ATATÜRK VE DIŞ POLİTİKA
Necdet TOPÇUOĞLU

Necdet TOPÇUOĞLU

ŞİMAL YILDIZI

ATATÜRK VE DIŞ POLİTİKA

03 Temmuz 2020 - 00:17

Atatürk’ün izlediği dış politika, Milli çıkarlar doğrultusunda kararlılık esasına dayanmaktadır. Ortadoğu'da din ve mezhep ekseninde dış politika izlenmesi sıkıntılıdır. Maalesef İran, Şii eksenli yayılmacı bir dış politika izlemektedir. Bu ülkenin amacının, Irak ve Suriye Şiileri ile organik bağ kurarak İsrail'e uzanmak olduğu anlaşılmaktadır. İran’ın bu tutumuna karşı, Türkiye’nin ulusal çıkarlar noktasında politikalar geliştirmesi faydalı görülmektedir.
 
Türkiye başlangıçta Suriye'ye karşı yaptığı hamle ile güneyinde bir Şii kuşatmasına izin vermeyeceğini göstermiştir. Bu defa Beşar Esat, Rusya ve İran’ın desteği ile karşı hamle yaparak, Türkiye'nin güney sınırını PYD ve YPG unsurlarına terk etmiştir. Bu durum kurulması planlanan Kürt Devletinin Akdeniz'e kadar uzanmasına kapı aralayan bir ortam hazırlamıştır.
 
Ortadoğu bataklığında kimin dost, kimin düşman olduğu belli değildir. Gelinen aşamada ABD, YPG ve PYD'ye destek vermiştir. Türkiye durumun tehlikeli olduğunu görerek Kürt unsurların Fırat'ın batısına geçmesine Cerablus'a operasyon düzenleyerek engel olmuştur. ABD müttefikimiz olmasına rağmen Türkiye’nin kararlılığını görmezden geldiği için, Türkiye daha sonra Afrin’e ikinci bir operasyon yapmak zorunda kalmıştır. ABD’nin güvenilmez tavrı nedeniyle, o tarih itibarıyla Rusya, İran ve Suriye avantaj elde etmişlerdir.
 
 
Suriye hem iç savaşa karşı yok olmamak için direnirken, hem de İran'ın istediği Şii koridorunu ülkesinin orta kesiminden sağlamıştır. Türkiye bu koridoru engellemeye çalışırken, güney sınırımızda PYD ve YPG unsurları ile çatışma ortamına girmiştir. Daha kötüsü 4 milyon Suriye’li mültecinin yükünü taşımak zorunda kalmıştır. Suriyeliler bombalandıkları için Türkiye’ye kaçmamışlardır. Tam aksine Türkiye’ye kaçmaları için bombalanmışlardır.
 
 
ABD'nin peşine takılarak izlenen yol çıkmaz yoldur. Türkiye Ortadoğu’da bu çıkmazın içinde kendisini bulmuştur. Rusya ile Türkiye’yi karşı karşıya getirmek için her türlü kirli oyun sahneye konulmuştur. Suriye hava savunma sisteminin test edilmesi amacı ile havalanan bir F-16 uçağımız düşürülmüş, iki pilotumuz şehit olmuştur. Bu olay Milletimizi derinden üzmüştür. Daha sonra Rusya uçağı Türkiye hava sahasını ihlal ettiği gerekçesiyle düşürülmüştür. Halbuki Yunanistan bu ihlalleri hemen, hemen her gün yapmaktadır.
 
 
Kirli oyunların ardı arkası kesilmemiştir. Rusya'nın Ankara Büyükelçisi hain bir polisin suikastı sonucu öldürülmüştür. Aslına bakarsanız bu yapılanların tamamını savaş sebebi olarak değerlendirmek mümkündür. Ancak, sağduyu ve akıl galip geldiği için bir savaşa girilmemiştir.
 
 
Bütün bunlar olurken, Türkiye ABD destekli olduğu sanılan Fetöcü darbe girişimi ile karşı karşıya kalmıştır. Basına yansıdığı kadarıyla Rusya bu konuda da psikolojik desteğini esirgememiştir. Rusya’nın bu tahrikler karşısındaki soğukkanlı tutumu, güneyinde batı emperyalizminin olmasından ise Türkiye'nin olmasının daha iyi olacağına inanmasındandır.
 
