Bir Ülke Vardı... Şimdi O Ülkede...

Hemşireler kapı kapı gezip mamanın faydalarını, çocukları daha zeki yaptığını, anne sütünün ise zararlarını anlattılar.

Bir Ülke Vardı... Şimdi O Ülkede...

Hemşireler kapı kapı gezip mamanın faydalarını, çocukları daha zeki yaptığını, anne sütünün ise zararlarını anlattılar.

Bir Ülke Vardı... Şimdi O Ülkede...
13 Şubat 2021 - 20:12

Bir ülke vardı;

Hemşireler kapı kapı gezip mamanın faydalarını, çocukları daha zeki yaptığını, anne sütünün ise zararlarını anlattılar. Anneler kendi sütlerini kesip o mamaları alıp çocuklarına yedirdiler.
Ne de olsa devletin kapısına gönderdiği "okumuş" insandan daha iyi bilecek degillerdi ya "cahil" halleriyle.
 
Bir ülke vardı;
Köylerinde mis gibi yoncaları yiyip, yağlı yağlı süt veren ineklerin sütünü bıraktırıp, okul sıralarındaki çocuklara hayırsever ABD süt tozunu suyla karıştırıp dağıttılar ve lıkır lıkır içirdiler.
Ne de olsa öğretmeni veriyordu, ondan daha iyi bilecek değillerdi ya.
 
Bir ülke vardı;
Tereyağ, yumurta, sakatat kolestrolü fırlatıyor aman yemeyin ölürsünüz! diye korkuttular. İnsanlar ağızlarına sürmedi korkularından. Yerine içinde jelatin olan, bakterinin bile üremediği margarinler yer aldı sofralarda. Sonra, "Ayyy pardon o bilgi yanlışmış yiyin gari" dediler.
Zavallı halk kooosskocaa profesörlerden daha iyi bilecek değillerdi ya.
 
Bir ülke vardı;
Günlerden bir gün kuş gribi geldi bu ülkeye.
Medya nasıl panik!
Beyaz astronot gibi giyimli bilgili adamlar tavukların ayaklarından çuvala tıkıp tıkıp imha ettiler. Halk korktu. Köylü bacım, canım yerli ırk tavuklarını imha ettirdi, gitti reklamı yapılan virüssüz banvit tavuk, sarısı beyaz olan yumurtaları aldı afiyetle yedi. Ne de olsa koskoca gazeteci reklamında onu tavsiye etmiş fabrikasını gezdirmiş garanti vermişti.
Halk kooskoocaa gazeteciden daha iyi bilecek değildi ya.
 
Bir ülke vardı;
Dağı bayırı güzelim zeytin ağaçlarıyla doluydu ama zeytinyağı yanınca kanserojen yapıyormuş..
Diğer yağların faydalarını, yiyince nasıl hafiflettiğini ve havalara uçturduğunu anlatan reklamaları izleyen bacım ürettiği zeytinyağını atıp gitti yağa benzeyen o ürünleri aldı. Zeytin ağaçları kesilip tarla yapıldı. Ne de olsa TV reklamları ondan daha iyi bilirdi.
 
Bir ülke vardı;
“Eyvah, domuz gribi var” dediler. Başta doktorlar, sağlık çalışanları uzattılar kollarını şırıngaya. Eee tabi ki halk da panikledi. “Bize aşı yok mu” diye hayıflanıp, “bize sıra ne zaman gelecek” diye isyan eder oldular. Yıllar sonra DSÖ, “pardon, bu aslında bir salgın değilmiş, aşı kartellerinin oyununa geldik” dedi, aşının ortaya çıkan yan etkilerinin üzeri örtüldü.. aşıyı olan olduğuyla kaldı. Her şey unutuldu.
 
Bir ülke vardı;
Kadın doğum uzmanları başladı söze..
Avrupa’da doğurdukları çocuk başına para ödenirken, Türkiye’de kapı kapı dolaşıp prezervatif dağıttılar. Normal doğumun çarşaf çarşaf risklerini anlattılar. “Sana gün saat verelim, bavulunu, tacını, rujunu, tüllü terliğini sakın unutma ama. Sen o saate gel 15 dk sürmez imparator doğumu yaptırırız sana.” dediler. İkinci doğumun riskli olacağını ise söylemediler.
Kadınlar koştu karınlarını kestirdi.. Koooskocaa doktordan daha iyi bilecek değillerdi ya.
 
ŞİMDİ O ÜLKEDE;
 
Covid-19 diye bir virüs var. Dünya’dan sonra buraya da ziyarete geldi.
Medyadan yönetilen halk geçmiş tv başına, Prof’un biri bir gün ‘maskeyi tak’ diyor, takıyor. Öbürü başka bir gün ‘çıkart’ diyor hoopp çıkarıyor. “Herkes evlere girsin” diyorlar hoop içeri, “herkes dışarı çıksın” diyorlar hoop dışarı, sonra yine içeri.. 
Koooskoca proflar çıkıp papağan gibi bir tutturmuşlar maske mesafe hijyen, maske mesafe hijyen, maske de maske diyor. Ezberlemiş herkes, yolda, işde, her yerde marş gibi söylüyorlar. Millet de ağzı açık dinliyor.
Biri de çıkıp ‘bağışıklık sistemi nasıl kuvvetlenir’ diye anlatmıyor. 
Sanki ölüm, hastalık ilk defa yeryüzüne indi. Kanser, otizm, kalp yetmezliği gibi bütün hastalıklar silinmiş yer yüzünden. Her kanalda varsa yoksa korona.. Millet ağzı burnu tıkalı, yürüyen zombilere dönmüş. Eeee yani gos goca medyadan daha iyi bilecekler değil ya.
 
ESKİDEN O ÜLKEDE;
 
Marşının ilk kıtası KORKMA! diye başlardı.
Yıllardır önüne koyduklarını yiye yiye, içe içe, aklına sokulanları sindire sindire fıtrat yok oldu. Epifiz bezi diye birşey kalmadı. His yok oldu. Ar damarı çatlayalı yıllar yıllar oldu., Satılmış siyasetçiler, yalancı medya, Bill Gates hayranları çoğaldıkça çoğaldı. Böylece insanları hastalıkla korkutmak kolay oldu.
 
Korana var olduğu için dünyada sistemler değişmiyor, sistemler değiştiği için korona var.
Yeni dünya düzeninin korona veya benzeri korku salgınlarına ihtiyacı var.
 
Korona kitleleri pasifleştiren, korkutarak sindiren, otomasyona bağlanmış sürüler elde etmek için standart ve tek tip düşünmeye iten, itaati ve kabullenmeyi ön plana alan bir araç olma yolunda büyük başarı elde etti.  
 
Korona mı daha korkunç, Korona bahanesiyle kurulan yeni dünya düzeni mi daha korkunç? 
 
Bunu önümüzdeki zaman gösterecek.  
 
ALINTI
Dr. İsmail Dinç 

YORUMLAR

  • 0 Yorum