BİR ÖYKÜNÜN ARDINDAN ...
Cemil Kızıltuğ

Cemil Kızıltuğ

Kardelene Söylenen Türküler

BİR ÖYKÜNÜN ARDINDAN ...

09 Ağustos 2020 - 21:31



Tam on yıl Köyde çalıştım...
Hiç pişman değilim...
On yıl  ilçede, yirmi yılda Bakanlıkta çalıştım...
Peki ne oldu?
Kocaman bir hiçççç....

Sadece Öğretmen olmanın gururu, yetiştirdiğimiz öğrenciler ve devlete verdiğimiz hizmetlerle biz, baş başa kalarak ÖĞRETMEN olarak emekli oldum...

Sırtında elbisesi, sınıfında oturacak masası, sandalyesi olmayan ama adam gibi eğitim veren öğretmenler gördüm...

Şatafatlı makam odalarındaki geyik derisinden koltukları, Lüks takım elbiselerin içini dolduramayan Müdürleri de gördüm...

Kul hakkı nedir BİLMEYEN Burnu düşse yerden eğilip almayan kibir abidesi siyasetçileri de gördüm...

Vatan, bayrak  sevgisinden bihaber bürokratları da gördüm...

Vatan, Bayrak,Türk Milleti için her şeyini feda eden öğretmenleri de gariban köylü vatandaşı da gördüm...

Vatan sevdası için Öldürülmüş öğrenci  arkadaşlarımı da Öğretmen meslektaşlarımı da  gördüm...

Korkudan çıldırmış öğretmen eşlerini gördüm...

Yarasalarla, akreplerle, farelerle odamı paylaştım.
Ekmek, yemek bulamadığımızda, açlığımı bastırmaya çalıştım. Yenebilecek her şeyle idare etim, şükür ettim...

Lastik pabuçla yaya tükettiğim yolların sonunda, öğretmen temiz giyinir imajı için ayakkabılarımı değiştirdiğimi kimseye fark ettirmedim.
Kapımın önündeki ayakkabılarımın içine bırakılan tehdit yazılarını, kendimden başka kimseye okutmadım...

Her sabah bütün çocukları kendi çocuklarımla bir gördüm...

Öğle yemeklerimi öğrencilerimle birlikte ne bulduksa onunla paylaşmanın erdem olduğunu göstermek için sınıfta birlikte karnımızı doyurduk...

Sınıfı ısıtmak için çocuklarla birlikte, otomobil lastiği yuvarladım...

Dondurucu soğukta koltuk altında getirdiği oduna donarak yapışan öğrencimin buz kesmiş ellerini nefesimle ben ısıttım...

Kar suyu dolu ayakkabısıyla, sınıfın kapısına dayanan çocuğun gözlerindeki yalvarmayı bir ben gördüm...

Ben eskittim, bütün mendilleri mi çocukların yüzünde...

Eski çoraplarımı yeniden yeni yaptım minik ayaklarda...

Dilencisi oldum okulumun, çocuklara giysi sağlamak için bütün ülkemin tanıdığın yakınlarımın alay konusu oldum...

Kitaplar aldım, maaşımdan taksitlerini öderken zorlandığım.
Hiç gocunmadım.
Hiç gücenmedim.

Gecelerimi hep diğer gecelere ekledim...
Ömrümü eskittim...
On yılımı tükettim, Muşta, Amasya da.
Babasınıfı (Anasınıfı) öğretmenliği yaptım...

Tam beş yıl tek başıma, 135 öğrenciyi okuttum...

Hem okul müdürü, hem hademesi, hem öğretmeni hemde bekçisi oldum...

Hiç bir yazışmayı aksatmadım. Hiç bir prosedürü atlamadım.
Hiç okuma yazma bilmeyen öğrenci bırakmadım...

Sabah dört, öğleden sonra dört saat ders yaptım...

Deftere altı saat yazdım...

Nasıl çalışıyorsun?
Bu çocuklara nasıl sahip çıkıyorsun?
Ne yeyip ne içiyorsun?
Nerede yatıyorsun?
Hiç kimse sormadı...

Ödül almadım.
Takdir edilmedim.
Hatta ihtilal oldu sorgusuz sualsiz görevden atıldım...

Devlete hiç küsmedim.
Hiç gocunmadım.
Hiç gücenmedim.

Sevgi saygı gördüm...
Yaşadığım yerdeki insanlardan, her gün ödül aldım...
Omzumu öpen Berivan Nine’den sevgi ödülü...

“Öretmenim sen hoş geldin” diyen öğrencilerimden gülücük ödülü...
Daha ne ödüller…
Deli Halil, ödülümü gazete kâğıdına sarıp getirdi hep. Tandır ekmeğinin buğusunda buldum, mutluluğun kokusunu...

İlkokuldan ilk defa kızlara diploma verdiğimde, ”Güneydoğu Rektörü” gibi gördüm kendimi vicdanımda...

Kendi ödülümü, hep kendim verdim...

Kimseye hissettirmedim.
Hiç küsmedim.
Hiç gocunmadım.
Hiç gücenmedim.

Onca yıl yıl köylerde çalıştım.
Adım “Köy Öğretmeni” olarak tescillendi...

Dünyaya hep, “Sevgi Penceresinden” baktım...

Cehennemde uyumak içinde hep yorganımı hazır ettim...

Bu dünyada üstüme hep buz yağdı da!
Gelir diye fermanım, ”Hep boynumda urgan ile yattım.”

Serdengeçti felsefesiyle bu günlere geldim.
Hiç küsmedim.
Hiç gocunmadım.
Hiç gücenmedim

Çalıştığım günlerin hesabını hiç yapmadım...

1 saat, 2 saat, 10 saat, 15 saat.
Geceleri de çalıştım çok kez.
Bir hesabım olmadı hiç...

Makam mevki beklentim olmadı. 
Zaten makam verende olmadı.
Siyasetçi önünde makam için eğilmedim el etek öpmedim...

Başbakan benim adıma ne kadar çalışıyoruz hesaplamış...

Meğerse ben, “haftada 15 saat çalışıyormuşum”
Durdum.
Düşündüm.
Aynaya baktım.
Kalbimi yokladım.
Vicdanıma sordum.
Çok rahatım ben ya!

Bu hesabın yapılışına, söylenişine;
Öğretmenliğin değersizleştirilmesine;
Çok gücendim çok!
Çok alındım çok!
Çok kırıldım çokkkk!

Başbakanın öğretmeni de gücenmiş midir acaba?

Öğretmenler!
Kendinize gelin. Çok para alıyorsunuz...

Yan gelip yatıyorsunuz... Maaşınızın yarısını lütfen iade ediniz...

Ya da haftada 168+2 saat çalışınız...

Kazancınızı helal ettiriniz...
Bizler; “Devleti sömüren öğretmenlermişiz” meğerse...
Gücendirmeyin başbakanımızı...

Ama ben;
Darıldım.
İlk defa küstüm...

Mustafa Kemal Atatürk ün Kurduğu Türkiye Cumhuriyeti ni koruyacağıma dair ettiğim yemini hatırlayarak ve o yemine sadık kalabilmek adına,17 Nisan 2017 tarihinde bir gecede emekli olmaya karar verdim...

Çok kırıldım çok...

Artık beni ve benim gibi öğretmeleri Barışacak diye beklemeyin...

Bizler nesli tükenmiş öğretmenleriz sizde bizim gibi öğretmenleri daha çok ararsınız, arayın belki bulursanız müzeye koyarsınız vesselam...

EMEKLİ Bir Öğretmenin Not Defterinden...

YORUMLAR

  • 0 Yorum