Bir Dostluk Masalı
Reklam
Reklam
Hamdi Ülker

Hamdi Ülker

Gündönümü

Bir Dostluk Masalı

06 Eylül 2018 - 10:57

 

 

Yusuf… Hazreti Yakup’un on iki oğlundan en güzeli. Adına ayet nazil olmuş. Destanlar, şiirler, methiyeler yazılmış onun için. Güzelliği karşısında eller parçalanmış, diller tutulmuş, iftiralara maruz kalmış.

Kardeşleri tarafından atıldığı kuyudan bir bezirgân tarafından çıkarılarak köle pazarında satılığa çıkarılmıştı. O güne kadar o pazara böylesi bir köle daha getirilmemişti. Mısır halkı böyle bir delikanlı, böyle güzel bir insan daha görmemişti. Herkesin kanı kaynamıştı ona. Yusuf’un köle muamelesi görmesi herkesi üzmüş ve onu o durumdan kurtarabilmek için bir yarış başlamıştı.

Zamanın zenginleri ona sahip olabilmek için keselerinin ağzını açmış, ellerinde avuçlarında neleri varsa esirgememişlerdi. Büyük paralar dönüyordu ortada.

Bu sırada yaşlı bir kadının heyecanla pazara doğru gittiğini görenlerden birisi kadına alaycı bir tavırla, nereye gittiğini sorar. Kadın, Yusuf’u almaya gittiğini söyler, heyecanlı ve güler yüzlü bir şekilde. Ardından katıla katıla gülüşmeler başlar etraftan. “Ne ile alacaksın Yusuf’u?” diye sorarlar kadına. Cebindeki bir yumak ipi çıkararak “işte varım yoğum bu!” diye cevap verir kadın. Onun çok saf ve akli dengesi yerinde olmadığını düşünürler.

“ Be kadın Yusuf için ne servetler ortaya döküldü şu ana kadar, onlar alamadılar, sen mi alacaksın bir tutam yün parçası ile?” diye dalga geçerler. “Evet, biliyorum, belki alamayacağım” der yaşlı kadın ama “Yusuf’un, yüreğimin onunla olduğunu bilmesi bana yetecektir.” der.

Evet, dostluk sadıkane olmalı Yusuf sevgisi gibi. Zor zamanında yüreğinle birlikte tarafında olduğunu göstermek olmalı dostuna…

Her canlı, yaratılıştan bir takım özelliklere sahiptir. Kedinin nankörlüğü, köpeğin sadakati hep dillerimize dolanmıştır yüzyıllar boyu. Onlara o unvanları verenler insanlardan başkası değildi. Önlerine atılan bir parça yemek hatırınadır onların sadakati ve nankörlüğü. Kimine göre kedi yediği ekmeğe nankörlük eder, köpek ise yediği ekmeğin değerinin bilincindedir. Kimine göre ise kedi o yemeğin asıl sahibinin veren insan olmadığını bildiği için insana itibar etmezken, köpek ise Yaratandan çok sahibine itibar etmektedir.

İşte dostluğun bu noktadaki konumu çok iyi belirlenmelidir.

Kendilerine methiyeler dizilirken dost olan insanları bir de fincancı katırlarını ürküttüğünüz zaman görmek gerekir. Ne yazık ki günümüzde Yusuf’a olan muhabbeti görmemiz çok zordur. Dostluğun hakikisini göremeyeceğimiz gibi yakınından geçenini de bulabilmek oldukça zor olacaktır. Hakiki dostların hala var olduğunu bilsek de, iyi gün dostu olup çıkmıştır dost bildiklerimizin büyük çoğunluğu. 

Bütün muhabbetler günü kurtarma adına, koltuğu koruma adına yapılır olmuş; bütün sadakatlerde yine bu tür çıkarlar doğrultusunda olmaya başlamıştır. Maddenin hayatın merkezine konulduğu günümüzde bu tür manevi çöküntüler olsa da yinede aşk-ı muhabbetle olan dostlukları yaşatmaya çalışanları görmek gönüllerimize huzur vermektedir.  Makamların, mevkilerin, methiyelerin hepsinin fani olduğu, baki kalanın “kubbedeki hoş bir sâdâ” olduğunu unutmadan Hazreti Yusuf’a olan muhabbet gibi karşılıksız ve safları belirlenmiş dostlukları özlemle aramalıdır insan. Bütün bu ruh haliyle Yavuz Sultan Selim Han’ın şu dörtlüğü de kulaklarımıza küpe olmalıdır.

 

“Sanma şahım herkesi sen sadıkane yâr olur
Herkesi sen dost mu sandın belki ol ağyar olur
Sadıkane belki ol âlemde serdar olur
Yar olur ağyar olur serdar olur didar olur…”

YORUMLAR

  • 0 Yorum