ORTADOĞU SORUNU VE ÇIKIŞ ALTERNATİFLERİ
Reklam
Reklam
Necdet TOPÇUOĞLU

Necdet TOPÇUOĞLU

ŞİMAL YILDIZI

ORTADOĞU SORUNU VE ÇIKIŞ ALTERNATİFLERİ

30 Temmuz 2020 - 00:05

Ortadoğu'da din ve mezhep eksenli bir politika izlenmesinin Türkiye’nin başına ne badireler açtığını görüyoruz. İran'ın izlemiş olduğu Şii eksenli yayılmacı politikaya tam tersi bir yöntemle karşılık verme sebebiyle satranç oyununda zor duruma düştüğümüzü söylemek mümkündür. İran'ın amacı, Irak ve Suriye Şiileri ile organik bağ kurarak İsrail'e uzanmaktı. Türkiye Suriye'ye karşı yaptığı hamle ile güneyinde bir Şii kuşatmasına izin vermeyeceğini gösterdi.
 
 Bu defa Beşar Esat Rusya ve İran desteği ile karşı hamle yaparak Türkiye'nin Güney sınırını PYD ve YPG'ye terk etti. Bu durum kurulması planlanan Kürt Devletinin Akdeniz'e kadar uzanmasına kapı aralayan bir ortam hazırladı. ABD de, YPG ve PYD'ye destek verdi. Türkiye durumun tehlikesini anlayarak Kürt unsurların Fırat'ın batısına geçmesine Cerablus'a girerek engel oldu. Daha sonra Afrin Harekatını yapmak zorunda kaldı.
 
Gelinen bu noktada savaş oyununun şimdilik kazananları Rusya, İran ve Suriye oldu. Suriye hem iç savaşa karşı yok olmamak için direndi, hem de İran'ın istediği Şii koridorunu ülkesinin orta kesiminden sağlamış oldu. Biz bu koridoru engellemeye çalışırken, hemen güney sınırımızda PYD ve YPG Kürt unsurları ile başımızı belaya soktuk. Yetmezmiş gibi 5 milyon Suriyeli mültecinin yükünü taşımak zorunda kaldık.
 
 ABD'nin peşine takılarak izlenen politika tuzaklarla doludur. Türkiye bu çıkmazın içinde kendisini bulmak zorunda kalmıştır. Rusya Türkiye’yi karşı karşıya getirmek için ne oyunlar oynandığını hep birlikte gördük. Bilindiği gibi, Suriye Savunma Sisteminin test edilmesine bir F-16 uçağımızı ve iki pilotumuzu şehit verdik. Daha sonra Rus uçağını hava sahamıza girdiği gerekçesiyle düşürdük. Halbuki Yunanistan bu ihlalleri hemen hemen her gün yapmaktadır. Yetmezmiş gibi Rusya'nın Ankara Büyükelçisini hain bir polis suikast sonucu öldürdü. Bunların hepsi savaş sebebiydi ama sağduyu ve akıl galip geldi, savaşa girilmedi. Bu sonuç aklın zaferi olarak değerlendirilmelidir.
 
 
Bu arada Türkiye hiç şüphe yok ki, ABD destekli Fetöcü darbe ile karşılaşmıştır. Rusya’nın bu konuda da psikolojik desteğini esirgemediği görülmüştür. Bütün bunlar göstermiştir ki, Rusya kendi menfaatleri gereği güneyinde Batı Emperyalizminin olmasından ise Türkiye'nin olmasının daha iyi olacağını düşünmektedir. Bu temel yaklaşımlar sonucu Türkiye Rusya'dan S-400 Hava Savunma sistemini almıştır. Bu da NATO ittifakı içinde bir çelişki olarak değerlendirilmiştir. Hem NATO üyesi olacaksınız, hem de NATO'nun düşman saydığı Rus hava savunma sistemini alacaksınız, bunu doğru bir strateji olarak değerlendirmek zordur.
 
 Bu hamleye karşılık ABD, yapımında ortaklığımız bulunan ve parasını ödediğimiz F-35 uçaklarını teslim etmeme kararı almıştır. Zaten S-400 Hava Savunma sisteminin alımı ile, F-35 savaş uçaklarının alımı, teknik yazılım programları açısından diğer bir çelişki olarak karşımıza çıkmıştır. Bu savunma sistemi F-35 savaş uçaklarını dost kuvvet mi, yoksa düşman kuvvet olarak mı tanıyacaktır, bunların hepsi çözülmesi zor olan teknik yazılım sorunlardır.
 
