<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
     xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
     xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
     xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
     xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
     xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/">
    <channel>
        <title>Karadeniz Ekspres - YAŞAM</title>
        <description>Yerel Siyasetten bağımsız olarak Karadeniz Bölgesinin ekonomik, sosyal ve kültürel hayatına katkı yapmak amacıyla yayın yapan haber sitesidir.</description>
        <link>https://www.karadenizekspres.com</link>
        <language>tr</language>
        <pubDate>Mon, 04 May 2026 03:08:38 +0300</pubDate>
                                <item>
                <title>Meteoroloji Uzmanı Şen Uyardı: Nisan Ayında Zirai Don Kapıda</title>
                                    <description>Meteoroloji Uzmanı Prof. Dr. Orhan Şen, sosyal medya hesabından yayınladığı bir video ile Türkiye genelindeki üreticileri yaklaşan ciddi bir tehlikeye karşı uyardı.</description>
                                                     <content:encoded><![CDATA[<p>Nisan ayının ikinci haftasında sıcaklıkların aniden düşeceğini belirten Şen, özellikle çiçek açan ağaçlar için büyük bir risk oluştuğunu ifade etti.</p>

<p>"Etkisi Açısından Çok Önemli"</p>

<p>Sürecin ciddiyetini kendi kelimeleriyle ifade eden Prof. Dr. Şen, yaklaşan tehlikeyi şu sözlerle duyurdu: "Kötü bir haber var. Nisan ayının ikinci haftasının ikinci yarısında öyle bir soğuk hava geliyor ki etkisi açısından çok önemli."<br />
İstanbul ve Anadolu'nun büyük bir bölümünde ağaçların şimdiden çiçek açtığını hatırlatan uzman isim, bu durumun yaşanacak ani soğumayı tarımsal açıdan çok daha yıkıcı bir hale getirdiğini dile getirdi.</p>

<p>"Çiftçiler Bunu Takip Etsin"</p>

<p>Zirai don riskinin zirveye çıkacağı tarih olarak dokuz Nisan dolaylarını işaret eden Şen, üreticilerin kesinlikle teyakkuzda kalması gerektiğini belirterek, "Ayın dokuzu gibi gelecek olan soğuk hava Anadolu’nun neredeyse her yerinde etkisini gösterecek" dedi.<br />
Karadeniz, Ege ve Akdeniz'in iç kesimleri ile Doğu Anadolu bölgelerinde don olaylarının beklendiğini duyuran Şen, açıklamasını doğrudan çiftçilere seslenerek şu uyarıyla tamamladı: "Çiftçiler bunu takip etsin. Çiçek açmış ağaçlara zarar verebilir."</p>

<p> </p>

<p>Ordu olay </p>]]></content:encoded>
                                                    <image>https://www.karadenizekspres.com/images/media/2026/03/meteoroloji-uzmani-sen-uyardi-nisan-ayinda-zirai-don-kapida_69c98190b9061_h.jpg</image>
                                <category>TARIM,EKONOMİ,YAŞAM</category>
                <author>Karadeniz Ekspres</author>
                <link>https://www.karadenizekspres.com/meteoroloji-uzmani-sen-uyardi-nisan-ayinda-zirai-don-kapida/48114</link>
                <pubDate>Sun, 29 Mar 2026 22:44:00 +0300</pubDate>
            </item>
                                <item>
                <title>Köy&#039;e dönsünler...</title>
                                    <description>Mıhammet Avcı&#039;nın harika şiiri...</description>
                                                     <content:encoded><![CDATA[<p>Köye Dönsünler</p>

