Uzaklardaki Güzel İnsan; Enis Dayı
Reklam
Reklam
Hamdi Ülker

Hamdi Ülker

Gündönümü

Uzaklardaki Güzel İnsan; Enis Dayı

14 Kasım 2018 - 21:47

 

Trt’nin saat başı haberlerinden sonra, ince bir cura sesi ile “bizim eller, ne güzel eller” müziğine kulaklarımızın bir hayli alışık olduğu yıllardı. Gündelik hayatta sadece akşamları yayın yapan bir televizyon kanalı ve bölge radyoları insanların tek eğlencesiydi. Arada bir ise yurt dışından kısa dalga yayın yapan radyo kanallarına takılır, daha tarafsız haberler ve arabesk, pop gibi özgün müzikler dinleme şansı bulurduk. Malum seksenli yılların ortalarıydı ve o yıllarda radyo ve televizyonlar resmi dilin dışına taşmaz, belirlenmiş birkaç tür müzik dışında asla bir şey yayınlamazlardı.

İnsanların eğlence alanları çok kısıtlıydı ama insanları eğlendirmeyi kendilerine dert edinmiş gönül insanlarının sayısı hiç de az değildi.

İşte o muhabbet fedaisi, gönül dostu insanlardan birisi de Sevgili Enis Yavuz, namı diğer Henüs Dayımızdı.  Kars- Susuz Kazım Karabekir Öğretmen Lisesinin emektarlarından Marangoz Enis Dayıydı o. Naif, zarif, ağırbaşlı ve babacan kişiliği ile herkesin gönlündeki yeri muhkem olan bir insandı. Kimilerinin Enis Dayısı, kimilerinin Enis Amcası, kimilerinin Enis Ağabeyi, kimilerine ise sadece Enis Efendiydi.

Öğretmen Lisesi; önceleri Cilavuz Köy Enstitüsü olarak kurulmuş, o yıllarda ise doğunun en gözde okullarından birisiydi. Her şeyden önemlisi civar illerde kırsalda okuma şansı bulamayan başarılı çocukların devlet tarafından yatılı okutulduğu bir okuldu.

Öğretmeninden, öğrencisine orada bulunan hemen herkes gurbetçiydi. Sadece diğer çalışanların büyük çoğunluğu ilçeden, ya da Kars civarındandı. Uzak yerlerden küçük yaşta gurbete gelen çocukların bir tarafı yarım olurdu her daim. Telleri ince, dalları narindi. Hele bir de gönül teline dokunmaya gör, yüreği de yanıktı birçoğunun.

Hal böyle olunca ise o civardan olan insanlara büyük iş düşerdi. Aslında yükleri de bir hayli ağırdı onların. Herkes garip, herkes gurbetçi ve soğuk olurdu gurbetin akşamları. Kimseyi incitmeye gelmezdi.

Enis Dayı, o hassas insanlardan sadece birisiydi aslında. Kafasında kasketi, ceketinin önü çoğu zaman düğmeli, serin havalarda ise elleri ceketinin yan ceplerinde ağır adımlarla yürüyen ağır ağabeylerden birisiydi. Onu diğer insanlardan ayıran en önemli yanı özellikle gurbetçi çocuklara takılmak, latife yapmak ve onların gönlünü almaktı. Marangoz haneden arta kalan enerjisini de çoğu zaman öyle harcar sonra giderdi evine.

Delikanlılara takılmanın, onların gönüllerine girebilmenin birçok yolunu biliyor olmakla beraber onlara; “havan kime” manasına gelen bir tabir kullanmayı kendisine huy edinmişti. “Ne şişirsen!” Şişmek, bir bakıma havalı olmaktı ki o yaş grubunun çok önemsediği ve dikkate aldığı yöresel bir deyimdi.

O yıllarda bulduğum her fırsatta Londra’dan kısa dalga yayın yapan BBC Türkçe Yayın Bölümüne mektup yazar, şarkı istek isterdim. BBC’nin Türk sunucuları Zeki Okur, Nilüfer Kuyaş ve Kumru Başer benim sanki çok uzun zamandır tanıdığım yakınım gibi olmuşlardı. Hal böyle olunca da bir yılbaşı öncesi bana radyoya ait tanıtım kartları, duvar takvimi ve yılbaşı tebrik kartından oluşan kalınca bir zarf göndermişleri.

Nöbetçi arkadaşım Halil, bir akşamüzeri okulun önünde zarfı elime tutuşturduğunda etrafımdaki arkadaşlarla birlikte büyük bir merakla zarfı açma telaşındaydık. Zarfın ağzı büyük bir itina ile açılıyor ve içinden çıkanlara herkes bir taraftan bakmaya çalışıyordu. O sırada Enis Dayı günlük mesaisini tamamlamış elleri ceplerinde okula doğru her zaman ki gibi ağır adımlarla yürüyordu. Bizi bir telaş içerisinde görünce merak ediyor ve duyarsız kalamıyordu. İyice yanımıza sokulup ne olup bittiğini soruyordu. Halil’in anlatmak istediğini pek anlamamıştı aslında ama o yine de takılmadan, gönül telimize dokunmadan geçemezdi.

Halil: “Hamdi’ye bibisiden (BBC) mektup gelmiş” diyordu. Enis Dayı hiç tereddüt etmeden cevabı yapıştırıyordu.

“Bibinden (Hala) mektup geldi diye ne şişirsen! (Havan kime)”

Bir anda, ta Londra’dan gelen mektubun bile havası sönüyordu. Herkes kahkahalara boğuluyor, Enis Dayı’ya olan muhabbetimiz belki bin kat daha artıyordu.

Biz teknolojinin sunduğu sanal mutluluklardan çok uzaktaydık belki ama her defasında yüreğimize sıcacık ve samimi dokunan gülüşlerle çok mutluyduk. Her geçen gün yenilenen teknoloji eskilerini unutturuyor, lakin Enis Dayı’nın gönlümüzdeki yeri hiçbir zaman eskimeyecek, unutulmayacak…

YORUMLAR

  • 0 Yorum