Rusya bu arada bir hamle daha yaparak Türkiye'ye savaş uçağı satabileceğini açıklamıştır. Dikkat edilirse, ABD ve Rusya Türkiye üzerinden diplomatik bir mücadele yürütmektedir. Bu durum iyi yönetilebilseydi Türkiye buradan güçlenerek çıkabilirdi. Gelinen bu noktada NATO bağlamında Türkiye'nin olması gerektiği yerde olmadığı anlaşılmıştır. Ayrılmak da kolay değildir. Silahlı kuvvetlerimizin bütün donanımı NATO standartlarına göre yapılandırılmıştır.
 
NATO’dan ayrılmak demek ordumuzu sil baştan Rusya ve Çin silahları ile yeniden donatmak anlamına gelmektedir. Milli ve yerli silahlarımızın henüz büyük devletler ile rekabet edecek seviyede olduğunu söylemek mümkün değildir. Ordumuzun yeniden silahlanma finansmanını karşılamak şimdiki koşullarda hiç mümkün değildir. Nereden bakılırsa bakılsın çözülmesi çok zor olan bir sorun ile karşı karşıya olduğumuz anlaşılmaktadır.
 
ABD’nin Neocon’ları önderliğinde başlatılan ve Ortadoğu’da 20 devletin sınırlarının değiştirilmesini amaçlayan Arap Baharı, Suriye’de duvara toslamış oldu. Çünkü Ortadoğu ve Ön Asya’da Rusya’nın ali menfaatleri bulunmaktadır. Bu noktada Rusya, İran işbirliği ve arkadan da Çin’in dolaylı desteği ABD’yi menfaat paylaşımı konusunda Rusya ile masaya oturmak zorunda bırakmıştır.
 
ABD doğrudan savaşmak yerine vekalet savaşları yolunu tercih etmiş, PYD, YPG ve PKK yerel unsurlarını tırlar dolusu silahla donatarak savaşa hazır hale getirmiştir. Türkiye bu konuda oyalanarak zaman kaybetmiştir. Yılanın başı küçükken ezilmeliydi. Şimdi sonuç alınması zor ve kayıp verilme ihtimali zor bir pozisyona gelinmiştir. Her devlet menfaat paylaşımı noktasında pozisyonunu almış durumdadır. Görünen o ki Türkiye’nin yanında hiçbir devlet yer almamıştır. Türkiye açısından, Suriye’deki sorun İdlip noktasında kördüğüm haline gelmiştir.
 
Emperyalist Şer Cephesi Türkiye’ye karşı çifte Kurt Kapanı taktiği izlemektedirler. Türkiye bir yandan Suriye’de oluşturulan büyük tehdit ile boğuşurken, diğer yandan ilgili ilgisiz birçok devlet Doğu Akdeniz de doğal gaz aramasına katılmışlardır. Bu çifte kurt kapanına Yunanistan Ege Denizi’ndeki akıllara ziyan hareketlerle destek vermektedir. Türkiye’nin karşılaştığı duruma bir bakarmısınız. Bütün düşmanlar bir araya gelmişler “Cephe Genişletme Taktiği” uygulayarak gücümüzü dağıtarak sonuç alma peşindeler.
 
Yaşanan olaylardan ders alınmaz ise tarihin tekerrür etmesi engellenemez. Türkiye Körfez Savaşından sonra Irak’ın kuzeyinde oluşturulan ve Barzani Peşmergelerinin güvenliğini sağlamayı amaçlayan uçuşa yasak bölge konusunda ders almamış olacak ki, bugün ABD ile Suriye sınırı boyunca “Güvenli Bölge” konusunu müzakere etmektedir. Halbuki bu Güvenli Bölge PYD, YPG ve PKK unsurlarından oluşan terör güçlerinin güvenliğini sağlama amacı taşımaktadır.
 