<p> </p>

<p>Hasretten, kederden, çöl sıcağından,</p>

<p>Sararıp solanlar köye dönsünler.</p>

<p>Mısır ekmeğinden, tere yağından,</p>

<p>İcazet alanlar köye dönsünler.</p>

<p> </p>

<p>Gönüllerde umut, dilde şarkı yok,</p>

<p>Birçoğunun işi, evi-barkı yok,</p>

<p>Hele varoşların köyden farkı yok,</p>

<p>Çadırda kalanlar köye dönsünler.</p>

<p> </p>

<p>Gurbette dağ dağdır gam, keder, tasa,</p>

<p>Bayramlar, düğünler döner hep yasa,</p>

<p>Damada, geline sığınmaktansa,</p>

<p>Emekli olanlar köye dönsünler.</p>

<p> </p>

<p>Gökyüzüne baksan kuş göremezsin,</p>

<p>Uykuların kaçar, düş göremezsin,</p>

<p>Hiç kimseyi mutlu, hoş göremezsin,</p>

<p>Gazaba gelenler köye dönsünler.</p>

<p> </p>

<p>Parasız kalmak zor, susuz kalmak zor,</p>

<p>Bankada, revirde sıra almak zor,</p>

<p>Büyük şehirlerde mezar bulmak zor,</p>

<p>Vadesi dolanlar köye dönsünler.</p>

<p> </p>

<p>Elinin üstüne başın koyarak:</p>

<p>Bir ağaç altına özlem duyarak.,,</p>

<p>‘Ah şimdi ben köyde olsam’ diyerek,</p>

<p>Hayale dalanlar köye dönsünler. .</p>

<p> </p>

<p>Adalet köyde var, barış köyde var,</p>

<p>Sevgi ve güvende yarış köyde var,</p>

<p>Şölen, şenlik, şükür her iş köyde var,</p>

<p>Şiddetten yılanlar köye dönsünler.</p>

<p> </p>

<p>Yanık Ozan der ki yanıyor içim,</p>

<p>Köyde ben ağaydım, kentte bir hiçim,</p>

<p>Asgari ücretle olur mu geçim,</p>

<p>Isırgan yolanlar köye dönsünler.</p>

<p> </p>

<p>Muhammet AVCI</p>

<p>Yanık Ozan</p>]]></content:encoded>
                                                    <image>https://www.karadenizekspres.com/images/media/2026/03/koye-donsunler_69ac96f450e5e.jpg</image>
                                <category>TARIM,KARADENİZ,YAŞAM</category>
                <author>Karadeniz Ekspres</author>
                <link>https://www.karadenizekspres.com/koye-donsunler/45811</link>
                <pubDate>Sun, 08 Mar 2026 00:20:00 +0300</pubDate>
            </item>
                                <item>
                <title>Sokağın Tozunda Büyüyen Bir Hayal</title>
                                    <description>İstanbul’un en kalabalık caddelerinden birinde, daha mağazalar kepenklerini tam açmadan, tramvayın ilk zili sabahın serinliğini bölmeden önce bir adam görünürdü. Elinde uzun saplı süpürgesi, sırtında belediyenin kirden rengi dönmüş üniforması, başında solmuş şapkasıyla, kaldırımların üzerinde birikmiş izmaritleri, yaprakları, kâğıtları yavaş yavaş bir köşeye toplardı.</description>
                                                     <content:encoded><![CDATA[<p>Onu herkes görürdü ama kimse gerçekten bakmazdı. İnsanlar genelde başlarını hafifçe çevirir, temizlenmiş yoldan geçer, sonra o yolu kimin temizlediğini hemen unuturdu.</p>

<p>O adamın adı Hasan’dı.</p>

<p>Hasan elli dokuz yaşındaydı, ama yüzündeki çizgiler yetmişi çoktan geçmiş bir adamın çizgileri gibiydi. Yorgunluk bazı insanları erkenden yaşlandırır. Kış sabahlarının ayazı, yazın asfalt üstünden yükselen sıcaklık, yağmurun altında süpürge tutmak, insanların bazen suratına bile bakmadan yere bir şey atması… bunların hepsi Hasan’ın yüzüne ince ince işlenmişti. Fakat gözleri hâlâ tuhaf bir şekilde canlıydı. O gözlerde, yalnızca yorgunluk değil, bir şey daha vardı: sanki kimseden vazgeçmeyen, ama kendinden çoktan vazgeçmiş bir adamın sessiz inadı.</p>

<p>Onun hayatındaki en değerli şey, yıllardır evinin küçük odasında ders çalışan kızı Elif’ti.</p>

