YAŞANMIŞ ULUBEY HİKÂYELERİ : TAHTA ARABA
Levent Aktaş

Levent Aktaş

Ulubey'in Sesi

YAŞANMIŞ ULUBEY HİKÂYELERİ : TAHTA ARABA

31 Mart 2021 - 17:37



1970 ler, çocukluk yıllarımız hayatımızın en güzel dönemleriydi. Henüz teknoloji hayatımızın içine girmemişti. Yokluk vardı ve bu yokluk yaratıcılığımızı tetikliyordu.
Herkesin özel günlerde giydiği sadece bir tane elbisesi vardı. Günlük hayatta geri dönüşüm çok önemliydi. Pantolonların ceketlerin eskiyen yerlerine yama yapılırdı. Hatta takım elbiselerin dış yüzü eskidiğinde terziler kumaşı ters çevirir yeniden diker iç dış yapardı. Hiç bir şey eskidi diye atılmaz, ziyan edilmez, farklı yerlerde değerlendirilirdi.
İşte bizim hikâye de burada başlıyor;
Bizim çocukluğumuz da Ulubey de oyuncakçı dükkanları yoktu. Öyle süpermarketler de bu gün olduğu gibi janjanlı paketler içinde oyuncaklar satılmıyordu. Hatta süpermarkette neydi..? Kamil’in Mehmet amcanın bakkal dükkanı bizim zamanımızın grosmarketiydi.
Dışarıdan misafir gelen çocukların ellerinde plastik tabancalar, arabalar taş bebekler gördüğümüzde imrenerek bakardık. Alamancı bir ailenin kız çocuğunun elinde bir bebek görmüştük. Yüzüstü yatırınca ağlıyor, sırtüstü çevirince göz kapakları kapanıyor uyuyordu.
- Anam uda neydi gı..?
- U ağlama sesi neresinden çıkidu..?
- Göz gapakları gendiliğinden nası gapanıyodu..?
- Nagadar hatçak bebekti bu..!
Erkek kardeşinin elinde de kırmızı bir araba vardı. Tekerleklerini yere bastırıp geri çekip bırakınca araba kendiliğinden ileri gidiyordu. Nereden bilelim tekerleklere bağlı yayın gerilmesiyle arabanın enerji biriktirdiğini ve yayın boşalmasıyla ortaya çıkan kinetik enerjinin arabayı hareket ettirdiğini?
Bize göre ecünlülelerin işiydi bu.  
Biz bu ecünlülerin ittiği arabalara sahip olamasak ta kıvrak zekâmız ve çocukça yaratıcılığımızla elimizde bulunan geri dönüşümsel materyalleri kullanarak arabalar yapardık. Bunun için de çok fazla eşya aramamıza gerek yoktu. Evin etrafında kullanılmayan eşyalara bakmamız yeterliydi. Çitin duvarına yaslanmış eski bir kalas, birkaç onluk çivi, eski kara lastikler, boşalmış bir 5 kiloluk zeytinyağı tenekesi, birkaç düğme ve 2 metre gırnap ip yetiyordu bize.
Eski kalastan arabanın şasisini, kara lastiklerin topuklarını kesip yuvarlaklaştırıp tekerleklerini yapar, 10 luk çivileri şaft niyetine tekerleklere geçirip kalasın altına montajlardık. 5 kiloluk zeytinyağı tenekesinin üst kısmını da kestik mi damperde hazır olurdu. Anamızın elişi kutusundan aşırdığımız düğmeleri de far yerine çiviledik mi araba tamam olurdu. Gırnap ipini de bağla tampona çek çekebildiğin kadar gelsin peşinden BMC kamyonun.
Köyümüzde Cevizlik diye bir mera vardı köyün ortak malı. Oraya da toprak yollar yapmıştık tünelinden, yokuşuna, inişine kadar her şeyi düşünüp tasarlamıştık. Hem ineklerimizi otlatırdık mera da hem de kendi tasarımımız olan arabalarımı ağzımızla çıkardığımız motor sesleriyle sürer oynardık.
-Yoktan var eden, yaratıcı, akıllı çocuklardık biz.
-Tüketen değil üreten çocuklardık biz.
-Şikâyet etmeyen, şükreden mutlu çocuklardık biz.
İyiki de yaşamışız o günleri. Ne mutlu o devirde çocukluğunu çocuk gibi yaşayanlara..!
Selam olsun bu hikâye de kendisini bulup, gülümseyerek özlemle o günleri ananlara.
Saygı ve sevgilerimle

Levent Aktaş
31.03.2021
Bir açık hava görseli olabilir
 

YORUMLAR

  • 0 Yorum