Reklam

GEÇMİŞİN BAGAJLARINI TAŞIYOR OLMAK

Sn. Fahrettin Dağli Bey'in "GEÇMİŞİN BAGAJLARINI TAŞIYOR OLMAK" başlıklı makalesini siz değerli okurlarımızın ilgisine sunuyoruz.

GEÇMİŞİN BAGAJLARINI TAŞIYOR OLMAK

Sn. Fahrettin Dağli Bey'in "GEÇMİŞİN BAGAJLARINI TAŞIYOR OLMAK" başlıklı makalesini siz değerli okurlarımızın ilgisine sunuyoruz.

GEÇMİŞİN BAGAJLARINI TAŞIYOR OLMAK
06 Haziran 2023 - 17:08

Fahrettin Dağli


AKP 2010’lu yıllardan itibaren bir inkıraz turnikesine girdi. Daha sonraki yıllarda bir türlü o turnikeden çıkma niyetine sahip olmadığından ortaya bir eylem de koyamadı. Adeta ırmağın içerisindeki çer çöp gibi kendisini akıntının seyrine bıraktı. İlk düğme yanlış iliklenmişti. Bir yanlışı bir başka yanlışla düzeltmeye çalıştı. Ama mukadder olanın önüne geçmek mümkün olmadı. 2010 lu yıllar. AKPnin bazı hatalı uygulamalarıyla ilgili sonuçların tahakkuk etmeye başladığı yıllardır. Muhafazakar ve liberal anlayışa sahip çoğu entelektüelin aksine ben AKP’nin çürüme sürecinin doğumuyla birlikte başladığını düşünenlerdenim. AKP, birtakım yolsuzluk ve usulsüzlüklerle enfekte olmuş bir şekilde icraata başladı. Bir bakıma bu kadro icraata başladığı İstanbul BŞ Belediyesinin rahminde büyüdü, gelişti. Bu kurumdaki pratik uygulamalar AKP kadrolarını enfekte etmişti. O hal üzere Ankara’ya taşındılar. Partinin genel yönetiminin üzerindeki siyaset dışı vesayet kalkmadığı için rahat değillerdi. İstanbul’da alışık oldukları düzeni oluşturmaya muvaffak olamadılar. Toplumsal teveccühün daha fazla artmasından bir süre sonra Ergenekon, Balyoz gibi operasyonlarla bir takım derin güçlere nüfuz etmeye başlayan AKP kadroları kendilerini mutlak iktidar sahipleri olarak görmeye başladılar. Bu yıllar artık onlar için mutlak iktidara giden yoldaki engellerin ortadan kaldırıldığı, dikensiz gül bahçelerinin oluşmaya başladığı, denge-denetim mekanizmalarının zayıfladığı, keyfi uygulamaların yaygınlık kazandığı yıllar olarak yakın tarihimizdeki yerini aldı.
İşte tam o yıllarda emekli olup yakından müşahede ettiğim bu tehlikeyi duyurmaya çalıştım. İktidara yakın duran veya Erdoğan üzerinde ağırlığı olabileceğine kanaat getirdiğim kişilerin kapılarını çaldım, gelmekte olan tehlikeyi haber verdim. Ne yazık ki, beklediğim, umduğum karşılığı bulamadım. Bana sadece sabretmem gerektiğini öğütlediler ve “inşallah kendilerini düzeltirler” gibi tesellilerle mukabelede bulundular.
Ama her yıl bir önceki yılı aratır hale geldi. CHP, MHP gibi kitle partilerinin ciddi, başarılı ve inandırıcı bir muhalefetle AKP iktidarını hizaya getiremeyeceğine olan inancımla yine AKP’nin yaslandığı muhafazakar cenahtan alternatif bir siyasetin geliştirilmesi gerektiğini ısrarla ifade etmeye ve duyurmaya çalıştım. AKP’den tasfiye edilen veya uzaklaşan siyasetçilere yeni, güçlü bir siyasi oluşum için çağrılarda bulundum. Ne yazık ki, bugün partileşen arkadaşlar bile o gün gelecek günlere yönelik yeterince net bir projeksiyon yapamamışlar ve halen AKP’den umutlarını yitirmemişlerdi.