<p>Elif, Hasan’ın öz kızı değildi. Daha iki yaşındayken annesini kaybetmiş, babası ise bir inşaat kazasında ölmüştü. Hasan o zamanlar belediyede yeni işe girmişti, kendi hayatını bile zar zor taşıyordu. Ama kız kardeşinin ardından o küçük çocuğu devlet yurduna teslim edememişti. “Bu çocuk yabancının elinde büyümez,” demişti o gün. “Ben ne yersem o da onu yer.”</p>

<p>İlk yıllar çok zordu. Hasan sabah erken işine gider, akşam geç döner, geceleri de bazen pazardan kalan sebzeleri ayıklayıp ertesi güne çorba çıkarırdı. Elif büyüdükçe onun içindeki bir boşluğu da büyüttü. Hasan artık yalnızca yaşayan bir adam değildi; bir amacı vardı. Kızın ayakları yere sağlam bassın, okumayı söksün, kimsenin karşısında boynunu eğmesin istiyordu. Kendisinin okuyamadığı her sayfayı Elif’in önüne koydu. Kendisinin söyleyemediği her sözü, kızın ağzında güçlü bir cümleye dönüştürmek için uğraştı.</p>

<p>Mahalle bunu başta tuhaf buldu.</p>

<p>“Hasan, sen kız çocuğunu niye bu kadar okutuyorsun?” diyenler oldu.</p>

<p>“İki dikiş öğrensin, memur olsa yeter,” diyenler oldu.</p>

<p>“Koca belediye işçisi, doktor mu çıkaracak evinden?” diye alay edenler oldu.</p>

<p>Hasan bu cümleleri duydukça yalnızca süpürgesinin sapını biraz daha sıkı tutardı. O hiçbirine uzun cevap vermezdi. Ama bazen gece Elif ders çalışırken kapının önünde durur, kızın ışık vurmuş yüzüne bakar ve içinden tek bir cümle geçirirdi:</p>

<p>“Sen oku kızım. Beni değil, bu şehri utandır.”</p>

<p>Elif çok çalıştı. Çalışmak zorundaydı, çünkü hayal kurmak fakirler için pahalıydı. Lise boyunca sınıf birincisi oldu. Okuldan çıkınca babasına yardım etmek için akşamları komşu çocuklarına ders verdi. Hasan bunu öğrendiğinde çok kızdı. “Sen iş yapmayacaksın,” dedi. “Senin işin okumak.” Elif ise gülüp babasının omzuna başını yasladı. “Senin kızın biraz inatçı,” dedi. “Bunu senden öğrendim.”</p>

<p>Üniversite sınavı açıklandığında, Elif tıp fakültesini kazanmıştı.</p>

<p>Hasan sonucu ilk gördüğünde anlamadı. Telefon ekranında yazan rakamlar, puanlar, yerleştirme bilgileri onun dünyasına ait değildi. Elif elleri titreyerek “Baba, oldu,” dediğinde, Hasan bir süre konuşamadı. Sonra yalnızca duvara yaslanıp ağladı. Sessiz, içe doğru çöken, insanın yıllarca tutup da bir köşeye bıraktığı bütün gözyaşlarını bir anda geri çağıran bir ağlayıştı bu.</p>

<p>Ama asıl zorluk o gün başladı.</p>

<p>Tıp fakültesi kazanmak başka şeydi, orada okumak başka. Kitaplar pahalıydı. Yurt masrafı vardı. Ulaşım, kırtasiye, öğle yemeği, önlük, staj günleri, nöbetler… Hasan’ın maaşı bunların hepsine yetmezdi. Bu yüzden ikinci bir iş daha yaptı. Geceleri pazar yerinde kasa topladı. Bazen sabah dörtte eve geldi, bir saat uyuyup yine işe gitti. Elindeki nasırlar büyüdü, sırtı daha çok ağrımaya başladı, ama Elif’e bunların hiçbirini belli etmedi.</p>

<p>Bir gün Elif eve erken geldiğinde babasını mutfak sandalyesinde uyuyakalmış buldu. Adamın başı bir yana düşmüş, elinde pazardan getirdiği file hâlâ duruyordu. Ayakkabıları çamurluydu. Cebinden yarısı yırtılmış bir kâğıt sarkıyordu. Elif o kâğıdı çekip baktı: bankadan çekilmiş küçük bir ihtiyaç kredisi taksit çizelgesiydi.</p>

