Es Vade Yeli Efsanesi - Ordu

Açıklama: Gölköy’ün Gürgentepe nin haspana adıyla anıldığı devirlerdeyiz. DÜNDEN BUGÜNE ULUBEYDE HAYAT sayfasından CEMİL TEMİZ 'in paylaşımı:...

Es Vade Yeli Efsanesi - Ordu

Açıklama: Gölköy’ün Gürgentepe nin haspana adıyla anıldığı devirlerdeyiz. DÜNDEN BUGÜNE ULUBEYDE HAYAT sayfasından CEMİL TEMİZ 'in paylaşımı:...

Es Vade Yeli Efsanesi - Ordu
20 Şubat 2021 - 18:59

 
 
Ordu'nun Köylerinde Müslümanlarla Ermeniler yan yana yaşamaktadır. Yer yurt Müslümanlarındır. Fakat, para, servet, zenginlik Hıristiyanların elinde. Civarda Müslüman bir bey vardır; sözü dinlenir eli açık merhameti sonsuz bir bey zaten Hıristiyanlar biraz da bu sayesinde rahatça yaşıyor servet ediniyorlar.Bey onları Müslüman halkından ayrıd etmiyor, kimseye de ezdirmiyor. Bu Bey’in çok güzel kızı varmış.Tazemi taze Hapsana kırlarında yetişen çiçekler gibi iç açıcı,gönül doldurucu bir güzelliğe sahipmiş. Gönlü boş kendi hoş bir güzelmiş Bey kızı. Civarın zenginlerinden bir ermeni ona aşıkmış.Kızı defalarca istetir; bütün servetini bu uğurda harcayacağını ileri sürermiş.Din farkı bir yana ,Ermeni zengini beğenilecek gibi de değil çirkin, yaşlı,berbat bir adam.Tabii ki bu çirkinlik ve puta tapan inancıyla bu ermeni,Bey kızının eşiğinden içeriye giremeyecektir.Böylesiyle evlenir mi.Böyle putpereste kız verilir mi. Bu tek taraflı sevdalık uzun zaman devam etmiş.Ermeni zenginleştikçe zenginleşmiş. Parasına ,servetine, gelirlerine dayanarak bey kızını istemekten bir türlü vaz geçmemiş. Fakat her seferinde münasip bir dile geri çevrilmiş. Aradan hayli bir zaman geçmiş. Hapsamana dağlarında şiddetli bir kış olmuş.Tepelerdeki yeşillikler ağır ağır karlar altında kaybolmağa başlamış. Beyaz kar örtüsü aylarca dağlar,tepeleri,vadileri,düzlükleri örtmüş. Bir avuç yeşillik görülmez olmuş ortalıkta.Hayvanlar otsuz kalmış, bir tutam yem için günlerce haftalarca meleşmişler,böğürmüşler zavallıcıklar.Sade hayvanlar mı açlığın pençesinde kalmış ki.Halk ambar diplerindeki son taneleri çorba yapıp bitirivermişler. Çocukların rengi değişmiş sararmış zavallıcıklar açlıktan . Analar sütten kesilmiş,babalar kara kara düşünmeye koyulmuşlar.Açlık bu düşmanın başına da gelmeye. Hapsamana’nın yedi’den yetmiş ‘e,kundaktakinden ölüm döşeğine kadar bütün halkı kışın şiddetiyle meydana çıkan açlığın pençesinde inim inim inlerken,sadece bir kişi keyfine devam edermiş. Bey kızına talip olan ermeni zengini.Geniş tarlalardan biçtirdiği otları ahırına doldurmuş,buğdayından,arpasına,çavdarına,patatesinden sair sebze ve meyvesine kadar,türlü türlü bağ ve bahçe mahsullerini kilerine depo etmiş.Fakir komşularının ızdıraplarına kulaklarını tıkamış, alemini sürdürürmüş. Hapsamana’ılar aralarında barındırdıkları, yaşattıkları fakat dini dinlerinden ayrı bu zengin ermeniden yiyecek istemeğe karar vermişler.Nasıl olsa bu kış sona erecek,etraf yeşerecek, onlarında tarlaları yine ekin verecek. Gitmişler Ermeninin yanına,hallerini anlatmışlar hem