan Şewuşen’in başını taşla ezerek öldürmüştür.  
1994’te öldüğünde, cenazesine 27 bin nüfuslu Tunceli’de 10 binden fazla kişinin katıldığı söyleniyor. Onu çok seven hemşerileri, Palavra Meydanı’nın bitişiğindeki küçük alana bir heykelini dikmiş.

Tuncelililer, eski hükümet meydanına kendi aralarında Palavra Meydanı diyorlar. Sevuşen’in heykeli bu meydana açılan küçük bir alanda. 1995’te yapılan heykelin masrafını Tunceli Milletvekili Kamer Genç karşılamış. Heykelin yanındaki çeşme mumlarla dolu. İnsanlar, mum dikerek dilekte bulunuyor.Rahmetli  Kamer Genç, şunları dile getirmiş. "Sevuşen Tunceli’nin sembollerindendir. Deli değil ermiştir. Manisa Tarzanı gibidir. İnsanları ve tüm mahlukatı seven bir adamdı."

Reklam

YORUMLAR

  • 0 Yorum