<p>O an ilk kez anladı.</p>

<p>Babası ona “hallediyoruz” derken, aslında kendi bedeninden eksiltiyordu.</p>

<p>O gece Elif ağlayarak mutfağa çıktı. Hasan onu görünce toparlandı, yüzüne gülümseme yerleştirdi. “Acıktın mı kızım?” dedi. “Patates yemeği ısıtayım.”</p>

<p>Elif cevap vermedi. Dizlerinin üstüne çöküp Hasan’ın ellerini tuttu. O ellerde deterjan, çöp, toz, kış çatlakları ve nasır vardı. Sonra yavaşça o elleri alnına götürdü.</p>

<p>“Baba,” dedi, “sana söz veriyorum. Bir gün seni bu eller yüzünden utandıran herkes, bu ellerin kıymetini anlayacak.”</p>

<p>Hasan, kızının saçını okşadı. “Benim ellerimden utanmam ki,” dedi sakin bir sesle. “Ben sadece senin başını öne eğdirmemekten korkarım.”</p>

<p>Tıp fakültesinin dördüncü yılında Elif, staj için büyük bir özel hastaneye başvurdu. Belgeleri tamdı, notları yüksekti, referansları güçlüydü. Mülakatta her şey iyi gidiyordu. Ta ki insan kaynaklarındaki kadın, formdaki “baba mesleği” kısmına gözünü dikene kadar.</p>

<p>“Babanız belediye temizlik işçisi mi?” diye sordu.</p>

<p>Elif başını kaldırdı. “Evet.”</p>

<p>Kadının yüzünde küçücük, ama çok tanıdık bir ifade belirdi. Sanki karşısındaki kişinin başarısını küçültmek için aradığı delili bulmuştu. “Anlıyorum,” dedi. “Biz burada kurumsal görünüşe çok önem veririz. Hastane bir vitrindir.”</p>

<p>Elif önce ne demek istediğini anlamadı. Sonra kadın dosyayı kapatıp gülümsedi. “Sizi arayacağız,” dedi.</p>

<p>Aramadılar.</p>

<p>O gün Elif eve dönerken bütün şehir ona daha kirli göründü. Kaldırımlar aynıydı, tramvay aynı raylarda gidiyordu, dükkânlar aynı ışıklarla parlıyordu ama her şey kirliydi. Çünkü ilk kez babasının yıllarca temizlediği sokakların, içindeki insanların kalbini temizleyemediğini anladı.</p>

<p>Hasan kapıyı açtığında kızının yüzüne baktı ve olanı hemen anladı. Çünkü bazı babalar kelimelere ihtiyaç duymaz.</p>

<p>“Almadılar mı?” diye sordu.</p>

<p>Elif başını salladı.</p>

<p>“Niye?”</p>

<p>Bu kez Elif kendini tutamadı. “Çünkü sen sokak süpürüyorsun baba,” dedi boğuk bir sesle. “Çünkü onların gözünde ben ne kadar çalışırsam çalışayım, senin üstündeki toz bana da bulaşıyor.”</p>

<p>Hasan birkaç saniye sustu. Sonra sakin sakin ceketini giydi.</p>

<p>“Nereye gidiyorsun?” diye sordu Elif.</p>

<p>“Bir yere gitmiyorum,” dedi Hasan. “Sadece yürümem lazım.”</p>

<p>O akşam saatlerce yürüdü. Kimse fark etmeden temizlediği sokaklardan geçti. Bir vitrinde kendi yansımasını gördü: yaşlanmış, yorulmuş, beli hafif bükülmüş bir adam. Bir an için gerçekten kızının önünde engel olup olmadığını düşündü. Belki de bu şehir haklıydı, belki de bazı kapılar fakirlerin çocuklarına tam açılmıyordu.</p>

<p>Ama sonra, caddenin köşesinde küçük bir çocuk ayağı takılıp düştü. Herkes yanından geçti. Hasan eğilip çocuğu kaldırdı, dizindeki tozu sildi, annesini bulup teslim etti. Kadın teşekkür edip gitti. Hasan yine tek başına kaldı.</p>

