Kenan ÇAKMAK: LİYAKAT
Reklam
Reklam
Konuk Yazar

Konuk Yazar

Gündemin İçinden

Kenan ÇAKMAK: LİYAKAT

11 Ekim 2018 - 12:34

  Orduvizyon52.com yazarı Kenan Çakmak Bey'in ; LİYAKAT başlıklı yazısı: Liyakat, devletin kurumlarına, kadrolarına en yetkin kişilerin getirilmesidir. Yani emanetin ehline verilmesidir. Devleti devlet yapmanın yolu liyakati esas almaktır.

Liyakat, devletin kurumlarına, kadrolarına en yetkin kişilerin getirilmesidir. Yani emanetin ehline verilmesidir.

Devleti devlet yapmanın yolu liyakati esas almaktır. Liyakate uyulmaması felaketlerin başlangıcıdır.

Osmanlı Devleti´nin çöküşünün nedenlerinden biri de bu esasa uymamaktır.

Bugün Türkiye´de sorunların temelinde yatan unsurların biri de budur. Bu ülkede liyakat esas alınmaz.

Bizim ülkemizde ‘´bizim adamlarımız´´ önemlidir. Kadrolar onlara tahsis edilir. ´´Bizden mi diye sorulur. Sadakat, liyakatin ehliyetin önüne geçer, çürüme başlar.

Sonuçta liyakate önem vermemek; dinimize ters düşmektir, kurumların verimsiz çalışmalarına yol açmaktır, toplumda güveni sarsmak, kutuplaşmaya hız kazandırmaktır.

Unutulmasın ki liyakat takvadan önce gelir.

MÜSLÜMANCA DAVRANMAK

Müslüman, yanlış kimden gelirse gelsin, cesaretle karşı çıkmalı, dik durmalı, asla dilsiz şeytan durumuna düşmemeli, ölü taklidi yapmamalı, üç maymunu oynamamalıdır.

Yanlışlık yapan ‘´bizden´´ diye susuyorsak o zaman kendimizi sorgulama zamanıdır.

Kendimize ve geleceğimize yazık etmeyelim.

BİZ KİM OLUYORUZ?

‘´Allah´ın bile insanlar hakkındaki hükmünü, ömürleri sona erdikten sonra verdiğine inanırken… Biz kim oluyoruz da insanları birkaç defa görmek, iki üç yazı okumak, birkaç dedikodu dinlemekle… yargılama hakkına sahip olabiliyoruz.´´

Dale Carnegie

TÜRK MİLLİYETÇİLİĞİNİN DÜNÜ BUGÜNÜ

Türkçülük, Osmanlı Devleti´nin dağılma süreci hızlanırken Türk aydınlarının gösterdiği bir tepkiydi.

Devlet-i Aliye´yi kurtarma refleksiydi.

Türkçülüğün temellerinin atılmasında, İstanbul Üniversitesinin ilk genel tarih profesörü olan Ahmet Vefik Paşa ile, ‘´Şıpka Kahramanı´´ Süleyman Paşa en önde gelenlerdir.

Sonradan Mustafa Celaleddin Paşa, Türkçü olmasada Namık Kemal, M. Emin Yurdakul, Ziya Gökalp, Fuad Köprülü, Yusuf Akçura, Ahmet Ağaoğlu, Ali Süavi, Mehmet Emin Resülzade gibi isimler, Türkçülüğe büyük katkı yaptılar.

Türkçülük, İttihat Terakki ile devlet politikası haline gelecektir.

Milli Mücadele, emperyalizme karşı tam anlamıyla bir milliyetçi karakterde direniş destanıdır.

Trük milliyetçiliği yeni Türkiye´nin temeli olacaktır.

M. Kemal Atatürk, şüphesiz ki Türk milliyetçiliğinin zirve ismidir.

Türkçülüğü, devlet ve toplum sisteminin temeli yapan, kurumlaştıran odur.

Türk milliyetçiliği zaman içinde ülkemizde siyasal etkinliğini kaybetmiştir.

1960´lı yılların sonlarında Türk milliyetçileri, siyasal alanda örgütlenerek MHP bünyesinde partileşmişlerdir.

Türk milliyetçileri özellikle 1970´li yıllarda siyasal kutuplaşmaların ve çatışmaların ortasında kalacaklardır.

Türk milliyetçileri, 1980 darbesi ile büyük travmalar yaşayacaklar, devletin kurumları tarafından suçlanarak şiddetle cezalandırılacaklardır.

1980 darbesi, Türk milliyetçileri için ciddi sorunları ve sonuçları beraberinde getirecektir.

Milliyetçiler, zamanla bölünecekler, savrulacaklar, başka parti ve oluşumlara katılacaklardır. Genelde ise devletin kapıları da yüzlerine kapanacaktır.

Kendi içlerinde sorgulamalar yaşayacaklardır.

Türk milliyetçileri, gerçek şudur ki kendi bünyelerinde, yeterince sorgulamalar, eleştiriler yapmadılar. Küreselleşme karşısında, yeni fikri değişimler, örgütlenmeler, projeler geliştiremediler.

Ülkenin gündeminde yeterince ağırlık ve gündem oluşturamadılar.

Şurası bir gerçek ki niyetleri her zaman halistir.

Onlar, Türk´ün yürekli sesiydi, ülkenin beşik kertmesiydi.

Onlar, bu ülkenin sevdalıları, yerlileriydi. Onlar, Eylül´ün kırdığı güllerdi.

Onlar, birbirlerinin dünya ahret kardeşleriydi.

Son yıllarda ne yapıyorlar diye mi sordunuz?

Cevap veremiyorum.

YORUMLAR

  • 0 Yorum