KANAL İSTANBUL PROJESİ İLE İLGİLİ TÜM GERÇEKLERİ AÇIKLIYORUZ..

Lütfen, OKUYUNUZ OKUTUNUZ BÖLÜM-1

KANAL İSTANBUL PROJESİ İLE İLGİLİ TÜM GERÇEKLERİ AÇIKLIYORUZ..

Lütfen, OKUYUNUZ OKUTUNUZ BÖLÜM-1

KANAL İSTANBUL PROJESİ İLE İLGİLİ TÜM GERÇEKLERİ AÇIKLIYORUZ..
19 Nisan 2021 - 01:00

 
BÖLÜM-1
 
Sevgili Okurlar,
Bu gün tarihçi yönümüz ile değil de Büyük Barajların ve sulamaların planlama raporlarını hazırlamış ve inşa etmiş bir Mühendis ve yine ilerleyen yıllarda büyük projeler gerçekleştirmiş işadamı yönümüz ile Kanal İstanbul projesini ele alacak, her vatandaşımızın bilmesi gereken çok önemli konuları sizlerle paylaşacağız.
Bildiğiniz gibi her çalışmamızda sizlere bilinmeyenleri veya en az dile getirilen hususları aktarıyor sadece ve sadece gerçeklerin ışığında toplumsal bir aydınlanma meydana gelmesi bakımından bizde sizler gibi elimizden gelen tüm gayreti sarf ediyoruz.
 
KANAL İSTANBUL PROJESİ ÇILGIN PROJE DEĞİLDİR. YAPILMASI TAM BİR ÇILGINLIKTIR. 
 
Sevgili Okurlar,
Kanal İstanbul Projesi’nin tek gerekçesi, kaza riskine karşı Boğaz’daki tanker ya da gemi trafiğinin çok yoğun olması. Gelecekte de bunun artacağının yönünde ifadeler çağımızın gerçekleri ile alakalı değildir. Ard arda doğalgaz, petrol boru hatları yapılıyor. Daha yeni Tanap Projesi’nin açılışı yapıldı. Bu tür boru hatlarıyla zaten tankerlerin boğazdan geçilmesinin önüne geçilebilir, oralara aktarılabilir. 
 
Boğazlardaki trafiğin artığı şeklindeki beyanlarda gerçeği yansıtmamaktadır. İstanbul Boğazı’ndan 2011 yılı ve öncesinde bir iki defa 55 bin gemi civarında geçiş olmuştur. Ancak zamanımızda ise bu sayı 40 binler civarına inmiştir. İstanbul Boğazı’ndaki en önemli ve tehlikeli yük olan ham petrolün taşınması ile ilgili projesi, hazır olan Novorossisk – Samsun – Ceyhan Petrol Boru Hattının inşası ve son zamanlarda sık sık gündeme gelen İpek Yolu isimli raylı sistemin devreye girmesiyle binlerce ton yükün trenlerle taşınabilecek olması, İstanbul Boğazı’nın deniz trafiği yükünü zaten daha da azalacaktır.
 
Boğaz’dan bahsedilen tehlikenin uzaklaştırılmasının en isabetli çaresi, tehlikenin bu bölgeden doğru çarelerle uzaklaştırılmasıdır. O çare de Novorossiysk – Samsun – Ceyhan boru hattıdır. Ayrıca İstanbul Boğazı’ndan geçecek olan gemilere belli teknik standartların getirilmesidir. Zamanımızda Süveyş Kanalından geçecek gemiler için boyut olarak Suezmaks, Panama Kanalından geçecek gemiler için Panamaks gemi tipleri oluşturulmuştur. İstanbul Boğazı’ndan emniyetli geçebilecek gemiler için de ‘yeni bir ad altında yeni bir gemi modeli/tipi oluşturularak oluşabilecek tehlikeler varsa bunların önüne geçilebilir.
 
Kanal İstanbul Türkiye de bu güne kadar yapılmış veya yapılmak istenilen en yanlış ve Türk milletine en çok zarar verecek projelerin başında gelmektedir. Bir kısmını bu gün izah edeceğim gibi Kanal İstanbul’un yapılması ile birlikte dev zararlar ve sorunlar yumağı ile karşı karşıya kalmış olacağımızı üzülerek ifade etmekte yarar görüyorum.
 