<p>O an anladı.</p>

<p>Bazı insanlar kimin kıymetli olduğuna maaşa bakarak karar veriyordu. Ama hayat, en çok yere eğilip başkasını kaldıranları hatırlıyordu.</p>

<p>Eve döndüğünde Elif masada ağlamaktan uyuyakalmıştı. Hasan kızının üstüne battaniye örttü, sonra küçük kâğıda tek bir cümle yazıp masaya bıraktı:</p>

<p>“Bizi küçük gören yere bir gün seni çağıracaklar. O gün git. Ama benim için değil, senden sonra gelecek olanlar için git.”</p>

<p>Elif o notu sabaha kadar elinde tuttu.</p>

<p>Ve o günden sonra yalnızca doktor olmak için değil, insan onurunun neye benzediğini herkese göstermek için çalıştı.</p>

<p>𝗗𝗮𝗵𝗮 𝗳𝗮𝘇𝗹𝗮𝘀ı𝗻ı 𝗼𝗸𝘂𝗺𝗮𝗸 𝗶𝗰̧𝗶𝗻 𝗯𝗮𝗴̆𝗹𝗮𝗻𝘁ı𝘆𝗮 𝘁ı𝗸𝗹𝗮𝘆ı𝗻👉https://newsfirefly.com/beyaz-onlukle-donen-adalet/</p>]]></content:encoded>
                                                    <image>https://www.karadenizekspres.com/images/media/2026/03/sokagin-tozunda-buyuyen-bir-hayal_69ac27137ce14_h.jpg</image>
                                <category>YAŞAM,TÜRKİYE,EĞİTİM-BİLİM</category>
                <author>Karadeniz Ekspres</author>
                <link>https://www.karadenizekspres.com/sokagin-tozunda-buyuyen-bir-hayal/45794</link>
                <pubDate>Sat, 07 Mar 2026 16:22:00 +0300</pubDate>
            </item>
                                <item>
                <title>HURMA NASIL BİR NİMET...</title>
                                    <description>&quot;İçinde hurma olmayan evin halkı açtır.” diye buyuruyor Fahr-i Kainat (sas). Hurma sadece sıradan bir besin kaynağı değil. İnsana en yakın olan bir ağacın meyvesi. Bu yakınlık inancımızdan dolayı hissettiğimiz bölgesel ya da coğrafi bir hısımlık değil, hurma ağacı insan ile pek çok ortak özelliğe sahip.</description>
                                                     <content:encoded><![CDATA[<p> </p>

<p>Bir kere kalbi var hurma ağaçlarının. Ve bazen kırılıyor, bazen küsüyor. Şiddetli baskıya maruz kalırsa duruyor ve ölüyor. Hurma ağaçları da insanlar gibi bir erkek ve dişiden oluşuyor. Erkeğin poleni olmadan dişi hurma vermiyor.</p>

<p>En enteresanı ise doğumu. Dişi hurma ağacı erkeğin polenini aldıktan bir yıl sonra doğuruyor. Bildiğimiz doğum gibi. Şayet bebek ağacı, annesinin yakınında, yani görebileceği bir yerden daha uzağa ekerseniz, hem bebek, hem anne daha fazla hayatta kalmıyor ve ölüyor.</p>

<p>Kökeni çok eskilere dayanıyor. Bilinen ilk paralarda hurma meyvesinin resmedildiğini aktarıyor uzmanlar. Ve kutsal metinlerde de elbet. Kur’an-ı Kerim’de de Hz. Meryem’e doğum öncesinde hurma yemesi tavsiye edildiği anlatılıyor: “Derken doğum sancısı onu bir hurma dalına sürükledi. Dedi ki: ‘Keşke bundan önce ölseydim de, hafızalardan silinip unutuluverseydim.’ Altından (bir ses) ona seslendi: ‘Hüzne kapılma, Rabb’in senin altında bir su arkı kılmıştır. Hurma dalını kendine doğru salla, üzerine henüz oluşmuş taze hurma dökülüversin. Artık, ye, iç, gözün aydın olsun.’” (Meryem 23-26)</p>

