Kendimle Bir Hasbihal
Kenan Güzel

Kenan Güzel

[email protected]

Kendimle Bir Hasbihal

07 Kasım 2021 - 18:15

Sitemim Kendimedir

Yıllardır aynı mahalleyi paylaştığımız, aynı  sokakta yürüdüğümüz, aynı camide saf tuttuğumuz kardeş, akraba, dost ve arkadaş görümlü kim varsa hepsi bir bir evlerinin kuydu köşelerine çekilerek sessizliğe büründüler. Bunlar, gözleri önünde yaşadığım bunca haksızlık ve çektiğim bunca sıkıntıları evlerinin köşelerine çekilerek izleyen merhametsiz, kalpsiz, duygusuz insanlar gibi; ‘’ Vurun kahpeye’’ rahatlığıyla gününü kurtarma sevadasına düştüler. Bedevice bu anlayış karşısında bedenim adeta buz dağı haline gelirken, damarlarımda kanım dondu, cayır cayır alev alan yüreğim bile bedenimi ısıtamadı.
 
Huzur, mutluluk, tebessüm  artık bana hiç bir şey ifade etmiyor.  Artık inanmıyorum kan bağı kardeşliğine. Bana hiç bir faydası olmayan biyolojik kardeşliği götürüp karşı bayıra gömdüm ve arkasından bir damla göz yaşı bile dökmedim. Çünkü, Medine’de (ASV)’ın kardeş yaptığı insanlar arasında biyolojik kardeş olan bir fert bile bulamadım.
 
Bir Neyzen’e sormuşlar. ‘’ Neden bu çalgının sesi çok yanık çıkıyor’’ diye. Neyzen; ‘’ İçi ateşle oyulduğu için’’ cevabını vermis.  Bu sözü duyduğum günden itibaren her ney sesi duyduğumda yürekleri ateşle oyulmuş, hayatları zehir edilmiş, aileleri dağıtılmış ney gibi inleyen insanlar aklıma gelir.  Ateş düştüğü yüreği  değil, bütün yürekleri yakar, canlar. “Nice kasabaların halkını haksızlık yaparlarken yok ettik. Artık damları çökmüş, kuyuları terk edilmiş, sarayları bomboş kalmıştır.” (Hac, 45)
 
Şu derbeder sokakları, dini ile adeta alay edercesine ibadet edenleri, haram yerken bile ‘’Bismillah’’ çekenleri; Allah, Peygamber, Kur’an deyip zalimleşenleri gördükçe, nefesin kesiliyor, kelimeler boğazımda düğümleniyor  ve içim ney misali ateşle oyuluyor.  Ne haykıracak nefesim, ne düştüğüm yerden doğrulacak takatim kalmadı artık. Buna insanlık mı denir? Buna Müslümanlık mı denir? Buna yaşamak mı denir? Buna nefes almak mı denir? Buna dense dense yaşamak için ölüm nöbetini bekleme denir. Ey gönlünü zalime kaptırmış onunla gayrı meşru aşk yaşayan fasıklar, dönekler, kalpsizler; “Zulmedenlere meyletmeyin, yoksa ateş (cehennem azabı) size de dokunur.” ( Hud,113)
 
 
Her Şey Devrilip Gitti
Adil olan bir Yaratıcının adaletsiz kullarından kimler merhamet bekleyebilirdi ki. Bana kimse adaleti, affetmeyi anlatmasın. Bana hiç bir hakim, adaletten, hiç bir savcı hukuktan, hiç bir lider mertlikten, hiç bir müftü dinden, hiç bir yakınım sadakatten  bahsetmesin. Hiç bir Müslüman bana Kur’an’dan, namazdan, tarikattan, cemaatten  bahsetmesin. Hiç bir imam cumadan, hutbeden nasihatten, helalden, haramdan, bahsetmesin. İnsanlara güvenimi, düşeni kaldırma ruhumu, gözyaşlarını dindirme umudumu, muhtaçlara el uzatma ızdırabımı çaldınız yüreğimden. İçimdeki acıma duygusunu, merhamet enginliğimi ve insanlığımı çaldınız içimden. Bağırdım çağırdım ama, kalbimden geçenlerin dilimden dökülmesine engel olamadım. Ve kocaman bir hata yaptığımı anladım ve sustum. Senin Efendin (SAV) kendisine yapılan bunca zulme, iftiraya, baskıya, haksızlığa karşı bir kişiye bile sesini yükseltti mi? Bağırıp çağırdı mı? Lanet okudu mu?  
 