KANALIN MALİYETİ VE ÜLKEMİZE SAĞLAYACAĞI BİR EKONOMİK GETİRİ OLMADIĞI GİBİ ÜLKE EKONOMİSİNİN TÜKENİŞİNE SEBEP OLACAKTIR 
 
Sevgili Okurlar,
Kanal’ın Türkiye’ye bir maliyeti olacağından gemi geçişlerinden ücret talep edilecektir. Gemiler Boğaz’dan ücret ödemeksizin geçme hakkına sahipken kanaldan ücret ödeyerek geçmeye nasıl yönlendirileceklerdir?
 
Bahsedilen gelirler hayalidir. Montreux boğazlar sözleşmesi varken gemiler para ödemeyecek ve hiç bir gelir elde edilemeyecektir. Uluslararası anlaşmaları ihlal ederek tüm gemileri kanaldan geçmeye ikna etseniz bile yıllık gelir 40 milyon TL'yi geçmeyecektir! 
Çıkarılan devlet garantisi kapsamında diğer yapılan işlerde olduğu gibi garanti verilecek garanti olmayınca da kanalın yapım maliyeti Türk halkının üzerine yüklenecektir.
 
Nitekim Resmi Gazete'de yayımlanan geçici madde şu şekilde: 
“GEÇİCİ MADDE 4 – 15/3/2020 tarihinden sonra ihalesi yapılmış ancak bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihte henüz uygulama sözleşmesi imzalanmamış, yurt dışından finanse edilmesi planlanan yap-işlet-devret projeleri kapsamında, 11/A maddesi uyarınca Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığına bağlı özel bütçeli kamu idareleri tarafından imzalanacak borç üstlenim anlaşmalarına, ilgili idarenin borç üstlenim anlaşmasından kaynaklanan yükümlülüklerinin yerine getirilmesini sağlayacak şekilde, 4749 sayılı Kanunun 4 üncü maddesi ile 8/A maddesi hükümlerine tabi olmaksızın, Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı da taraf olabilir.”
 
KANAL İSTANBUL’UN MALİYETİ
 
Sevgili Okurlar,
2007 yılına kadar 25 yıldan fazla bir süre büyük projeler yürütmüş bir mühendis arkadaşınız olarak Kanal İstanbul'un maliyetinin 75 milyar değil en az 250 milyar TL'yi, Hatta 300 Milyar TL’yi dahi çok rahat geçeceğini söyleyebilirim. Bu para ile orta ve büyük ölçekli 5000 fabrika kurulabilir. Vatandaşımız yan sanayi olarak on binlerce küçük ölçekli tesisin sahibi olur. Türkiye için dev bir kalkınma hamlesi ortaya çıkar. İşsizlik biter, tüketen değil üreten Türkiye dönemi başlar! Türkiye’nin kısa sürede çehresi değişir. İnsanlarımız yok ve yoksul haldeyken Türkiye'ye hiç bir faydası olmayacak böyle bir masrafa girilmesi çok yanlış olacaktır.
 
Üretime dayanmayan, tüketimi teşvik eden bir “ekonominin lokomotifi”, ancak kısa süreli çare olup, o andaki iktidarların başarılı oldukları sanrısını oluşturmakta ülke kalkınmasına bir katkı sağlamak yerine dış borçların artmasına cari açığa, tırmanan enflasyona bu gün yaşamakta oludğumuz gibi derin ekonomik çöküntülere sebep olacaktır.
 
Türkiye’nin kalkınması yer altı ve yer üstü tüm kaynaklarımıza sahip çıkarak, köylerimizden başlayarak tüm insanlarımızı üretime teşvik ederek mümkün olabilir. Emperyalizmin şirketleri ve tüm kolları ile ahtapot gibi ele geçirdiği ülkemizden bertaraf edilerek tüm kaynakların halkımıza aktarılması ile ülkemiz kalkınabilir. Hırsızlığın soysuzluğun her türlü kirli ilişkiler faslının bitirilmesi ile ülkemiz kalkınabilir. Bunun yerine böyle ranta yönelik projeler ile iş yapmaya çalışmak müflis müteahhitlerin batışını geciktirmek için yeni işler almasına benzer.
 