buna lüzum da yokmuş ya durumları meydanda imiş .Buna rağmen bir kere de dille ifade etmişler çektikleri açlıktan doğan sıkıntılarını Borç olarak veya parası karşılığında kendilerine bir miktar buğday,mısır,hayvanları için ot vermesini rica etmişler.zengin ermeni onları şöyle bir süzmüş; tıklım tıklım ahırlarına yiyecek dolu kilerlerine doğru bakışlarını çevirivermiş ve dudaklarını büzerek,küçümser bir eda ve tonla. Veremem demiş, ne borç ne de parasıyla. Bir tuhaf olmuş bu sözleri duyan köylüler.Zira beklemiyorlarmış. Nihayet içlerinden biri ileri çıkmış bir adım ve demiş ki: Bak çorbacı senelerden beri aramızda yaşarsın.Diline karışmadık,dinine karışmadık.Başın ağrıdı biz koştuk,öküzün hastalandı biz baktık tarlanı biz ektik,biz ekinini kaldırdık.Ne sana ne malına yan gözle baktık.Zenginsin diye kapına gelmedik bir gün.Ama şimdi dardayız.Senden istediğimiz sadaka değil şurada iç içe koyun koyuna yaşıyoruz.Bugün sende var,parasıyla olsun açlarımıza yardım et. Anbarların,kilerlerin yiyeceklerle dolu, parayla istiyoruz, otu, parayla istiyoruz mısırı, buğdayı. Ermeni bu sözlere sitemlere aldırmamış bile. Bilirmiş ki aralarında yaşadığı bu Müslümanlar kendisine karşı, malına karşı bir zor kullanmazlar, malını zorla elinden almaya kalkışmazlar.Bundan cesaretli, bundan şımarık. Cevap vermiş onlara: Dedikleriniz doğrudur.Beni aranızda barındıran sizlersiniz.Ben tek’im siz ise zora kalınca, canımı da alırsınız.Ama bunu yapmayacağınız da biliyorum. Dininiz öyle emrede.Başkalarının malını zorla almak yoktur,dininizde.Fakat ben hıristiyanım,sizden ayrıyım. Mal benim,buğday,mısır,ot benim.İster satar ister yakarım. Ve devam etmiş gaddar ermeni. Çok bunaldınız açlıktan. Öyleyse bir şartla size veririm.Bey kızını bana versin,onunla evlendirsin beni. Sanki gökten bir taş düşmüş aralarına, o anda. Hepsi dehşet içinde kalmışlar.Yürekleri dolu dolu boyunlar bükük,dilleri tutuk,hiçbir karşılıkta bulunmadan ayrılmışlar, bu dini bozuğun yanından. Evlerine kapanmışlar utançlarından. Ne ettiler de elin gavurundan yiyecek istediler. Ayakları kırılaydı da varmaz olaydılar yanına Bey’in yüzüne nasıl bakacaklar. Bey duymuş bütün olup bitenleri. Kızı da öğrenmiş gaddarermeninin teklifini. Günler günleri kovalamış. Açlık kundaktaki sabileri kırıp geçirmeğe başlamış. Artık yenecek hayvan da kalmamış köyde, civarda. Ermeni, ortalığın bu feci halini görünce, teklifini açığa vurmuş. Bey artık açlığın dayanılmaz bir hal aldığını görmüştür. ;sterse, bu adamın malını da canını da alır elinden. Ama ortada kendi kızının adı var. Kızını vermemek için yaptı bu işi derler. Gavur da olsa ona sığınarak köyünde yaşayan bir kimsenin malını elinden alamaz. Beyin yapacak tek bir şeyi vardır. Onu yapar kızını çağırır. Evladım der vaziyeti görüyorsun köy açlıktan kırılıyor her şey sana bağlı. Vermek istemem ama vermem lazım bu adama köyde yaşayanlar için. Seni kurban veriyorum diye sözünü bitiremez bey gözyaşlarını salıverir,seldir sanki.Ağar, bey