<p>Peygamber Efendimiz (sas) de loğusalık döneminde hurma yemenin öneminden bahsediyor: “Kadınlarınıza loğusa döneminde hurma yediriniz. Kim loğusalığında hurma yerse onun çocuğu akıllı ve ağırbaşlı olur. Çünkü hurma, Hz. Meryem’in loğusalığındaki yiyeceği idi. (Hz. Meryem validemize Allah (cc) kuru bir hurma ağacından onu vermişti). Şayet (loğusa için) hurmadan daha iyi bir yiyecek olsa idi Allah (cc) onu Meryem’e ikram ederdi.”</p>

<p>Ömrü de insanın ömrüne çok benziyor hurma ağaçlarının. Uzunlukları aşağı yukarı aynı ve verimli yaşları da öyle. Bebeklik süresi de. Bir kadının doğurabileceği kadar doğum yapıyor dişi hurma ağaçları.</p>

<p>Sıkı durun; tıpkı insan gibi, eğer kafasını keserseniz ölüyor hurma ağaçları.</p>

<p>Efendiler Efendisi (sas) bir hadis-i şerifte, “Halanız olan hurma ağacına saygı gösteriniz! Çünkü, ilk hurma ağacı, Âdem aleyhisselâmın çamuru artıklarından yaratıldı.” buyuruyor.</p>

<p>İnsandaki kıllara çok benzer liflere sahip hurma ağaçları ve dişisindeki lif dağılımı, dişi insandaki kıl dağılımına çok benzer.</p>

<p>İnsan da susuz yaşayamıyor, hurma da. Suya en fazla ihtiyacı olan ağaçtır hurma.</p>

<p>Bu ağaçların kendi kendini tedavi etmek gibi bir özellikleri olduğu gibi, müthiş bir diğerkâmlık boyutları da var. Bir hurma bahçesine salgın hastalık bulaştığı zaman, ölen ilk hurma ağacı yakılıyor ve yakılan ağacın külleri, bahçedeki diğer ağaçlara ulaşıp, onları tedavi ederek kurtarıyor!</p>

<p>Ve özel bir hurma: Acve… Bir müşrik, elindeki yanmış hurma dalını Efendimiz’e gösterip: “Bu yanıp, kurumuş dalı toprağa ek, şayet hurma yetişirse, senin peygamber olduğunu tasdik ederiz.” der. Kainatın Efendisi (sas) mübarek tükürüğüyle dalı ıslatır ve diker. İşte o daldan yetişen hurmanın adıdır Acve.  Bu nedenle yanık bir rengi vardır. Keza Efendimiz (sas) bu hurmayı anlatırken şöyle buyuruyor:  “Kim sabah aç karnına yedi tane acve hurması yerse o gün ona ne sihir ne de zehir tesir eder.”</p>

<p>İbni Ömer (ra) anlatıyor: “Efendimiz’in yanında otururken hurma ağacının özü, içi (cummar) getirildi. Efendimiz şöyle bir soru sordu: ‘Ağaçlardan bir ağaç aynen Müslüman adama benzer yaprağı düşmez. Söyler misiniz bana hangi ağaçtır o?’ Orada bulunanlar çöl ağaçlarına daldılar, benim aklıma hurma olduğu geldi. Söylemeye niyetlendim ama baktım ki ben orada olanların en küçüğüyüm sustum. Efendimiz buyurdular ki: ‘O ağaç hurmadır’”</p>

