Hz. Adem (as)'in Toprağı Nereden ve Nasıl Getirildi
Kenan Güzel

Kenan Güzel

[email protected]

Hz. Adem (as)'in Toprağı Nereden ve Nasıl Getirildi

17 Şubat 2021 - 16:36

İnsanlık Aleminin İlk Sultanı – 2 -
                    Dört Büyük Meleğin Müthiş İmtahanı
 

Yüce Rabb'imiz (cc) eşrefi mahluk olan ilk insanı yaratmadan evvel, yeryüzünü onun gelişine hazırlıyordu. Zemin ve zamanın, yaratılacak olan insana uygun bir hale getirilmesi, onun adına çok önem arz ediyordu. Çünkü melekler duygu ve düşüncede hiçte alışık olmadıkları bir beşerle karşılaşacaklardı.
 
Görevleri sadece Allah’a kulluk olan bu nur yapılı mahluklar, Hz. Adem (as) ile ilk defa zor denecek bir imtahana tabi tutulacak, kul olmanın zorluklarına onlarda şahit olacaklardı. Yeryüzünde hayat, Hz. Adem (as)’in yaratılmasından çok önce varolmasına rağmen, melekler ilk defa  ayrı bir canlı ile karşılacak ve onunla büyük bir imtihana tabi tutulacaklardı.
 
Hz. Adem (as)’in ham maddesi kendisi ile bire bir uyum sağlayacak dünyadan alınacaktı. ‘’ Bu toprak, neresi rast gelirse oradan alınacak olan gelişi güzel üç beş kürek toprak değildi… Yeryüzünde yaratılan her şeyin, kendisi için var edildiği insanın özünü ve mayasını teşkil edecekti.’’
 
Yüce Allah, yarattığı her mahluku kendine daha yakın hale getirmek için onu sürekli bir imtihana tabi tutuyordu. İmtihanın merkezinde olacak ve kendisini temsil edecek bir varlığı, bu imtahanın dışında tutması beklenemezdi. Herkes çapına göre, makam ve mansıbına, omuzlarının yük taşıma kabiliyetine göre mutlak sürette imtihana tabi tutulacaktı.
 
Evet, bu imtihan en küçük yapı taşları olan atomlardan başlayacak, en büyük yapı taşı insanlarla devam edecekti. Hz. Adem’in yaratılmasının her salisesi, her saniyesi bir imtihana sahne oluyordu. Ham madde nereden alınacak ve kimler tarafından temin edilecekti. Bu ham madde, hem musibet dalgalarına, hem çile ve ızdırap kasırgalarına, hem de çok zor imtahan şoklarına dayanıklı olacaktı.  Dayanıklı olduğu müddetçe yıkılmayacak, yıkılmadığı müddetçe de kulluğun sırlarına ulaşacaktı.
 
Evet bu toprak, yaratılanla aynı özellikleri taşıyacak olan Arz’dan (Dünya’dan) alınacaktı. Beki, bu işi kimler yapacak ve bu ağır yükü kimler omuzlayacaktı? Yüce Allah, yine en ağır imtahanları en sevdiği kullarına yaşatacak ve yarattığı insanı örnek olarak ortaya koyacaktı. İlk görev ve ilk imtahan büyük meleklerden Cibrail (as)’a verilecekti.
 
Bu yarışta ilk imtihan salonuna giren Cebrail (as) oluyordu. İmtihana yabancı olan melekler, adeta kılı kırk yararcasına hareket ediyor, yanlış bir şey yaparak Rabb'in gazabını çekmek istemiyorlardı.
 
Toprak getirme görev emrini alan Cebrail (as), Arz’a giderek verilen emri tebliğ eder. Fakat Arz, işin vehametini anladığından bu işin müsebbibi olmaktan çekinerek, toprağından vermek istemez.  Cebrail, bir zaman sonra eli boş olarak Rabbi’nin huzuruna döner. Eli boştur, çünkü Arz bu imitahanda zorlanmış, kendi benliğinden yaratılacak insanların kulluk yarışında zorlanacağını düşünmektedir. Bundan dolayı ileride kendisinden çıkabilecek bir arıza, bir hata onu Rabb'i karşısında mahcup durumuna düşürebilirdi.  Yani arz kendi malzemesine güvenemiyordu. Eli boş olarak Rabbin huzuruna dönen Cebrail; ‘’ Ey Rabb’im, emrettiğin toprağı almak üzere gittim. Ancak Arz bana yalvardı. ‘Beni kusurlu hale getirme, yoksa Allah’a sığınırım’ dedi. Ben ise sana sığınana karşı bir şey yapamadım’’ der.
 
Yüce Allah (cc) bu defa vazifeyi Mikail (as) verir. Fakat Arz, bu düşüncesinde kararlıdır ve bu imtihanın zorluğu karşısında kılı kırk yararcasına hassas davranmaktadır. O da eli boş döner Rabbin huzuruna. ‘’ Ey Rabb’im, emrettiğin toprağı almak üzere gittim. Ancak Arz bana yalvardı. ‘Beni kusurlu hale getirme, yoksa Allah’a sığınırım’ dedi. Ben ise sana sığınana karşı bir şey yapamadım’’ der. Melekler ne Rabb’in ermine karşı geliyor ne de arz’ı rahatsız edecek bir tavır içine girmiyorlardı.
 
Yüce Allah bu defa Azrail (as)’i görevlendirir. Arz, Azrail (as)’a; ‘’ Beni kusurlu hale getirme, yoksa Allah’a sığınırım’’ dese de, Azrail; ‘’ Ben Allah’ın emrini yerine getirmemiş olarak geri dönmekten Allah’a sığınırım’’ diye direterek, Hz. Adem'in yaratılış toprağını alarak Rabb’inin huzuruna döner. Azrail (as) Rabb’inin emrini yerine getirmenin verdiği rahatlıkla, huzura çıkar.
 
Yüce Allah (cc); ‘’ Arz sana yalmarmadı mı?’’ diye sorar. Azrail; ‘’ Evet, yalvardı ama, senin ermine ters düşmek istemediğimden onu dinlemedim’’ diye cevap verir. Yüce Allah; ‘’ Arz sana yalvardığı zaman ona merhamet etmeli değil miydin?’’ der. Azrail, başını öne eğerek, işin vehametini anlamanın verdiği bir mahcubiyetle; ‘’ Ey Rabb’im, ‘Senin emrini yerine getirmek, onun yalvarışından daha önemlidir, diye düşündüm’’der.
 
Azrail, aslında burada Rabb’inin emrine uygun olarak davranmıştı ama, bir imtihan vesilesi olarak kendisini küçük bir ceza bekliyordu. Tabiri caizse, Yüce Allah ona; Arz vermek istemese de bu toprağı zorla alarak bana sen getirdin. Bu işe sen aracı oldun. Arz’ın yalvarmalarını sen dinlemedin. ‘’ O halde, onun soyundan gelenlerin ruhlarını almak ve onların ham maddesini yine zorla aldığın arza teslim ederek onun gönlünü almakta yine senin görevin olacaktır’’ der. Evet, böylelikle bir imtihan vesilesi olarak, insanların ruhunu kabzetme vazifesi kıyamete kadar Azrail (as)’a veriliyordu.
 
 
Gelecek yazımızda: Kazanma Kuşağında Kaybeden Melek.