Oysa Türkiye oluşturulmasını istediği 35-40 Km derinliğindeki Güvenli Bölgeye başımıza bela edilen 5 milyon Suriyeliyi yerleştirerek terör unsurları ile Türkiye arasında bir tampon bölge oluşturabilmeyi amaçlıyor görünmektedir. Esasında başarılabilirse çok faydalı bir çözüm olacağı düşünülmektedir. Ancak emperyalizmin hedefi Türkiye’yi “Türk, Kürt, Arap Federasyonuna” dönüştürmek olduğundan, Suriyeliler geri dönmesin, Türkiye’ye entegre olsun görüşündeler. Bu gelecek için çok tehlikeli bir durumdur.
 
Türkiye bu çıkmazdan iktidar ve muhalefeti ile birlikte “milli güç birliği” oluşturarak çıkabilir. Maalesef muhalefet, Suriye sorununu siz yarattınız çıkın bakalım içinden tavrında görünmektedir. Bu çok tehlikelidir. Haberleri olsun ki ülkenin varlığı yokluğu söz konusudur. Milli düşünen bir muhalefet gelinen bu noktada, iktidar istemese bile işbirliği yapmak için gerekirse ısrarcı olmalıdır. Kimse bir çoban ateşi yansın da seyredelim rahatlığında olmamalıdır. O ateş de hepimiz yanarız. Asgariden muhalefet olabilmek için bile bir ülke gerektiği unutulmamalıdır.
 
Çok bilinmeyenli Ortadoğu denkleminde alanda değilseniz, masada yer alma şansınız yoktur. Masada yer alamayanlar ise menüde meze olmak zorunda kalırlar. İşte ülkem için fedakarlık yapıyorum deme günü bu gündür. Karşımızdaki güçler, bilim ve teknolojinin her türlü imkanlarına sahip oldukları gibi, Türkiye’deki karar vericilerin derinlikleri konusunu da detaylı araştırmaktadırlar. Satranç böyle bir savaş oyunudur. Bir ülkenin varlık yokluk mücadelesinde siyasi çıkar hesapları yüzünden “milli güç birliği” oluşturmaktan sarf-ı nazar edenler, düşman saflarında yer almış sayılırlar. Sonunda millet bu davranış içinde bulunanları reva oldukları muamele ile cezalandırır. İş işten geçmeden hepimizin aklımızı başına toplaması zorunludur.
 
Ortadoğu da gelinen durumu bu şekilde analiz ettikten sonra şimdi gelelim Aziz Atatürk'ün çizdiği dış politikaya. Birinci olarak diyor ki, Rusya'yı kastederek kuzeydeki komşunuzla daima iyi geçinin. Biz ne yaptık, Kominizim korkusu nedeniyle gittik NATO'ya üye olduk. Ne büyük hata olduğunu şimdi anlıyoruz. Oysa Atatürk, komşuluk ilişkilerini paktlar ile düzenleyen, "yurtta ve dünyada barış"ı hedefleyen bir dış politikayı ilke edinmişti. Bu politika göz ardı edildiği için geldiğimiz noktayı hep birlikte görüyoruz. İkincisi, bu Araplar arasındaki mezhep çekişmelerinden uzak durun. İzlediğiniz dış politika din ve mezhep eksenli değil, ulusal çıkarları esas alsın diyor. Ne kadar doğru söylemiş değil mi, bunu dikkate almadığımız için sonuç ortada. Ulusal çıkarları bir yana bıraktık, mezhep kavgalarının tarafı olduk. Üçüncü olarak Aziz Atatürk, Ortadoğu petrol bölgesidir. İleri de batı emperyalizmi bu bölgeye kayıtsız kalmaz. Mutlaka petrole sahip olmak isterler. İşte bu nedenle dikkatli olunmalı, asla petrol çıkarları nedeniyle batı emperyalizminin piyonu olunmamalıdır diyor. Peki biz buna dikkat ettik mi? Dikkat etiğimizi söylemek mümkün değildir.
 
Birinci körfez savaşında rahmetli Turgut Özal, bir koyup üç alacağız diye yola çıktı, devamında geldiğimiz nokta meydandadır. Şimdi sonuç olarak diyorum ki, Atatürk'ü sevmek zorunda değilsiniz. Bari dediklerini bir defa okuyun belki faydası olur. Atatürk'ün işaret ettiği hususları dikkate almadığımız için hangi noktalara geldiğimizi sizler ile paylaşmak istedim. Sorunların çözümünde sorumluluk almak isteyenlere belki faydası olur.
 

  • Reklam
Reklam