DEPREMİN KIZI
Reklam
Reklam
Ayşe Atay

Ayşe Atay

RETORİK

DEPREMİN KIZI

23 Aralık 2018 - 19:03

 Off yine yağmur yağıyor, koş İzel geç kaldık staja koş!

 Arkadaşlar benden önce gelip sekizinci sınıfların hocası hastaymış diye derse girmişler. Çocuklara oyun oynatıyor halde buluyorum onları. "Olur mu hiç?  Çocuklar bu sene sınava girecek, test çözdürmeliyiz." diyecek oluyorum ama ben sonradan gelen öğretmen olarak hakimiyetin ben de değil arkadaşlarda olduğunu düşünüp susuyorum.

Geçenlerde Alfred'den okuduğum "Çocuğu oyun oynarken gözlemleyerek hayata karşı tüm tavırlarını görebiliriz." cümlesinden yola çıkarak çocukları seyre koyuluyorum. Sağ taraftakiler şakalaşmaya başlamış, orta gruptakiler hop oturup hop kalkıyor, gözlerimi duvar kenarına çevirdiğimde bir kız ile göz göze geliyorum,

 -Hüseyin, şu kız bana niye böyle bakıyor?

 - Bilmem herhalde kaynaştırma öğrencidir.

 Gözlerimi tekrar diğer öğrencilere çeviriyorum. Zil çaldığında danışman hocamız, öğrencilere  çözdürmemiz için test veriyor. "Ohh be test var! Çocuklar sınava hazırlanacak." diye içimden söyleniyorum. Hüseyin dağıtıyor soruları, ben yine öğrencileri izliyorum.  Off yine bu kızın gözleri... Yanına yaklaşıyorum bu sefer,

 -Neden testleri çözmeye başlamadın?

-Öğretmenim, ben okumayı bilmiyorum.

 Aldığım cevapla irkiliyorum. Nasıl olur? Testler, sınav, yarış ne olacak şimdi diye düşünüyorum. "Şimdiye kadar okumayı neden öğrenemedin?" sormuyorum. Sorarsam incinebilir, onun anlatmasını bekliyorum. Usulca yanına oturuyorum.

 -Peki ben sana soruyu okusam, sen cevaplarını söyler misin?

 Kabul ediyor, dersin yarısına kadar ben soruları okuyorum o cevaplıyor. Bir kaç konuşma sonra daha da ısınıyoruz birbirimize. Adının Zeynep olduğunu, Van depreminden sonra Erzincan'a taşındıklarını, sonra da yaşadıklarından dolayı okumayı öğrenemediğini anlatıyor. Korkmuş, ürkmüş, susmuş...

 Belki de kaç enkaz, kaç tane ölüm görmüş. O anlatıyor ben dinliyorum, o anlatıyor ben çaresizleşiyorum anlattıkça tüm kaygıların küçüldüğünü hissediyorum. Ben Van oluyorum. Sarsılıyorum...

 -Sus Zeynep yaralama beni!-

 Zil çaldığında soluklanalım diye aşağı iniyoruz. Yine koridor gürültülü, çocuklar koşuşuyor, öğretmenler çaylarını yudumluyor, ben etrafı izliyorum. Yanımda oturan arkadaşım benimle konuşur gibi yüzüme dönmüş bir şeyler anlatıyor, sesi kafamın içinde yankılanıyor. Bir kamyon dolusu yük var içimde. Öğrenciler koridordan gelip geçiyor, herkes çok çabuk silinip gidiyor gözlerimin önünden. Depremler oluyor beynimde şarkı sözleri tam da böyle bir an da yazılmış olmalı diyorum. O sıra Zeynep bir masal kitabıyla geliyor yanıma,

 -Öğretmenim bu hafta bu kitabı okusam olur mu? Hem yazıları da büyük daha iyi görürüm.

 Sanki ses tonu kitap bahane ben de büyüdüm, beni görmenizi istiyorum der gibi.

 -Olur Zeynep. Haftaya kadar masalı oku sonra da bana anlatırsın.

 Birkaç gün sonra arkadaşlarla alışveriş merkezine yemek yemeye gidiyoruz. Yan taraftaki masaya, özel bir okuldan altı-yedi yaşlarındaki bir çocuk grubuyla iki öğretmen oturuyor. Hepsi fiyakalı; marka ayakkabılar, gelip giden fastfood  menüler, pastalar. Herhalde yaklaşan Noel’i kutluyorlar. Arkadaşım onları izlerken gülümsüyor,

 -Ne tatlılar değil mi?

 Susuyorum...

 Onlar hediye paketlerini açıyor, Zeynep'in gözleri aklıma düşüyor...

 -Baksana birinin önlüğünde haftanın öğretmeni yazıyor herhalde okuma yazmayı öğrenmiş.

"Öğretmenim, ben okumayı bilmiyorum." (Zeynep 14 yaşında...)

Oysa ben ne çok karşı çıkmıştım, Weber'in; eğitimin üst sınıfın ayrıcalığını korumak için var olduğu düşüncesine. Hâlâ kafamda bu fikirle çatışıyorum. Aksi mümkün diyorum.

 Onlar en pahalı hediyelerini açmaya devam ediyor, Zeynep'in gözleri aklıma düşüyor.

 Ahh Zeynep, depremler kızı... 

 

 

YORUMLAR

  • 0 Yorum