Reklam
Reklam

TÜRK TARIMINDA YAPISAL BOZULMA

Para vermek, balık vermek gibidir. Halbuki insanlara balık vermek yerine, balık tutmanın öğretilmesi gerekir. Bu da üretim eksenli kalkınma modeline geçilmesiyle mümkündür.

TÜRK TARIMINDA YAPISAL BOZULMA

Para vermek, balık vermek gibidir. Halbuki insanlara balık vermek yerine, balık tutmanın öğretilmesi gerekir. Bu da üretim eksenli kalkınma modeline geçilmesiyle mümkündür.

TÜRK TARIMINDA YAPISAL BOZULMA
06 Haziran 2020 - 01:10

Bir ülkede tarım sektörü, sanayi sektörünün itici gücü olmalıdır. Genel ekonomik yapı içinde her sektör, ekonominin tabi dengeleri içinde yerini almalıdır. Dengeli kalkınma modelini esas alan ekonomilerde sadece lokomotif sektörün önceliği vardır. Diğer sektörler, lokomotif sektörün itici güçleri olarak katkı sağlamalıdır.
Tarım da temel amaç, bir ülkenin öncelikle kendi kendine yeterli olmasıdır. Fazla üretimin ihraç edilmesi, ülkeye döviz kazandırması yönünden önemlidir. Türkiye hiçbir dönem bütün ürünlerde kendi kendine yeterli olamamıştır. Eski yıllarda böyle bir ifade kullanılmış olsa da, bu söylem gerçeği yansıtmamaktadır. Bazı ürünlerde yetersiz üretim, bazı ürünlerde de fazlalıklar olmuştur. Yıllar ilerledikçe üretimde meydana gelen artışlar, nüfus artışının gerisinde kalmıştır. Meydana gelen açıklar verim artışları ile karşılanmaya çalışılsa da ilerleyen zaman içinde nüfus artışına yetişememiştir..
Tarımın yapılabilmesi için öncelikle uygun kalite ve büyüklükte arazi, tarım kültürünü ayrıntıları ile bilen çiftçilere ihtiyaç vardır. Arazi ve çiftçi olmadan tarım yapılması mümkün değildir. Bunlara ek olarak sermaye, tohum, gübre ve zirai ilaç gibi girdiler gereklidir. Türkiye’de yıllardır sürdürülen ilkesiz tarım politikaları sebebiyle, çiftçi sayısı oldukça azalmış, tarım topraklarının büyük bir çoğunluğu da Medeni Kanundaki miras ilişkileri sebebiyle üzerinde tarım yapılamayacak kadar parçalanarak, küçük arsalar haline dönüşmüştür.
Bu durumu tarımsal yapının bozulması olarak açıklamak mümkündür. Topraklar parçalanmış, çiftçiler geçimlerini sürdüremedikleri için, kentlere göç ederek, başka sektörlerde istihdam arayışına girmişlerdir. Kırsal kesimdeki fakirlik, insanları kentlerin varoşlarına sürmüştür. Halbuki doğrusu, kentlerde açılan istihdam alanlarının, kırsal kesim nüfusunu tabi dengeler içinde kentlere çekmesidir. İzlenen politikalar bu sağlıklı geçişi sağlayamadığı için, kentler adeta köyleşmiştir. Bu durum sosyolojik sorunları da beraberinde getirmiştir.


Yaşamakta olduğumuz Korona günleri sebebiyle tarımın önemi anlaşılmış olup, hemen hemen her siyasi kurum tarıma önem verilmesi gerektiğini söylemektedir. Ancak hiç birisi öncelikle bozulmuş olan tarımsal yapının düzeltilmesinden bahsetmemektedir. Osmanlı döneminde tarım arazileri Has, Zeamet ve Timar diye üçe ayrılıyordu. Her işletme, bütünlüğü bozulmadan bir işletmeciye veriliyor, verimli işletemediği görülürse geri alınarak, daha iyi işletebilecek başka işletmeciye tahsis ediliyordu. Bu toprak düzeninin şimdiki torak düzeninden daha sağlıklı olduğunu kabul etmek durumundayız.
Medeni Kanunumuz İsviçre Nedeni Kanunundan alınırken, tarım işletmelerinin bütünlüğünü koruyan maddesi alınmamıştır. Bu sebeple Cumhuriyet Tarihi boyunca tarım arazileri mirasçılar arasında sürekli bölünerek ekonomik ölçekli işletme büyüklüğünün altına düşmüştür. Bu durum 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanma Kanunu ile düzeltilmeye çalışılmış ise de fiili uygulamalarda sonuç değişmemiştir.

yazının devamı linkte..
https://www.karadenizekspres.com/yazarlar/necdet-topcuoglu/turk-tariminda-yapisal-bozulma/2227/

Reklam

YORUMLAR

  • 0 Yorum