Fındık üretiminde "bahçe zararlıları"
Reklam
Reklam
Rüştü Bozkurt

Rüştü Bozkurt

Ekonominin Nabzı

Fındık üretiminde "bahçe zararlıları"

08 Nisan 2019 - 12:22

 

Buzdağı, 4 Nisan 19

 

İnsanların binlerce yıllık akıl eleklerinden geçirerek arı duru hale getirdiği sözler belli dönemlerin gerçekliklerini iyi yansıtır: O sözlerden biri de, “ Yarım imam din’den eder; yarım doktor can’dan eder; yarım iş’ler kaynak israf eder…” anlatımında hayat bulur.

 

İki hafta önce, Fındık İhracatçıları Birliği’nin toplantısına katıldım. Toplantının ana konusu, “Fındıkta  önemli zararlılar ve  hastalıklarla mücadele” idi.Bu odaklanmış konuyu birinci ağızdan dinlemem gerekti.Gittim ve gördüm ki, bu ülkede iş yapma metotlarımız bütünlükten yoksun . Ekosisteminin bütününü kavrayan  iş yapma metotlarını içselleştirme düzeyini yükseltemedik.Fındık gibi  çok değerli bir varlığımızı koruma ve geliştirmede bütünsel bir yaklaşım, kolektif bir çabadan bir haylı uzak kalıyoruz.

 

Toplantının “merkez düşüncesini” paylaşalım:  Son yıllarda tehlikesi giderek artan üç bahçe  zararlısı var: Yeşil kokarca, fındık kurdu ve külleme…

 

Fındık kurdu  kabuğu hortumuyla deliyor; içteki taneyle besleniyor.Delikli, içi boşalmış fındık sayısı artınca verim düşüyor.Doğru ilaç, doğru zamanda kullanılırsa zarar minimize edilebiliyor.

 

Fındık yeşil kokarcası, 11 ile 14 cm boyunda, yeşilimsi kahverengi olan, anten uçları ile bacaklarının uçları kırmızı olan bir böcek. Gelişme aşamasındaki fındığın içini emerek  besleniyor; fındık gelişemiyor ve çürüyor. Doğru ilaç, doğru zamanda kulanılırsa zararı minimize etmek mümkün.

 

Fındıkta külleme  hastalığı  mantar kaynaklı hastalıklardan biri. İlkbaharda fındık yapraklarına bulaşıyor; yaprak üzerinde, meyve  ve zurufunda soba külü  ya da pudra gibi kendini belli ediyor. Doğru ilaç, doğru zamanda kullanılırsa  ürün kaybı  önleniyor.

 

Son üç paragrafta altını çizdiğim cümle şöyle “… doğru ilaç, doğru zamanında kullanılırsa  üründe kayıplar  minimize ediliyor.”

 

Hâlâ şartlı cümle kulanıyoruz

 

Hastalık biliniyor, ilaç tanımlanmış ve kullanım zamanı belli ise   neden “ şartlı cümle” kurmak zorunda  kalıyoruz? İlaçlama konusunda özensizliğimizin kaynakları nelerdir?

 

Fındık  üreticisi İnsanlarımızın bahçe  zararlılarına karşı  sempatisi  mi var?

 

Fındık üretici insanlarımız, yeterli ürün gerekli para kazanmadan yana mı  değil?

 

İnsanlarımız, göz göre göre  hastalığı belli, ilacı belli ve zamanı belli olan bir  konuda neden gerekli ciddiyeti göstermiyor?

 

Çok özetle aktardığım durumu  anlayanınız  var mı? Varsa, bize de anlatsa  ziyadesiyle memnun oluruz.

 

Bu ülkenin  çok değerli  ürünlerinden biri olan fındığına sahip çıkamıyorsak…Bu kadar açık, teşhisi belli olan bir hastalıkla ilgili gerekli planlamayı yapamıyor; hızlı bir tedavi ile işleri rayına koyamıyorsak; “Gelişmişlik önünüze çıkan fırsatları  kapitalize etmektir….” tanımlamasının neresinde dururuz?

 

Yarım yüzyılda hep aynı sorunlar

 

Neredeyse 50 yıldır fındık tartışmalarını izliyorum…Sorunlarımız bitmiyor; aynı soruları usanmadan ve bıkmadan tartışıyoruz…

 

Bahçe zararlıları gibi  ivedi bir sorunla başa çıkamıyoruz…

 

Mevcut bahçeleri yenileyerek, etkin bakım yaparak verimini artıramıyoruz.

 

Yeni ve uygun bahçeler oluşturarak üretimin sürdürülebilirliğini güven altına alacak önlemler almakta yeterli değiliz.

 

Bugün  var olan mülkiyet yapısındaki çok küçük ölçekli bahçelerde küresel rekabet yapamayacağımızı bile bile bir çözüm ortaya koymama gibi bir sakat gidişat var.

 

Teşvik sistemimiz ve destekler  bir uçtan ötekine salınarak, mevcudu koruyan, ürün nitelik ve niceliğini geliştiren  ve  rekabet gücü yaratan rotaya  bir türlü yerleşemiyor.Alan desteklerini geliştirerek  uzun soluklu ve kalıcı bir sisteme dönüşüm yapılamıyor.

 

Rakip ülkelerde üretim hızla artarken, bütünsel bir “rekabet stratejisi” üzerinde siyasi irade, bürokrasi, üretici, tüccar, manav ve ihracatçı   “ortak akıl” üzerinde birleşemiyor.

 

Dünya ölçeğinde  bir milyon ton üretimin yarısını gerçekleştirdiğimiz halde pozisyonumuzu koruyacak strateji, taktik ve operasyonları yönetecek ortak bir merkezimiz yok.Çoğunluğun güvenebildiği bir rasyonel otoriteye sahip değiliz.

 

TMO satın alma ve satma konusundaki stratejisi ve yarattığı sonuçlarla ilgili kamuoyu önünde açık hesap verme özgüvenini göstermiyor.

 

Fındıkta  mevsimsel durum ve depolama koşullarını dikkate alan geliştirici finansman sistemine ve araçlarına sahip değiliz.

 

Eğimli topraklarda 70/80 kg.  dönüm başına verim taban arazilerde 250 kg. dönüm verim  dengesini kuracak net uygulamalardan uzağız; rakiplerin çok daha yüksek verimle piyasaya girmesi karşısında alınması gereken önlemleri tartışmış ve olgunlaştırmış değiliz…

 

Çözüm yalın, irade ve kararlılık ister

 

Olmayanları  söyledik… Ne yapalım o zaman ? Çok basit: Fındık destek sistemini, mülkiyete dokunmaksızın, 1000 dönüm bir arayı elinince  destek  katsayısı bir, 3000 dönüm bir araya gelirse   destek katsayısını 2, 5000 dönüm ve üzerinde bir araya gelinince  destek  miktarını  pazarlık eden 5  katına  bile çıkaran bir  “hizmette birleşme” uygulamasını göze almalıyız… Bahçesini bakmayan, zamanında ilaçlanmayana ödünsüz gözetim ve denetim kuralları uygulamalıyız… Yasa ve yönemelikler  yürürlükte olduğu süreci  eleştiri hakkımız vardır; uymama hakkımız yoktur   ilkesinden  asla ödün vermemeliyiz…Bu kadar  basit  uygulamaları  yapalım ve  bakalım görelim  o zaman  fındık üretimde  neler  oluyor, neler?

YORUMLAR

  • 0 Yorum