SENDE KALDI YÜREĞİM
Kenan Güzel

Kenan Güzel

[email protected]

SENDE KALDI YÜREĞİM

14 Ocak 2022 - 08:13

Sensiz Geçen Bir Yıl

 Bağırır ve sesini duyurmaya çalışırsın zor zamanlarında, hayatının her anını paylaştığın en yakın dost kardeş ve arkadaşlarına. Çünkü onlar sana ümit vermis, dost görünmüş ve seninle hep aynı karede görünmüşler. Ama hava değişir, baharda iken kuzu zemheride kurda dönen vahişlerden korunmak için kendine sığınacak bir liman ararsın. Kime gideyim? kime sığınayım? kimin limanına demir atayım diye düşünürken aklına ilk gelen yine bu dost görünümlü gölgeler olur.  Çünkü, İnsanın böyle kasırgalara dayanabilmesi, ayakta kalabilmesi için sırtını dayayıp güvenle sarılabileceği bir dosta, bir yarene ve koca bir çınara ihtiyaç duyar. İlimde fener sokak sokak ben bu dostları arıyordum. 
 
Asi ve zalim bir kasırga başladığında  havada uçuşan bu dost ve kardeş görünümlü naylon poşetler, bir bir uzaklaşıp gittiler benden. Limanlarına yöneldiğim en yakınlarım bile liman girişlerine zincirler bağlayarak, gönülleriyle beraber limanlarını da kapattılar bana. Zalimin zulmü ile birleşen kin ve nefret fırtınası ortalığı kasıp kavururken, gönül filikam bir yerden bir yere savrulmaya başladı. Filikamın dümenine geçerek beni bu fırtınadan kurtarıp sahili selamete çıkaracak bir yunus balığına ihtiyacım vardı. Ben bunları düşünürken bir deniz feneri misali sahilde bana el sallayan bir adam ilişti gözüme. 
 
Çınar Gibi Adamdı
İşte o zor günlerde sahilde beni bekleyen, kollarıyla beraber kalbini de bana açan adam, BABAMDI.  İnsan bir defa düşmeye görsün hele, tutup kaldıracak kaç tane hakiki dost bulacak baş ucunda. Baharda kuzu olup etrafında meleyenler, zemheri başlayınca mirketler gibi kaçarak gizlenirler inlerinde. Bakmazlar feryatlarına ve hiç biri inanmaz sözüne. Dalgalar seni vurur durur falezlerin yüksek ve acımazsız duvarlarına, fırsat vermez çıkmaya sahilin bendine. Feryat eder yardım istersin de; ‘’ Üç kuruşa tamah edip zulmedene boyun eğen; Gururunu yere serip kul yoluna kulluk eden’’, dostlar, arkadaşlar, kardeşler, yarenler dönüp bakmazlar bile yüzüne.
 
Ama herşeye rağmen, hiç beklemediğin bir el uzanır, siler o gözündeki yaşları naim parmaklarıyla, okşar başını şefkatli elleriyle, sırtlanır seni merhametli kanatlarıyla alıp götürür huzur ve mutluluklar ülkesine.  Öper, koklar  bir ana şefkatiyle; korur, savunur  bir baba cesaretiyle. Elinde lambasıyla bir garip arar gece karanlığında yıkılmış, harabeye dönmüş gönüller mahallesinde. İşte beni o mahallede bulan, iyilik meleğim o adamdı.  Bu Adam Benim Babamdı.
 
Hayatımın çınarı, sırtımı dayayıp huzur bulduğum adamdı. Zor günlerimde onun gölgesinde barındığım, korkularımdan sıyrıldığım, eteklerine tutunduğum adamdı. Geceleri gördüğüm kabustan kaçarak kucağına sığındığım yuvamdı. Herkesin ortada bırakıp kaçtığı, her gelenin başıma bir şille  daha vurup yere serdiği bir günde, bana elini uzatıp, ‘’ Korkma oğlum, ben kötü günlerin adamıyım’’ diyecek kadar DİK duran bir adamdı. Bu Adam Benim Babamdı.

Ey Gönlümün Çınarı
Bugün aramamızdan ayrılışın birinci yılını yaşıyoruz. Ayrılışın çok olmadı ama hala kulaklarımda sesin, gönlümdeki iksirvari nefesin seni haykırıyor. Hala öldüğüne, hala aramızadn ayrıldığına kendimizi alıştıramadık. Her eve geldiğimizde, sana ait yerinde oturup sırtını kalürifer peteğine yaslayıp bir elini şakağına koyduğunu görür gibi oluyoruz. Acıların, sızıların çoktu ve hayat seni  yormuştu ama, hala evlatlarını düşünüyor, onlarsız bir hayatı istemiyordum. 
 
Bir gün ansızın yıkıldın gözümüzün önünde,  dünyayı kasıp kavuran bir mikropla günlerce boğuştun hastahane odalarında. Zora düşüp yalnız ve kimsesiz kaldığın o hastane odalarında, tek başına o çok sevdiğin evlatlarından ayrı kalışın seni nasıl yaktığı anlıyorum. Belki de seslenmişsindir evlatlarına o deli gibi sevdiğin torunlarına. Beklemişsin hastane odalarında birilerinin sana el uzatmasını. Utanıyorum, senden ve o gün seni yalnız bırakmak zorunda kalışımdan. Sen değil miydin en zor zamanlarda beni tutup kaldıran. Sen değil miydin, bütün dostlarımın terkettiği bir zamanda yanımda olan. Sen değil miydin bana ümit aşılayan. 
 
14 Ocak 2021 gecesi virus, ciğerlerini; yalnızlık da yüreğini yakıp bitirdiğinde hiç birimiz senin yanında olamadık ve acını payşalaşamdık. Bir şey demeden gidiverdin ve son bir veda yapamadan. Çünkü, hastahane odası senin geniş yüreğini daraltmış, ruhunu ezmiş ve ümitlerini de bitirmişti.
 
Ey Merhamet Pınarım
Hicranlı günlerimde gözümden dökülen yaşım, yapayalnız kaldığımda ümit veren sırdaşımdın. Unutmam o zor günlerimde arkamda dimdik durup, kasırgalara karşı eteğine tutunduğum günleri. Unutamam, canımı yakan, hayatımı adeta zehir eden ve  mahkeme salonunda yemin ederek terrorist ve hain olduğumu iddia ve ihbar eden ağabeyine karşı, yanımda yer alışını. Unutamam, sokaklarda benimle alakalı sana onur kırıcı ve üzücü sözleri sarfedenlere karşı diklenmeden dik duruşunu. 
 
 Evet, güzel insanlar atlarına binip gittiler. Bizlere de yine müfteri, zalim, münafık, fasıklarla aynı dünyada yaşamak düştü. Bir gün gelecek bu yiğit ve cesur insanlar  rahmetle, saygıyla yad edilirken; Müfteriler, Zalimler, sahte müslümanlar, korkaklar ve derviş libasına bürünmüş münafıklar lanetlerle anılacaklardır.

Kabrin Nur, Mekanın cennet ve Komşun Efendimiz (asv) olsun. Ruhuna Fatihalar okunsun.
 
Not: Daha önce kayınpederim Tahsin Canıtez ile alakalı yazmış olduğum bir yazı üzerinde, bazı değişiklikler yapılarak tekrar kaleme alınmıştır.