Baktım ki Sevecek Kimse Yok, Bende Yalnızlığı Sevdim...
Ümmiye YILMAZ

Ümmiye YILMAZ

Şafak Türküsü

Baktım ki Sevecek Kimse Yok, Bende Yalnızlığı Sevdim...

08 Şubat 2021 - 11:21

 

Minik serçe bir ağaç dalının hemen altına ısınmak için gizlenmişti. Islanan kanatları hareket etmesini zorlaştırıyordu. Ne zaman uçabileceği ise bir meçhulden ibaretti. Ağacın karşı tarafına bakan yoldan geçip giden bir ambulansın sireni onun ürkmesine sebep oldu. Sarsıldı ama sıkı sıkı tutunduğu dalı bırakmadı. Biraz sendeler gibi oldu ama yeniden eskisi gibi dik durabilmeyi başardı. Islanmıştı, yorgundu, üşüyordu ve çok titriyordu...

Gökyüzünde kopan fırtınaya eşlik eden şimşeklerin ışıkları ise sanki savaştan çalma bir geceye şahitlik ediyor gibiydi. Başımı yukarı kaldırdığım zaman yüzüme düşen birkaç kuru yaprak ve dallardan süzülen su damlaları serçeyi daha net görmeme engel oldu. O ise kaçamak, yan bir bakışla bana bakıyordu.
Sanırım İkimizin de tuhaf bir yalnızlığı vardı. Gözlerindeki hüzün tanıdıktı. Serçede bir an kendi suretimi görür gibi oldum. Onun kadar ıslanmıştım ve onun kadar yalnızdım. Belki de tek benzemeyen yanımız onun yaşamın karmaşıklığından uzak, masum çalıntı bir tavrı vardı.

Ortak yanlarımız çoktu. Ne de olsa bende serçe gibi yabancı ve davetsiz bir misafir olarak bu koca çınarın altına yağmurun hiddetinden sığınmıştım.
Birden, ağaç dallarından savrularak ayaklarımın önüne düşen serçeyle göz göze geldik. Elimle onun titreyen, yumuşak bedenini kavradım halen sıcacıktı. Çok şükür herhangi bir yerine kötü bir şey olmamıştı. Cebimden çıkardığım mendille onu sardım. Biraz olsun ısınmıştı. Yağmur ise dinmek üzereydi. Sağ elimle onu cebime yerleştirirken kafasına sol elimi siper ettim.
Rüzgâra meydan okur vaziyette eve doğru yol almaya başladık...
Yukarıdaki hikâyeye göre düşünecek olursak; Adam ve serçe birbirlerini yalnızlıktan kurtarabilecekler mi? Serçenin gözlerinde adamın kendini görebilmesi yalnızların birbirini tanıyabildiği anlamına mı geliyor? Yalnızlık kavramı nasıl açıklanıyor. İki yalnızın karşılaşması sonucu yalnızlık bitiyor mu?

Ya kalabalıkların içindeki yalnızlar..." Yalnızlığın" anlamına sözlük manasıyla bakıldığında "Yalnızlık veya Yalnız kalma" bir insanın boşluk duygusuyla karışık kendini dünyadan kopmuş hissetme duygusudur. Yalnızlık arkadaş eksikliğinden veya başkalarıyla birlikte olma arzusundan daha da öteye giden bir duygudur.
Yalnızlık çeken insan kendisini toplumdan kopmuş hisseder. Başka insanlarla anlamlı bir iletişime girmekte zorluk çeker. Yalnızlık çeken insan içinde bir boşluk veya kopukluk hisleriyle doludur.Yalnızlık duygusu sıradan bir yalnız olma halinden değişiktir. Bazen insanlar bilinçli olarak tek başına kalmayı tercih ederler ve yalnız olmaktan zevk alırlar.
Bu yalnızlık duygusundan farklı bir durumdur. Yalnızlık duygusu istek dışı bir yalnız kalma durumundan dolayı ortaya çıkar. Yalnızlık duyan insan terk edilme, dışlanma, depresyon, güvensizlik, umutsuzluk, anlamsızlık, değersizlik ve kızgınlık duygularıyla doludur.
Kendisinin hiç kimsenin sevgisine değer olmadığını düşünür, o yüzden de sosyal yaşamında zorluk çeker. Belki de o nedenle şu söz yalnızlığı sevgide de insana karşılık tercih edenlere hitap ettiği için fazlaca kullanılmaktadır.
"Baktım ki Sevecek Kimse Yok, Bende Yalnızlığı Sevdim..."Oysa İki tür yalnızlık vardır. Seçilmiş yalnızlıklar ve itilmiş yalnızlıklar. Yalnızlığı seçenler tek başlarına devam etmek isterler yaşam yolculuğuna ve hiç şikâyet etmezler. Yalnızlığa itilenler ise sudan çıkmış balık misali yaşamın içinde çırpınır dururlar.1982 Nobel Edebiyat Ödüllü, Kolombiyalı yazar Gabriel García Márquez'in 1967 yılında Meksika'ya ilk gidişinde "Yüzyıllık Yalnızlık" adlı eserinin arka kapağında yalnızlığa dair García Márquez'in ağzından şu sözler yer almaktadır:"Yüzyıllık Yalnızlık'ı yazmaya başladığımda, çocukluğumda beni etkilemiş olan her şeyi edebiyat aracılığıyla aktarabileceğim bir yol bulmak istiyordum.
Çok kasvetli kocaman bir evde, toprak yiyen bir kız kardeş, geleceği sezen bir büyükanne ve mutlulukla çılgınlık arasında ayrım gözetmeyen, adları bir örnek bir yığın hısım akraba arasında geçen çocukluk günlerimi sanatsal bir dille ardımda bırakmaktı amacım.
Yüzyıllık Yalnızlık'ı iki yıldan daha kısa bir sürede yazdım. Ama yazı makinemin başına oturmadan önce bu kitap hakkında düşünmek on beş, on altı yılımı aldı. Büyükannem, en acımasız şeyleri, kılını bile kıpırdatmadan, sanki yalnızca gördüğü şeylermiş gibi anlatırdı bana. Anlattığı öyküleri bu kadar değerli kılan şeyin, onun duygusuz tavrı ve imgelerindeki zenginlik olduğunu kavradım. Yüzyıllık Yalnızlık'ı büyükannemin işte bu yöntemini kullanarak yazdım.
Bu romanı büyük bir dikkat ve keyifle okuyan, hiç şaşırmayan sıradan insanlar tanıdım. Şaşırmadılar, çünkü ben onlara hayatlarında yeni olan bir şey anlatmamıştım. Kitaplarımda gerçekliğe dayanmayan tek cümle bulamazsınız."
Dostça kalın...

YORUMLAR

  • 0 Yorum