Adıyaman, Yolu Duman...
Reklam
Reklam
Hamdi Ülker

Hamdi Ülker

Gündönümü

Adıyaman, Yolu Duman...

20 Şubat 2019 - 10:59


 
            “Adıyaman yolu duman” türküsünü mırıldanarak Kâhta’nın tozlu dumanlı yollarını meşakkatli bir şekilde aşıp gitseniz de; güneşin doğuşu bir başka güzel, batışı bir başka güzeldir Nemrut Dağı’nda. Bu manzaraları görüp te Gaddar Komagene Krallarına; “ne kadar zevk sahibiymiş” dememek elde değil. Akşam güneşin batışı herkesi hayran bırakıyor kendisine ama asıl güzelliklerin sabah güneşin doğuşunda olduğunu görmek için sabırla sabahı beklemek gerekecektir.
Sabaha doğru ufukta beliren hafif bir aydınlıkla birlikte kıyıyı bekleyen bir yolcu gibi dalıp gidiyorsunuz ufuklara. Belki de güneşi hep yükseklerden doğarken görmüştünüz o güne kadar. O sabah güneş sizden daha aşağılardan bir yerlerden türlü çeşit güzelliklerle hafif hafif kendisini göstermeye başlayacaktır. Ufuk kıpkızıl kanlar içerisindeki bir savaş meydanını andırmanın yanı sıra kızılın ve morun o ana kadar görmediğiniz bütün tonlarını göz önüne serecektir.

Gecenin yorgunluğu ve stresini 2.150 metre rakımlı tepedeki harika güneş manzaraları ile atıyorsunuz, şehrin kirlenmişliğinden uzaklarda. Orada bulunan heykelleri ve tümülüsü görmeye değer belki ama güneşin doğuşu ve ufuktan çıkarken hareket ettiğini görmek hepsine değecektir.
Güneşin yükselmesi ile birlikte zirvedeki insanlar yavaş yavaş aşağıya doğru inmeye başlıyor. O an gecenin değerlendirmesi hafızalarda yapılırken her an yanı başınızda bir kişinin “buraya hiç gelmeyen bedbaht, ikinci kez gelen de bedbahttır.” Sözünü daha da ağırlaştırılmış olarak duymanız mümkün olacaktır.
Sabahın serinliği ile tütün kokan ovalara doğru inerken aracınız, hemen karşınızdaki Fırat’ın kükreyen akışını duyabilir, görebilirsiniz. Ve bütün endamıyla taa Kâhta’ya kadar uzanan Atatürk Baraj Gölü… Narince’ye geldiğinizde yollarınız ayrılır. Bir taraftan varılmak istenir Menzil’e, diğer yandan ya Cendere Köprüsüne ya da Kâhta’da göl kenarında balık yemeye... Zamanınız varsa eğer Gerger ve Sincik’te bütün cömertlikleri ile sizi kucaklamaya hazırdır. Tercih sizindir artık.

Adıyaman’a doğru gelirken “acaba çok mu yaman bir yer?” diye aklınızdan geçirmememiz mümkün mü? Evet, çok yaman bir yer… “Efsaneye göre; çok eskilerde bu kentte oturan ve putlara tapan bir baba ile yedi oğlu varmış. Bu yedi kardeş, putlara tapan babalarının dini inancını benimsemediklerinden, babalarının ava çıktığı bir gün putları kırarlar… Baba, av dönüşü putların oğulları tarafından kırıldığını görünce onları birer birer öldürür. Halk, yiğitlikleri ve mertlikleri nedeniyle, kahraman gözüyle baktığı bu kardeşlere, "Yedi Yaman" adını takmıştır. Sonradan bütün bölgeye yayılan Yedi Yaman adı, zamanla değişerek Adıyaman şeklini almıştır. Bugün şehrin güneyinde Yedi Kardeş diye bilinen ve yedi mezarın bulunduğu yer, halk arasında halen kutsal sayılmaktadır.”
Kendine özgü havası, suyu, kültürü ve türlü çeşit güzellikleri ile gerçekten yaman bir şehir Adıyaman. Anlamak için yaşamak gerekir sanırım. İnsanların yabancılara verdikleri değeri başka da bir yerde görebilmeniz çok zordur. Esnafın kendi aralarında ve müşterilerle olan ilişkileri de birçok ilimize örnek olacak düzeylerdedir.

Bir gününüzü şehrin güzellikleri ile geçirmek, şehrin içerisindeki ve çevresindeki görülmeye değer yerleri görmek te ayrıca bir zevktir. Tarihin derinliklerinden günümüze kalan Pirin Kaya Mezarları, şehrin çevresindeki türbeler ve şehrin kalesi sizlere doyumsuz bir gün yaşatacaktır. Yine belki tadabilmeniz için tekrar Adıyaman’a gitmeniz gerekecek olan paça çorbası, Hasan Usta’nın dürümü ve Abdullah Usta’nın tatlıları da sizin için sunulmuş birer fırsat olacaktır…
Önümüz yaz, bütün bu güzellikleri tekrar görebilmek hatta Nemrut Dağı’na ikinci kez çıkmanın bedbahtlığını(!) ben yaşamaya hazırım. Sizler ne dersiniz?