Benimle Beraber Gelin Hep Beraber…
‘’ Bizde gizlenmiş bir Allah sesi var; ona kalp diyoruz. Onun yapısı arzu ve haset olan etle zulüm ve kuvvet olan kemikten başkadır.’’ Onu dinleyelim. Ben bu hayattan, çektiğim acılardan ve yapılan haksızlıklardan usandım deme sakın. Dünyadaki bütün ateşleri söndürecek bir iksir barındırıyoruz sinemizde. Ağlayalım, Hakk’ın kapısında ağlayalım. Haksızların sahte dünyasına aldanıp, yalancı cennetlerine koşarak kalplerimizi katılaştırmayalım. ‘’ Bundan sonra kalpleriniz yine katılaştı; artık kalpleriniz taş gibi, hatta daha da katıdır. Taşın öylesi var ki ondan ırmaklar kaynar; öylesi de var ki çatlayıp bağrından su fışkırır; bazı taşlar da var ki Allah korkusuyla yuvarlanıp düşer. Allah, yapmakta olduklarınızdan habersiz değildir.’ (Bakara 74)
 
Hadi gelin, gönül ırmaklarımız kurumadan, kalplerimiz mühürlenmeden göz yaşlarımızla O rahmetin kapısını zorlayalım. Gücümüzün bileğimizde olmadığını, yüreğimizde olduğunu bilerek onun eşiğinden ayrılmayalım. Seni kıranlar, üzenler, hakkı hayat tanımayamlara aldanma. Boş ver kırsınlar kalbini. Ama bilmelisin ki, kalpler kırılmadan, yürekler burgulmadan, zalim kılıçları nefesini kesmeden o kapıyı açacağım dersen buşuna yorulursun. Sığınalım gözyaşlarına, onun kurnaları altında yıkanıp duygu kirlerimizden temizlenelim. Ağlamak bir acizlik, bir çaresizlik ve bir şikayet aracı değildir. O, ancak çile ve ızdıraba alışamayan ham ruhlar, zayıflar ve korkaklar için bir şikayettir.
 
Hadi, hep birlikte bu dünyayı merhametiyle yaratan Rabb’in merhametine sığınalım. Başkalarına gösterdiğimiz yumruklarımızı kendi sinemize doğru hızlıca vuralım. Döğelim sinelerimizi. Sökelim bağrımıza yuvalanan kin ve nefret duygularını. Zorlayalım rahmet ve merhamet kapılarını, duyuralım hıçkırıklarımızı bizi duymayanlara inat, her şeyi duyan Allah’a. ‘’ Rahmet denizinde kaçıpta yosunlu kıyıda selamet arayanlar, meyhane kapısından içeriye bakmakla zevklenen seresemlere banzerler. Onlar aynı zamanda hapishane kapılarından ayrılmayıp, içeridekilerden daha çok azap azabı yaşayan zindan bekçileri gibi’’ olmayalım.
 
Ne yani! Rabb’in rahmet ve merhametine, sevgisine, affına ve onun kulluğuna sığınmayan yalancı, müfteri, zalim ve hokkabaz insanlardan mermahet mi dileyelim? Affın asıl sahibi Allah’tır. Onun bir hovarda bahşişi olduğuna inamak ahmaklıktır. Hz. Yusuf (as) Kral tarafından affedildiği zaman ‘’ Ben senin affınla değil,  Zuleyha’ın, bana attığı iftirayı itiraf etmesiyle ancak buradan çıkarım’’ diyerek, ben, Yaratandan da başka hiç kimsenin adaletine ve affına güvenmem. Yarın bir şey olduğunda bu affı yüzüme vurur, ‘’ seni affetmeseydim oradan çıkamaz ve  zindanlarda çürürdün ‘’ sözüyle, kula kulluğu kabul etmemişti.

Mesele Bundan İbaret
Yüce Allah'ın avf ve merhametini kazanmak istiyorsak buna, çok tesbih çeken, arafatta şeytan taşlayan,cami kapılarında plav, helva ve lokum dağıtan; ramazanlarda sokak ortalarında gösterişli ziyafet verenler; gösteriş için ezan, kur’an ve mevlit okuyanlar; derviş cübbesi altında zalimlik, müfterilik ve hırsızlık yapanlar  değil; yetimin yüzünü güldüren, mağdur ve mazlumların yanında olan korkusuz beyaz atlı prensler olacaktır.

’ Rabb’in affına uğramak için insanlar elinde işkence edilenler ne bahtiyardırlar. Bir hatayı çektiği bin mihnetle sildirenler, Allah’ın yeryüzünde affederek huzuruna tertemiz çıkaracağı kullar işte bunlardır.’’