ÖĞRENCİ GÖZÜ İLE "SEÇİM"
Beyza Aksoy

Beyza Aksoy

ÖĞRENCİ GÖZÜ İLE

ÖĞRENCİ GÖZÜ İLE "SEÇİM"

03 Haziran 2021 - 21:49

Değerli Okurlarım;
      Bir hafta önce en sevdiğim derslerden biri olan “siyasi partiler ve seçimler” dersinde “seçimler” adlı bir konuya giriş yaptık ve bu konu özellikle seçim tarihi hakkında tartışmalar yapıldığı bugünlerde daha da ilgimi çekti ve sizlere öğrendiklerimi paylaşmak istedim.
      Seçim’in olgusuna bakıldığında ilk olarak “seçim” ve “siyasi seçim” tanımlamalarına bakabiliriz. Seçim anlam olarak bakıldığında kendilerine temsil görevi verilen kanuni kurallara uygun kişilerin, bir kısım veya bütün vatandaşlar tarafından seçilmesine denir. Siyasi seçim ise toplu bir iradenin birden fazla aday arasında tercihte bulunmasına denir.
      Seçimin tarihsel sürecine bakıldığında ise demokrasi’de de olduğu gibi Antik Yunan’da doğduğunu görüyoruz. Antik Yunan’da seçimler “ekklesia” adı verilen halk meclislerinde ve her kesimin oy veremeyeceği şekilde gerçekleşiyordu. Antik Yunan’da temsil edilen kişinin belli bir düzeye gelmiş olması ve seçmenlerin ise yetenekli, bilgili kişilerden olması gerekiyordu. Bu duruma literatürde “ klasik egemenlik ilkesi” denilmiştir. Antik Roma’da ise seçim sistemi forum ve halk meclisleri adı verilen yerlerde gerçekleşiyordu. Burada önemli bir ayrıntıyı belirtmemiz gerekiyor. Antik Yunan’da ve Antik Roma’da Cumhuriyet ile yönetim vardı. Her ne kadar kısmi bir demokrasi ve seçim oluşmuş olsa da bugün ülkeler cumhuriyet ile yönetildiği göz önüne alınarak o zamanlarda bir özgürlük havasının olduğunu söyleyebiliriz.
      Orta Çağ dönemine bakıldığında ise artık büyük imparatorlukların kurulduğunu ve geliştiğini görüyoruz. Bununla birlikte halkın krala karşı isteklerde bulunduğu hatta bunu yazılı bir kurala döndüğünü görüyoruz. Örneğin 1215 Magna Carta ile halk kralın yetkilerini sınırladı. Kilislerde rahiplerin, şehirlerde belediye başkanlarının, parlamento da parlamento üyelerinin seçilmesinde halk karar verici konumdaydı. Görülüyor ki her ne kadar Orta Çağda baskı oluşmuş olsa da halk bir durumda karar verici durumdaydı. Ancak Antik Yunan ve Antik Roma’da olduğu gibi sadece üst sınıfa mensup elitler, toprak sahipler ve kiliselerdeki rahip ve psikoposlar oy verebiliyorlardı. Kadın, çocuk, yaşlı ve kölelere oy hakkı verilmemişti.
      Fransız İhtilali sonrasında dünyada her şey değişmişti. Seçimler artık “genel oy ilkesi” ile gerçekleşiyordu. Genel oy ilkesi herkesin zengin – fakir, kadın – erkek ayrımı yapmadan oy verilmesine denilir. Genel oy ilkesi ile ayrıca günümüzde partilerin temelleri atılmıştır.( gelecek yazılarda anlatacağım.) Her ne kadar genel oy ilkesi ile herkes oy verebilme durumuna gelebilmiş olsa da bu ilke kadınlar için 20. yüzyılın başı ya da ortasında hayata geçmiştir. Örneğin medeniyetin merkezi dediğimiz İngiltere 1918, İsviçre 1971de kadınlara seçme seçilme hakkı verdi. Türkiye Cumhuriyeti ise daha yeni kurulmuş olmasına rağmen kuruluşundan tam 11 yıl sonra 1934 yılında kadınlara seçme ve seçilme hakkını verdi.
       Değerli Okurlarım; Son olarak ise seçmen olabilmenin şartlarına ve yargısal denetimine değinmemiz gerekiyor. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı ve çifte vatandaşlığa sahip olanlar, 18 yaşından büyükler, kısıtlı olmayan, kamu hizmetlerinden yasaklı olmayan herkes oy verebilme hakkına sahiptir. Ancak silah altında bulunan erler ile askeri öğrenciler ve taksirli suçlardan hüküm giyenler hariç ceza infaz kurumlarında bulunan hükümlüler oy veremezler. Seçimlerin yargısal denetimini ise 1950 yılında kurulan Yüksek Seçim Kurulu yapmaktadır. Yüksek Seçim Kurulunun amacı seçimlerin başlamasından bitimine kadar bütün işlemlerin dürüstlük ilkesi içinde yapılması seçimden sonra ise bütün yolsuzlukların, şikayet ve itirazların tam tarafsızlık içinde incelenmesi ve karara bağlanmasıdır.
Bir sonraki yazımda görüşmek dileği ile…
SAYGILARIMLA…