<p> </p>

<p> </p>]]></content:encoded>
                                                    <image>https://www.karadenizekspres.com/images/media/2026/02/hurma-nasil-bir-nimet_69998b74def3e.jpg</image>
                                <category>TÜRKİYE GENEL ,TARIM,YAŞAM</category>
                <author>Karadeniz Ekspres</author>
                <link>https://www.karadenizekspres.com/hurma-nasil-bir-nimet/44195</link>
                <pubDate>Sat, 21 Feb 2026 13:38:00 +0300</pubDate>
            </item>
                                <item>
                <title>EDİLECEK! SATILAN MALLAR GERİ VERİLECEK!</title>
                                    <description>SAKARYA – 6360 Sayılı Büyükşehir Yasası ile Sakarya’nın binlerce yıllık köy kültürüne ve mülkiyet haklarına vurulan darbe, TBMM’ye sunulan yeni kanun...</description>
                                                     <content:encoded><![CDATA[<p><br />
SAKARYA – 6360 Sayılı Büyükşehir Yasası ile Sakarya’nın binlerce yıllık köy kültürüne ve mülkiyet haklarına vurulan darbe, TBMM’ye sunulan yeni kanun teklifiyle son buluyor. Kırsal Mahalle Platformu, Sakaryalı hemşehrilerimizin sesi olarak, köylerin tüzel kişiliğinin iadesi ve belediyelere geçen malların geri alınması için başlatılan bu hamleyi şehrin gündemine taşıyor.<br />
________________________________________<br />
SAKARYA’NIN BEREKETLİ TOPRAKLARI RANTTAN KURTULUYOR<br />
Sakarya genelinde mahalle statüsüne geçirilerek meraları ve ortak kullanım alanları belediye mülkiyetine dahil edilen köylerde yaşanan mağduriyet, hazırlanan teklifle çözüme kavuşuyor. Kırsal Mahalle Platformu adına yapılan açıklamada; Karacabey Hürriyet Köyü'nde yaşanan mülkiyet krizinin bir benzerinin ilimizde yaşanmaması için bu teklifin hayati önem taşıdığı vurgulandı.<br />
Platform yetkilileri, Başkan Ertuğrul Yurduseven, Yönetim kurulu Burhan Koç, Süleyman Likos ve Mehmet Sağlam yapmış oldukları Basın açıklamasında "Köylünün imece usulüyle, dişinden tırnağından artırarak aldığı tarlalar artık belediyelerin satış listesinde değil, köylünün üretim planında olacak" dedi.<br />
TEKLİF NE GETİRİYOR? SAKARYALI ÇİFTÇİYİ NE BEKLİYOR?<br />
TBMM’ye sunulan ve Kırsal Mahalle Platformu tarafından desteklenen teklifin satır başları:<br />
• Doğrudan Köy Statüsü: Sakarya’nın ilçelerinde "kırsal mahalle" olarak tescillenen yerler, bürokratik engeller olmaksızın yeniden "Köy" olacak.<br />
• Mülkiyet İadesi: İlçe belediyelerine devredilen köy konakları, meralar, taşınmazlar ve nakit varlıklar kuruşu kuruşuna köy tüzel kişiliğine geri dönecek.<br />
• Rant Projelerine Dur: Kamusal hizmet adı altında başlatılan ancak ticari projelere dönüşen arazi devirleri hukuken geçersiz sayılacak.<br />
"HÜRRİYET KÖYÜ BİZİM AYNAMIZDIR"<br />
Platformdan yapılan açıklamada, Karacabey Hürriyet Köyü’ndeki adaletsizliğin Türkiye’nin dört bir yanındaki mağduriyetlerin sembolü olduğu belirtilerek; "Sakarya’nın köylüsü toprağına, geleceğine ve hukukuna sahip çıkıyor. Köy tüzel kişiliği bir tabeladan ibaret değildir; o toprakta yaşayanların ortak mirasıdır," ifadelerine yer verildi.<br />
________________________________________<br />
Sakarya Medyası Özel Haber</p>

<p class='okuma-suresi' style='color:#888; font-size:13px; margin-top:25px; font-style:italic; border-top:1px dashed #eee; padding-top:10px;'>Tahmini okuma süresi: 2 dakika.</p>]]></content:encoded>
                                                    <image>https://www.karadenizekspres.com/images/media/2026/02/edilecek-satilan-mallar-geri-verilecek_6983a563704ed.jpg</image>
                                <category>TARIM,KARADENİZ,YAŞAM</category>
                <author>Karadeniz Ekspres</author>
                <link>https://www.karadenizekspres.com/edilecek-satilan-mallar-geri-verilecek/42218</link>
                <pubDate>Wed, 04 Feb 2026 22:59:00 +0300</pubDate>
            </item>
            </channel>
</rss>
