Adaletin Var mı TÜRKİYE?
Abdulbaki ERDOĞMUŞ

Abdulbaki ERDOĞMUŞ

Abdulbaki ERDOĞMUŞ

Adaletin Var mı TÜRKİYE?

06 Aralık 2018 - 15:18

 

Böyle bir soruyu cevaplamak neden zor olsun? Değerlerin ancak Adalet ile ayakta kalabileceğine inananlar için “hayır” diyebilmek çok kolay, çünkü Türkiye’de ayakta kalan hiçbir değer yoktur. Bir dinleri, dinci bir ideolojileri ve kutsal bir iktidarları olanlar için de “evet” demek çok kolay, çünkü kendilerine de bir gün Adaletin lazım olacağını düşünmezler bile..!

Zor olan ise; “Adalet dediğin de ne?” diyenlere cevap verebilmek. Adil yöneticilerimiz mi var, gösterelim? Adil bir yargımız ve yargıçlarımız mı var, örnek verelim? Adil siyasetçilerimiz mi var, adını verelim? Yoksa adil din adamlarımız, dindarlarımız mı var, insaflarına havale edelim?

Gerçek şudur ki, hukuka bağlı olmayan devlet ve Yargı dahil hiçbir kurum, kuruluş, siyaset, hukuk veya din adamı veya herhangi bir insanın adaleti olmadığı gibi, adalete inancı ve saygısı da yoktur.! Çünkü Adaleti tesis edecek olan hukuktur, hukuka saygıdır ve hukuka bağlılıktır!

Bu nedenle Türkiye'de adaletin varlığından söz etmenin bir fanteziden ibaret kalacağını biliyorum. Buna rağmen duyduğum sorumluluğu okuyucuyla paylaşmak istedim.

Bizde adalet çoktan öldü. Ne yazık ki adalet ölünce yapılabilecek bir şey de yoktur! Denilebilir ki “Bizde adalet hiç yaşamadı ki ölsün.!” Evet, bu topraklarda adaletle tanışma onurunu hiç yaşamadık..!

Mahkeme duvarlarında yargıçların tam arkasında yazılı duran “Adalet, mülkün temelidir” cümlesi, sadece bir tabeladan ibaret kalmıştır..! Bir ülkede olabilecek en kötü şey; adalet olmadığı halde, “varmış!” gibi davranılmasıdır. Bu durumda yargıya, yargıca, mahkemelere, hatta devlete olan güven duygusu da tamamıyla yok olur. Bugün tam da bu noktadayız ve yargıçlar, yöneticiler, siyasetçiler, hukuk ve din adamları dahil hepimizi bekleyen akıbet aynıdır.!

Gerçekten durumumuz, hayatı için telaşlanan şaşkın Tilki’den hiç de farklı değil!

 

Tilkinin biri ormanda son hızla kaçıyormuş. Bunu gören Kurt önüne geçip sormuş:

Yahu böyle hızlı hızlı, kan-ter içerisinde nereye gidiyorsun? Tilki nefes nefese cevaplamış:

Ormanın kralı bir karar almış da…!

Neymiş o karar?

Bütün develer yakalandıkları yerde hemen boğazlanacaklarmış.

Behey avanak! Sen deve değilsin ki. Deveye de benzer bir yanın yok. Ne diye telaşlanıyorsun! Tilki kurda biraz manalı bakarak:

Öyle deme! İftiracının biri tutar benim deve olduğumu ihbar eder de bir yakalanırsam, Deve olmadığımı ispat edene kadar benim kürkümü kim bilir hangi zengin, hanımına hediye olarak alır…!

-

Hikâyeyi okuyunca gülüp geçmeyin. Yaşanan siyasal ve ekonomik krizlerden çok daha büyüğünü Yargı ve Ahlak alanında yaşıyoruz. Bir devletin/iktidar ve yönetimin itibarını Hukuk, toplumun itibarını ise Ahlak belirler. İkisi birden tefessüh etmişse, izmihlal yakın demektir.! Farkında olmamak, olup da sessiz, suskun, tepkisiz, gayretsiz, duyarsız, ilgisiz davranmak, izmihlale daha hızlı yaklaşmak demektir..!

Zalimleri, zulme ortak olanları ve zulmü onaylayanları bekleyen bir “cehennem” elbette olacaktır, ancak izmihlal sadece zalimler, ahlaksızlar ve suçlular için değil, masum oldukları halde onlarla birlikte hayatı paylaşanlar için de söz konusu olacaktır. Bilmeliyiz ki, Cehennem, zalimler ve yandaşları için lav püskürtse de, izmihlal/helak; sessizler, korkaklar, duyarsızlar için de onursuzca bir yok oluştur..!

William James: “Korkunun kendisi korkulan şeyden daha fazla zarar veriyor. Korku kültürünün egemen olduğu toplumlarda, insanları pozitif idealler değil, negatif korkular, söylenmeler, şikayetçilikle beslenmiş duygular birlik ve beraberlik içinde tutar.”

Bugün bizleri birlikte tutan; değerlerimiz değil, korkularımızdır. Düşüncelerin, fikirlerin, inançların, siyasi tercihlerin, etnik ve mezhep aidiyetlerinin yargılandığı, mahkûm edildiği, hapsedildiği, yaşam hakkı dahi tanınmadığı bir ülkede korkuyu ve korkanları yadırgamak belki de doğru değildir. Ancak Adalet; bir tercih veya cesaret sorunu değil,  her insan için; bir onur, şeref, haysiyet sorunu, müminler için bundan fazlası olarak Allah’a inanmanın/ imanın olmazsa olmaz bir şartıdır. Diğerleri gibi bu şart yerine getirilmezse iman eksik, hatta geçersiz olacaktır.!

Ayrıca Adalet; insanlar için olduğu kadar evren ve içindeki bütün varlıklar için de gereklidir. Bu nedenle adalet arayışının insani, ahlaki, vicdani ve İslami bir zorunluluk olduğunun bilinmesi gerekir. Adalet arayışından vaz geçmenin hiçbir mazereti yoktur..!

“Ey iman edenler! Allah için hakkı ayakta tutan, adaletle şahitlik eden kimseler olun. Bir topluluğa duyduğunuz kin, sizi âdil davranmamaya itmesin. Adaletli olun; bu, Allah korkusuna daha çok yakışan (bir davranış) tır. Allah'a isyandan sakının. Allah yaptıklarınızı hakkıyle bilmektedir.”  (Maide/5:8)

Elie Wiesel’in şu sözleri kulaklarımızda hep çınlamalıdır:

"Adaletsizliği önleyecek gücümüzün olmadığı zamanlar olabilir ama; adaletsizliğe itiraz etmeyi beceremeyeceğimiz bir zaman asla olmamalıdır!."

 

Abdulbaki Erdoğmuş

 

  • Reklam

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Reklam