Ve 2016’da o meş’um darbe girişimi bütün hesapları alt üst etti. Herkes kabuğuna çekilip geminin hangi limana yanaşacağına odaklandı. Kimse siyasi otoritenin bu hızlı gidişinin ve toplumu önüne katıp kıyamete doğru hızla seyredişinin önüne geçemiyordu. O gün bile mahallenin akil bildiğimiz entelektüellerinden, siyasilerinden ciddi bir eleştiri, mukabele gelmedi. Bundan cesaret alan AKP kurmayları keyfilikte sınır tanımamaya başladılar. Önüne gelen her şeyi ezerek geçtiler. Kendileriyle yol yürüyenleri yolda dökerek, saçarak ilerlediler. Yolda bulduklarını aldılar, kendi arkadaşlarını gemiden attılar. 15 Temmuz sonrasının anti demokratik hukuksuz uygulamalarıyla herkes sinerek köşelerine çekildi. Ne zaman ki, şartlar biraz yumuşamaya başladı, AKP’den tasfiye edilen / ayrılanlardan Sn. Davutoğlu Gelecek Partisi ve Sn. Babacan da Deva Partisi adıyla iki yeni parti kurdular.
İlk başlarda muhalif kesimlerde bu iki partinin AKP’ye karşı ciddi bir muhalefet başlatacağına dair bir umut yükseldiyse de zamanla bu rüzgâr zayıfladı. Çünkü her iki partinin lideri de AKP hükümetlerinde bakan, başbakan, başbakan yardımcısı konumlarında görev yaptılar. Dolayısıyla o dönemle ilgili dolaylı veya dolaysız bir sorumlulukları, veballeri var. En azından o günlerde ciddi bir basiret ortaya koyamadılar. O günlerin bagajlarını taşımak durumunda kaldılar. Kendileri de dahil olmak üzere görev yaptıkları dönemlerle ilgili olarak ciddi bir özeleştiride ve açıklamada bulunmadılar. Bu da ister istemez halk nezdinde onlarla ilgili olumsuz eleştirilere vesile oldu ve bu yüzden istenilen düzeyde kitlesel bir güven, itimat oluşmadı.
Bu ahval ve şerait dahilinde seçimler yaklaştı. Benim gibi mevzu ile ilgili olanlar bu partilerin (SP’yi de dahil ederek) ortak bir çatı altında ittifakla seçimlere girmelerini önerdi ise de “hangi parti çatısı?” mevzuunda anlaşama sağlanamadı. Birbirlerinin çatısını uygun görmeyenler CHP çatısı altında seçime girmeye razı oldular. Alınan vekillikleri bir kenara bırakırsak bu iki partinin aldıkları seçim sonucu ciddi bir başarısızlıktır.
Peki, bundan sonra ne olacak veya ne önerilir?
Müşahede ettiğim kadarıyla her iki partide de henüz ciddi bir öz eleştiri sözkonusu değil. CHP listelerinden vekil seçilen arkadaşlarını teselli armağanı olarak kabul ediyorlar. Bu durumda bu partilerin bundan böyle nasıl bir siyasal misyon yürütecekleri konusunda malumat sahibi değiliz.
Acizane bu partiler kurulmadan önce siyaset dışında kalan bazı arkadaşlara yaptığım teklif konusunda ısrarlı olduğumu tekrarlamak isterim.
Neydi o teklifim?
AKP’nin karşısında ağırlıklı olarak aynı mahallede ikamet eden, onların iktidar sorumluluğunu, vebalini taşımayan siyasetçilerden oluşan yeni bir siyasal kadronun tabir yerindeyse yeni bir siyaset anlayışının, ahlakının inşa edicileri olarak acilen yeni bir hareketi başlatmaları gereklidir. En azından öncülerinin geçmişin bagajlarını taşımıyor olmalarına dikkat edilerek dizayn edilecek yeni bir siyasal kadro hareketine ihtiyaç vardır.
Mümkün mü, realize edilebilir mi? Bence mümkündür ve denemeye değerdir.
Bir yazı görseli olabilir
 

Bu haber 395 defa okunmuştur.

YORUMLAR

  • 0 Yorum