Siyasal Şiddet Zorbaların Yasasıdır!
Reklam
Reklam
Abdulbaki ERDOĞMUŞ

Abdulbaki ERDOĞMUŞ

Abdulbaki ERDOĞMUŞ

Siyasal Şiddet Zorbaların Yasasıdır!

22 Temmuz 2019 - 00:31



Siyasal Şiddet; gerek devletler, gerekse devletlere karşı mücadele veren örgütler açısından bir egemenlik ve tahakküm aracıdır. Zorbalar şiddeti; birbirlerine karşı olduğu kadar, egemen oldukları kesimlere ve kendi içinde de uygulamayı bir yöntem olarak seçerler. Bu bakımdan şiddet; diyalog kurmayı, müzakere edip anlaşmayı, asgari faydada uzlaşmayı başaramayan tarafların cebir ve baskı kullanarak üstün gelmeye çalıştığı ilkel bir yöntemdir.

İlkel devletler ve örgütler için bir tahakküm aracı olan şiddetin, ilkel toplumlarda da yaygın olarak kullanıldığını en azından kendimizden biliyoruz.  Ne yazık ki bizler ve coğrafyamızın bütün unsurları için şiddet; yalnız bir kültür değil, bir övünç kaynağı ve yaşam sevincidir. Tarihimiz şiddet öyküleriyle, hikâyelerimiz şiddet kahramanlıklarıyla yazılmıştır. Şiddetin boyutuna ve sonuçlarına göre ecdadımızla, aşiretimizle, kabilelerimizle ve kendimizle övünür gururlanırız. 

Bilmiyoruz ki şiddet; medeni toplumların değil, ilkel, barbar toplumların özelliklerindendir, hayvani bir duygudur ve asla övünç kaynağı değildir. 18. yüzyıl Osmanlı sadrazamlarından Koca Mehmet Ragıp Paşa’nın ifadesi tam da bizleri tanımlamaktadır:
“Şecaat Arz Ederken Merd-i Kıbtî Sirkatin Söyler”
Elbette şiddet, yalnız coğrafyamızla veya bizimle sınırlı değildir. İnsanların var olmasıyla birlikte şiddet de onlarla birlikte var olmuştur. Hatta şiddetin tarihi, insanlık tarihinden de eskidir. Şiddetin tarihi canlı varlıkların tarihiyle birlikte başlar. Hayvani bir duygu olarak öne çıkan şiddet, insanda en vahşi boyutuyla kendisini göstermiştir. Medeni (halife) olmakla sorumlu tutulan insan, bu sorumluluktan uzaklaştıkça kaçınılmaz olarak şiddet girdabında yaşamaya mahkûm olur. 

Kur’an-ı Kerim’in, şiddetin insanlarla birlikte otaya çıkışının tarihsel örneğini Habil ve Kabil olarak bildiğimiz Âdem’in çocuklarıyla vermesi bir hikmeti öğretmek içindir. Şiddete maruz kalan Habil, şiddet temayülü gösteren Kabil’e “Ben isterim ki sen, benim günahımı da, senin günahını da yüklenip ateş halkından olasın! Zalimlerin cezası budur.” (Maide/5:29)  biçimindeki hitabı, şiddeti bir yöntem olarak seçen zihniyetin, zülüm ile birlikte şiddete maruz kalanların günahlarını da yüklenmiş olacağını anlatmaktadır.

Modern çağın siyasal şiddeti ise daha çok ulus/milli devlet inşası/ideolojisi üzerinden sistematik bir yöntem olarak ortaya çıkmıştır ancak istisnasız her ideoloji -gerekçeler farklı da olsa- şiddet içerir. Çünkü yönetmek/egemenlik iddiası ancak şiddetle gerçekleşebilir. Devlet/iktidar; gücünü şiddet veya şiddet tehdidinden alır. Ulusçuluk, Dincilik, Milliyetçilik gibi ideolojileri de besleyen şiddettir. Bu nedenle her kesimin öncelikli hedefi; Güç (şiddet) araçlarına sahip olmaktır. Silah alımına harcanan kaynakların hesaplanması dahi mümkün değildir. Zengin ülkeler ürettikleri silahlarını satarak geri ve yoksul ülkelerin kaynaklarını sömürmeye devam etmektedirler. Bunun en önemli nedeni; geri kalmış ülkelerde egemenliğin şiddete dayanmasıdır.!

Kuşkusuz, büyük felaketlere, katliamlara, soykırımlara, göç ve tehcire yol açan siyasal şiddettir. Siyasallaşan dini-la dini şiddeti de bu kapsamda değerlendiriyorum. Ne yazık ki en büyük tahribata da, din ve ırkçılık ile beslenen şiddet sebep olmaktadır. Örnekleri, yeryüzünün her coğrafyasında bulmak mümkündür ve bugün de bizim coğrafyamız başta olmak üzere birçok bölgede benzer durumlar yaşanmaktadır. Çünkü insanlık hep aynı tehdit ve tehlike ile karşı karşıyadır. 

YORUMLAR

  • 0 Yorum