ağlar ağlar. Kızı o kır çiçeği o yayla gülü biricik evladı babasının bu hali karşısında zaten yaralı olan yüreciği parça, parça, cevap verir. Baba canım baba köylüm için, ufacık yavrular için, hasta nineler için,dayılar,emmiler için canım feda olsun. Ben bir kurbanım baba varsın gavurun istediği olsun. Ama bana bu gece izin ver evimde kalayım.Yarından sonra gönderirsin beni o zalime. Haber ölüm haberi gibi derhal duyulur köyde, Her evde hıçkırık sesleri, her yerde cenaze varmış gibi, ağlamalar. Köylüler ermeniye haber uçurmuşlar, yarın gelin gelecek, bu akşam babasının evinde kalacak diye. Coşmuş ruhsuz adam, hoplamış, zıplamış, tepinmiş sevincinden işte dinini değiştirmeden Müslüman olmadan köyün en güzelini alıyor ya keyfinden odalara sığmaz olmuş,yakmış bütün ışıklarını bütün konağın. Bey kızı o saatlerde abdestini tazelemiş kınalı elleriyle ördüğü seccadesinde namaza durmuş. Kalbi Yüce Yaratan’a bağlı dilinde Kur’an okuyor, okuyor. Ne kadar sürmüş bu Niyazi belli değil seccadenin üzeri gözyaşlarıyla sırıl sırklam olmuş. Gece çoktan dönmeğe başlamıştır. Ama o yine duasında, niyazında: Ya Rabbi derdi veren sensin dermanı verecek olan sensin bizleri açlıkla imtihan eyledin imanımızı tazelettin. Sen daha fazla acı çekmemize razı olma affet bizi, bağışla bizi Allah’ım. Bey kızının bu yakışları sabaha kadar sürmüş ortalığın aydınlanmasına yakın, dışarıdan hafif bir ses duyulmuş. Bir hışırtı gelmeye başlamış çok uzaklardan. Merakla endişeyle pencereye koşmuş bey kızı. Bakmış aylardan beri kıpırdamayan dallar sallanıyor ağaçlar sanki secdeye kapanır bir hale geliveriyor. Seher yelinin sesi gittikçe genişliyor, adeta kainatı kaplıyor. Bu gördükleri karşısında, heyecanını yenemeyen Beyin kızı tekrar secdesine çöker. Bu defa ta Ruhunun derinliklerinden kopup gelen bir istekle, şöyle yalvarmaya başlar. ES, VADE YELİ ES… GAVURU KISMETİMDEN KES… Birden, bir gürültü, bir haykırış.. ALLAH’a şükür ifade eden sesler, ev ev yükselmeğe başlamış. Bey kızının bulunduğu oda bu seslerle dolmuş. Pencereye koşmuş Bey kızı. Ne görsün. Etraftaki tepeler, dağlar, ormanlar, tarlalar bembeyaz örtüsünden sıyrılmış, eriyen karların altında toprağın rengi belli olmaya başlamıştır.Seher Yel’nin değdiği her çalı tomurcuklanıyor, her dal yeşeriyor. Tarladaki otlar bükük boyunlarını kaldırıyor, bir yeşillenme yarışına bürünüyor bütün çevre.. Köy sevinç içindedir. Sadece, ruhundaki karanlık yüzüne vuran tek kişi, matemdedir. Yiyecek dolu evin bir karanlık köşesine çekilmiş, putlaşmış bir halde, arzusuna kavuşamamanın verdiği hınçla, kapısını, penceresini doğan güneşe karşı sım-sıkı kapatmıştır. Köy mutlu…Bey kızı çok mutlu..Bey mutludur. Seher Yeli bu mutluluğu,ta… Uzaklara kadar yaymakta, köyün üzerinden aşırıp, tepeler, vadilere doğru akıp götürmektedir. O gün, bu gün… Gölköy Kasabasının içinde, bazı sabahlar Seher Yeli’nin estiği hissedilirmiş. İmansızların zulmünden imanlıları kurtarmak için. Kaynak: Ordu Efsaneleri/Ordu
 