 
Bu temel yaklaşımlar sonucu Türkiye Rusya'dan S-400 hava savunma sistemini almıştır. İki devlet arasındaki bu yakınlaşmalar, NATO ittifakı içinde bir çelişki olarak değerlendirilmiştir. Bir yandan NATO ittifakının üyesi olmak, diğer yandan NATO’nun düşman saydığı Rusya’dan hava savunma sistemini almak derin sorunlara yol açmıştır.
 
 
Türkiye’nin bu hamlesine karşılık ABD, yapımında Türkiye’nin ortaklığı bulunan ve parasının bir kısmı ödemiş olan F-35 uçaklarını teslim etmeme kararı almıştır. Zaten S-400 hava savunma sisteminin alımı ile, F-35 savaş uçaklarının alımı, teknik yazılım programlarının farklılığı bakımından sorun oluşturmaktadır. S-400 Savunma sisteminin F-35 savaş uçaklarını dost kuvvet mi, yoksa düşman kuvvet mi olarak tanıyacağı tartışma konusudur. Bunların hepsi çözülmesi gereken çok yönlü teknik sorunlar olarak tarafların gündeminde bulunmaktadır.
 
 
Rusya bu arada bir hamle daha yaparak Türkiye'ye savaş uçağı satabileceğini açıklamıştır. Dikkat edilirse, ABD ve Rusya Türkiye üzerinden diplomatik bir mücadele yürütmüşlerdir. Bu durum iyi yönetilebilseydi Türkiye buradan güçlenerek çıkabilirdi. Ancak karmaşık sorunlar sebebiyle süreç olumsuz yönde ilerlemiştir. Bütün bu gelişmeler NATO’nun güven veren bir ittifak olmadığını göstermiştir.
 
 
NATO’dan ayrılmak kolay verilecek bir karar değildir. Çünkü Silahlı Kuvvetlerimizin bütün donanımı NATO standartlarına göre yapılmıştır. Söz konusu ittifaktan ayrılmak, ordumuzu sil baştan Rusya ve Çin silahları ile yeniden donatmak anlamına gelmektedir. Bu finansmanın karşılanması şimdiki koşullarda hiç mümkün görülmemektedir. Nereden bakılırsa bakılsın,  iki ucu kirli değnek durumu bahis konusudur.
 
Ortadoğu’da yaşanan olayları bu şekilde analiz ettikten sonra, Atatürk'ün çizdiği dış politika hakkında bilgi vermenin faydalı olacağı düşünülmektedir. Aziz Ataürk, Rusya'yı kastederek kuzeydeki komşu ile daima iyi geçinilmelidir demiştir. Türkiye geçmişte Kominizim endişesiyle NATO'ya üye olmuştur. Bunun hata olduğu sonraki yıllarda anlaşılmıştır. Ne yazık ki zaman ileriye doğru yaşanıyor, geriye doğru ders alınıyor. Halbuki Atatürk, komşuluk ilişkilerini paktlar ile düzenleyen, "yurtta barış, dünyada barış" felsefesine dayanan dış politikayı benimsemişti.
 
İkincisi, Araplar arasındaki mezhep çekişmelerinden uzak durulmalıdır. İzlediğiniz dış politika din ve mezhep eksenli değil, ulusal çıkarları esas almalıdır diye işaret etmiştir. Bunun ne kadar doğru bir yaklaşım olduğunu içinden geçmekte olduğumuz olaylar bize açıkça göstermektedir.
 
Üçüncü olarak diyor ki aziz Atatürk; Ortadoğu petrol bölgesidir. Gelecekte Batı Emperyalizmi bu bölgeye kayıtsız kalmaz, mutlaka petrole sahip olmak isteyeceklerdir. Bu nedenle dikkatli olunmalı, asla petrol çıkarları nedeniyle Batı Emperyalizminin piyonu olunmamalıdır. Türkiye’nin bu konuda da dikkatli davrandığını söylemek mümkün değildir. Birinci Körfez Savaşında rahmetli Turgut Özal, bir koyup üç alacağız diye yola çıktı, devamında geldiğimiz nokta ortadadır.
 
Sonuç olarak, kimse Aziz Atatürk'ü sevmek zorunda değildir. Ancak, düşünce ve görüşlerinin okunması, ülke yönetiminde bulunanların politikalarını tespit ederken faydalı olacağı düşünülmektedir. Ancak yaptığım değerlendirmelerde Atatürk'ün işaret ettiği hususların dikkate alınmaması sebebiyle Türkiye’nin Ortadoğu’da geldiği durumu sizler ile paylaşmak istedim. Sorumluluk sahibi olanlara umarım katkısı olur.
 
 

  • Reklam
Reklam