MUTLULUĞUN ANAHTARI SOSYAL İLİŞKİLER
Necdet TOPÇUOĞLU

Necdet TOPÇUOĞLU

ŞİMAL YILDIZI

MUTLULUĞUN ANAHTARI SOSYAL İLİŞKİLER

13 Haziran 2021 - 19:41

 
Bir araştırma düşünün ki 75 yıl sürmüş olsun. 
Tam 75 yıl boyunca 750 kişiyi takip etmişler. 
Üstelik birbiriyle çok zıt iki grup
Yarısı Harvard Üniversitesi mezunu, 
diğer yarısı, Boston’un en yoksul mahallerinde yaşayan gençler. Kayıtları18 yaşında tutmaya başlamışlar. 
 
Gençlere sormuşlar, 
“Hayatta seni en mutlu kılacak şey nedir? “ 
Çoğunluk ne cevap vermiş tahmin edin bakalım.
İki zıt toplumsal kesim, aynı yanıtı vermişler: 
 
Zenginlik ve şöhret!
 
Şimdi buraya kadar normal, ne olmuş ki diyebilirsiniz.
 
Konu o 750 genci, 70-80 yaşlarına kadar takip etmek olunca enteresan sonuçlar ortaya çıkıyor. 
Hem de öyle böyle detay değil, sağlık raporlarından banka hesaplarına, aile bireyleri ile görüşmelerden, 
her yaşta ayrı fotoğraflarına kadar.
 
Araştırmayı sunan 
Amerikalı bir Psikiyatr Robert Waldinger. 
Fotoğrafları gösteriyor, 
18 yaşındaki hali - 80 yaşındaki hali. 
Öyle enteresan ki görmeniz lazım.
O 750 kişiden kaçı ünlü ve zengin olmuştan öte, 
hedefte şu soru var, 
“ Kaçı mutlu ve sağlıklı yaşlılar olabilmişler? “
 
Hani zengin ve ünlü olunca 
mutlu olacaklardı ya...
Olabilmişler mi?
Sizce....?
 
Neyse fazla merakta bırakmayalım sizi..
Zengin ve ünlü olmanın, 
mutlu ve sağlıklı olmakla 
direkt bir ilgisini 
“kuramamışlar” 
 
Anahtar kelime ne çıkmış biliyor musunuz?
“Sosyal ilişkiler”!
 
750 kişinin içinde, 
mutlu ve sağlıklı olan kişiler, 
etrafında dostları, akrabaları, komşularıyla, 
kısacası sevgi ile çevrili olanlar.. 
İster Harvard mezunu olsun, 
ister yoksul bir ailenin çocuğu olsun fark etmiyor. 
 
Bu arada kaç arkadaşınız olduğu da önemli değil. 
İlişkilerin “kalitesi” önemli. 
Güven duygusu, 
kabullenilme, 
takdir edilme, 
aidiyet gibi. ...
 
Yani anlayacağınız 60-70 yaşlarına geldiğinizde, 
kolesterolünüzün veya tansiyonunuzun kaç olduğu bile 
bir şekilde ilişkilerinizin güzelliğine bağlı. 
İyi ilişkiler sadece vücudumuzu değil, beynimizi de koruyor.
 
İyi bir ilişkinin de baş tacı 
“güven” diye vurguluyor araştırmacı.
 
‘Dostluk’, denilince tabakta kalan son patates kızartmasını birbirine ikram etmektir. 
 
O üzülünce ona kıyamamak, 
biri onu hırpalarsa ona siper olup korumak, 
o başarılı olduysa kendin olmuş gibi sevinmektir. 
 
Dost demek güven demektir,
Sen önce güvenilir bir insan olacaksın ki 
etrafına da güvenilir insanlar toplansın. 
Sen yalancı, sen kıskanç, sen kaba biri olursan 
etrafında da öyle arkadaşlar olur. 
Gül bahçesi mi, diken tarlası mı, 
sen seçeceksin. 
 
Mesele şu ki, günümüz dünyasında tüm mutlulukların 
maddiyata endeksli olması, bir tesadüf değil, bir kurgu. Bir yönlendirme.
 
Maddiyatı yok mu sayacağız?
Elbette ki hayır.
Ama birinci sıradan indirmeliyiz.
 
Bir insan çok zengin ve ünlü bile olsa, sana telefonu teklifsizce açıp, 
“Vayy be ..! Helal olsun kardeşim sana..!! 
Gurur duyuyorum seninle..” 
diyecek bir gerçek dostun yoksa neye yarar?
 
Bir can yoldaşıyla, hüzünlenip ağladığında, ya da yüreğine kara isli bulutlar yürüdüğünde, 
yargılanmayacağından emin olarak 
dertleşmeyeceksen, zehrini nereye akıtabilirsin ?
 
Tabakta kalan son patates kızartmasını 
yayıla yayıla ağzına atıyor olabilirsin.. 
Atlar, katlar, yatlar sahibi olabilirsin.. 
Herkes önünde iki büklüm eğilip 
ceketini ilikliyor olabilir, ama hayat, 
sen evinin kapısından içeri girip, 
o kapıyı kapattığın an başlar..
 
O kapının ardında, yani senin iç dünyanda 
kaç tane sevgili varlık var? 
Kaçına güvenebilirsin? 
Sen kaçı için güvenilir kişisin? 
Kaçı, gözlerinde yaş görürse kolları sana uzanır?
Kaçı senin hangi yemeği sevdiğini, biberiyeden nefret ettiğini bilip, ona göre sana yemek pişirir? 
Kaçı sen balkonda üşüdüğünde içerden bir hırka alıp, omuzlarına konduruverir? 
Kaçını gecenin bir saatinde teklifsiz arayabilirsin,
ya da o seni arayabilir?
 
Yalnız insanlar, yurdu yuvası olmayan, konacak yer bulamayan kuşlara döner.
 
Neticede Yazar da dememiş mi ;
“ İnsan evrende gövdesi kadar değil,
yüreği kadar yer kaplar”.
 
Yani evrende unutulmaz bir iz bırakmanın yolu 
zenginlik ve şöhretten değil, "insanlık"tan geçiyormuş .
 
Anlamak için 80 yaşımıza gelmeyi beklememeliyiz.

YORUMLAR

  • 0 Yorum