RÜZGARLARIN YÖRESEL ADLARI VE ÖZELLİKLERİ
-Sarıyel: Doğudan batıya doğru eser. Aşırı derecede yakıcı bir soğuk yapar. Kelkit ırmağını bile dondurduğu görülmüştür. Ocak ayından Şubat sonuna kadar eser.
 
-Karayel: Kuzeyden güneye doğru eser. Kasım ayı sonlarında başlar. Bazan da aralık ayında başladığı görülür. Kuru soğuk yapar. Karın yağacağını haber verir.
 
-Ağyel: Batıdan doğuya doğru eser. Mart ayında başlar. Ekim ayına kadar devam eder. Meyvelerin oluşmasında, ekinlerin başak tutmasında yardımcı olur. Esince serinlik verir.
 
-Kabayel: Genelde kuzeydoğudan eser. Kesin olarak yönü belli değildir. Kış ortasında esmeye başlar. Bu rüzgar karın erimesinde, çiçeklerin açmasında etkili olur.
 
-Poyraz: Kuzeydoğudan esen sert bir rüzgardır, serinleştiricidir. Yüksek yerlerde ekili alanlarda su ihtiyacını karşılar; çiseyi getirir.
 
-Tersyel (Samyeli ) : Güneyden eser. Mart ayında esmeye başlar. Çiçekleri yakar. Hasat mevsiminde ekinleri ve meyveleri olumsuz yönde etkiler. Tarım ürünlerine büyük zarar verir.
 
 
 
Belirli Günler ve Sayılı Fırtınalar
 
Amansız Elli: Karakışın 20. gününden (miladi 4 ocak) başlayıp, gücüğün 9. gününe (miladi 22 şubat) kadar sürer. Tam 50 gün çeker. Soğukların aralıksız devam etmesi yüzünden, bu günlere “Amansız elli” denilir. Amansız elli: ’10 gün karakışın sonunda, 31 gün zemheride, 9 gün gücüğün başında’ toplam olarak 50 gündür.
Hıdrellez Fırtınası: Baba hesabına göre zemheri ayının 18’i ile 28’i (31 ocak-10 şubat) arasında devam eden rüzgarlardır. Mayıs ayındaki Hıdrellez’le bu fırtınalı günlerin bir ilgisi yoktur.
Vakit Yeli: Gücüğün yedisinde (20 şubat) vakit yeli eser ve cemre havaya düşer.
 
Cemreler
1.Cemre: Gücük ayının 7.gününde (20 şubat) cemre havaya düşer. Havalar ısınmaya başlar.
2.Cemre: Gücük ayının 14. gününde (27 şubat) cemre suya düşer. Sular ısınmaya başlar.
3.Cemre: Gücük ayının 21. gününde (miladi 6 mart) cemre toprağa düşer. Toprak ısınmaya başlar.
 
Gâvurun Küfrü-Gâvurun Günü: Gâvurun günü, gücüğün çıkması ile martın girmesi arasında (tahminen 10-14 mart arasında) olur. Gâvurun küfründe bacaya çıkılarak, horanta (aile fertleri) sayısı kadar taş ayrılır. Herkesin taşı büyükten küçüğe, puharenin (büyük baca) kenarına dizilir. Bir gün sonra taşlar kaldırılarak altına bakılır. Kimin taşının altından fazla böcek çıkarsa onun bu yıl nasibi bol olur. Bu yüzden uğur gerektiren tüm işlerde ailenin bu ferdi öne sürülür. Bu günde kadınlar salıncak kurup sallanırlar. Salıncakta sallanılırsa gâvurun küfrü ve kişinin günahları dökülürmüş.
 
Beldir Aciz- Kocakarı Soğukları: Baba hesabına göre gücük ayının 26. günü ile mart ayının 4. günleri (11-17 mart) arasında devam eden sayılı fırtınadır. Beldir Aciz fırtınası, “Beldir aciz, yer gök taciz” “Üçü şubatta, dördü martta” gibi sözlerle tarif edilir.bu fırtınalı günlere “Kocakarı Soğukları” adı verilir.
 
Haftı Hambal- Mart Dokuzu: Baba hesabına göre, mart ayının 9. günü (22 mart) Haftı Hambaldır. Güneş Hamel burcuna girer ve gece gündüz eşit olur. “Mart Dokuzu “ olarak bilinen bu günde, bahar başlar.
 
Abrıl Beşi Fırtınası: Abrıl ayının 5. gününde (18 nisan) görülen sayılı fırtınadır. Çok şiddetli soğuk olur. Halk: Sakın abrıl beşinden camızı ayırır eşinden!” diyerek bilmeyenleri bu fırtınaya karşı uyarır.
 
Sitte Sevir: Abrıl ayının 7. günü ile 12. günü ( 20-25 nisan) arasında 6 gün süren sayılı fırtınadır. Bu fırtına “Sitte Sevir, her saati bir devir” deyimiyle, bir anı bir anını tutmayan zaman dilimi şeklinde tanımlanır.
 
Hıdrellez: Abrılın 23. günü (miladi 6 Mayıs) seneyi ikiye bölen gündür. “Ver Hıdrellez’i vereyim yazı” sözüyle yazın gelmiş olduğu doğrulanır.
 
Ülger Doğumu Fırtınası: Ülger yıldızı, baba hesabına göre mayısın 18. günü (31 mayıs) doğar. Gün doğusundan şiddetli bir yel eser. Bu yel insanlar, hayvanlara ve bostanlara zarar verir. Bu yüzden ülger doğacağı gün hayvanlar dışarı çıkarılmaz, ahır ve ağılların pencereleri, kapıları kapalı tutulur.
 
Gündönümü: Baba hesabına göre, haziranın 12. günü (25 Haziran) gün döner.
 
Kuyruk Doğumu: Baba hesabına göre haziranın 18. günü (1 Temmuz) kuyruk doğar. Kuyruk Yıldızı da Ülger Yıldızı gibi doğduğunda mala davara zarar verir.
 
Terazi Doğumu: Terazi Yıldızı baba hesabına göre temmuzun 18. günü (31 Temmuz) doğar.
Mihrican-Bostan Bozan: İlkgüz ile ortagüz arasında (14 Eylül-14 Ekim) görülen fırtınadır. Ülker yeli gibi, çok soğuk eser ve bütün mahsulleri mahveder. Mihrican değen patates pürü, salatalık, kabak gibi bostan mahsulleri yanar, kapkara olur.
 
Gündönümü: Baba hesabına göre gün, karakışın 12’sinde (25 Aralık) döner. Halk gündönümünü, “Günün dönümü, karın enimi (inmesi)” şeklinde tanımlar.
 
Kış ve Yaz Tahmini
 
Kış Tahmini
Kış 99 gün sürer. Buna 99 Hesap adı verilir. Karakışın 1’inden başlamak üzere 99 gün sayılır ve 99 hesap bitince, ‘Dağ başı tandır başı’ olur. Yani, dağ başı tandır başı gibi sıcak olur. Yazıda (dışarıda) kalan ölmez. Karakışın başlangıcı olan 14 Aralık gününe 99 gün ilave edilirse bu süre 21 marta yani Nevruz gününe isabet eder ki zaten Nevruzdan sonraki günlerde kışın tesiri geçmiş demektir. Kış, mart 9’u ile tesirini yitirir. Abrıl beşinden sonra tehlikeli olmaktan çıkar. Mayıs ayının başlangıcı ile bitişi arasındaki bir tarihte sona erer. “Urumun kışı, ya mayısın sonu, ya mayısın başı” denilerek, gerçek anlamda kışın mayıs ayı içinde sona ereceği belirtilir. “Ver Hıdrellez’i veriyim yazı” şeklindeki deyim bu fikri destekler mahiyettedir. Kışın süresini tahmin etmeye yarayan inanış, uygulama ve tahmin metotlarından bazıları şunlardır:
 
“Koç katımında, koç ilk olarak kara koyuna sağerdirse (ilişirse) o yıl kış az olur. (Kara koyun ortalığın kara olmasına, yani karın az olmasına işarettir) Koç eğer beyaz koyuna sağerdirse o yıl kış uzun geçer”. (Beyaz koyun aşırı derecede kar yağışına işarettir)
“Güz mevsimi erken gelir, rüzgâr çok eserse o yıl kış uzun sürer.”
“Güzün yağmur çok yağarsa kış uzun geçer”
“Ağaçlar yapraklarını erken dökerse kış çok olur”
“Kavakların yapraklarını tepeden dökmeye başlaması o yıl kışın uzun ve sert geçeceğine işarettir. Kavaklar yapraklarını etekten dökmeye başlarsa o yıl kış kısa geçecek demektir.”
“Irmak ve dere kenarları çok yosun bağlarsa kış erken gelir”
“Koç ayında soğuk çok olursa o yıl kış uzun ve sert geçecek demektir”
“Koç ayında davar sık yatarsa, kış uzun ve sert geçecek, seyrek yatarsa, hafif geçecek demektir”
“3. cemrenin düştüğü gün hava soğuk olursa, kış uzun sürer”
 
Yaz Tahmini
 
99 Hesaba Göre: Yukarda belirtildiği gibi 99 hesaba göre, kış mart dokuzunda (22 mart) biter. Bundan sonraki günler soğuk geçse de yaz günü sayılır.
 
90 Hesaba Göre: Doksan hesaba göre, kış 90 gün sürer, ondan sonraki günler hükmen yaz günleridir. Bu hesaba göre miladi 14 Mart günü yaz gelir. “Doksancıl Kuşu” adı verilen bir kuş, yanına 90 taş alarak karakışın 1. günü deliğine girer, her gün dışarı bir taş atar, 90. taşı dışarı attığı gün “Yaz geldi!” diyerek yuvasından çıkarmış.
 
Abrıl Beşine Göre: Abrıl beşi (miladi 18 nisan) çıkmadan yaz gelmez. Bundan sonraki günler yaz günü sayılır.
Yaz mevsimi: “Bir kuşum var ötmeyişin (ötmeyince), bir otum var bitmeyişin (bitmeyince) gelmem” dermiş. Buradaki kuş Körbağ kuşu (Baykuş) veya ibibik, ot ise, üzerliktir. Çünkü üzerlik otu geç güverir (yeşerir).
 
Urumun kışı, ya mayısın sonu, ya mayısın başı: Bu düşünceye göre, kış mayıs ayının başı ile sonu arasındaki bir tarihte sona ermektedir. Buradaki mayıs ayı baba hesabına göre olan mayıstır. Yani, miladi 14 mayıs ile 13 haziran arasındaki süredir. Kışın bu tarihler arasına kadar sürüp geldiğini belirten bu düşünce belki de geçmişteki acı tecrübelere dayanmaktadır.
 
Ver Hıdrellez’i veriyim yazı: Bu düşünceye göre, yaz mevsimi Hıdrellez’le birlikte gelir.
Gün döndü yaz, gün döndü kış: Baba hesabına göre gündönümü haziranın 12’sinde (25 Haziran) olmaktadır. “Günün dönümü, otun biçimi” denilerek biçim zamanının geldiği yani yazın geldiği vurgulanır. 

YORUMLAR

  • 0 Yorum