DOĞA, KANAL İSTANBUL’U KENDİ İŞLEYİŞ DÜZENİNE YAPILMIŞ BİR SALDIRI OLACARAK ALGILAYACAK BUNA GÖRE DOĞAL DENGELEMEYE GİDECEKTİR.
 
Sevgili Okurlar,
Kanal İstanbul projesinin başlangıcında ekonomik, ekolojik, şehircilik yönlerinin yanında yukarıda değinilen stratejik ve askeri yönleri de dikkate alınmalıdır.
 
Bu Proje; tıpkı Şüveyş ve Panama Kanallarında olduğu gibi, global çapta Yerkürenin coğrafi yapısına “planlanmış” ve tamamlandığında ise “uygulanmış” bir saldırı olacaktır. Buz kütlelerinin erimesinde bile bunun etkileri Sadece Gröland ve Antarktika çevresinde değil ülkeler bazında bile görülmektedir. Meydana gelen her değişme Küresel ısınmayı artırmakta Yerkürenin coğrafi yapısını değiştirmektedir. 
 
Biz bir barajı veya sulama projesini yaparken suya uyarız. Çünkü su iyi bir mühendistir. Eğer siz suya ve tesisi yapacağınız yerdeki zemin koşullarına uymazsanız su ve zemin koşulları sizi cezalandıracak tasarladığınız tesisiniz hiçbir işe yaramayacaktır. Bu sebeple suyun geçtiği tüm alanları, yağış havzasını, suyun debisini, 10 yılda 50 yılda 100 yılda hatta 500 yılda bir gelmesi muhtemel feyezanları hesaplarız. Barajın yapılması durumunda doğal koşullarda meydana gelebilecek etkileri, Barajın su yükünün, baraj gövdesi yükünün zeminde meydana getirebileceği tepkileri hesaplarız. 
 
Kaldı ki bir barajın dolgusu 5 milyon 10 milyon hatta dev bir barajsa 90 milyon m3 bile olabilir. Nitekim 17 milyon m3 dolgusu ile Keban barajı ve 85 milyon m3 dolgusu ile Atatürk barajlarında zeminde meydana gelen tepkiler çok belirgin olarak kendini göstermiş olup, halen izostatik depremler rezervuar havzalarında devam etmektedir.
 
KANAL İSTANBUL DA YER DEĞİŞECEK HAFRİYAT ATATÜRK BARAJININ 25 KATIDIR.
 
Sevgili Okurlar,
Halbuki Kanal İstanbul’un hafriyatı 2 Milyar m3 olup yer değişecek malzeme Atatürk barajının 25 katıdır. Yer kabuğu, denizler ve okyanuslar stenosfer denilen elastoplastik özellikli “kor Kaya”lardan oluşan bir katman üzerinde yüzmektedir. 
 
Proje kapsamında belirtildiğine göre Bir milyar yüz altmış bir milyon ton hafriyat vardır. Bu proje sahasındaki yeni eklentilerle 1,5milyar hatta 2 Milyar tonu geçecektir Bu hafriyatın dev kamyonlara yüklenerek Marmara Denizine dökülmesi gerekmektedir. Bu durumda 1,5 2 Milyar Ton malzeme yer değiştirmiş olmaktadır.
 
Kazılarak alınan 5,4 Ton/m3 yoğunluklu zemin malzemesi yerine 2 Ton/m3 yoğunluklu deniz suyunun gelmesi demek 3,4 Ton/m3 Boşluğun oluşması demektir. Kural olarak yerkabuğu hemen buna reaksiyon göstererek yerkürenin dengelenmesi bakımından ve kanal bölgesi yükselirken, depolama bölgesi bel verecek yeni faylar ortaya çıkarken sayısız küresel ve ekolojik sorunla karşı karşıya kalınacaktır.
 
Hâlbuki İnsanoğlu, doğal güçlerle savaşarak değil, onu koruyarak kalkındığı sürece öncelikle bulunduğu çevreyi koruyabilir ve sürdürülebilir bir refaha ulaşabilir.
 
Çok geniş bir alanda kazı yapılacak ve bu kazı Karadeniz ile Marmara arasında olacak. Adı üzerinde kanal, bu kanal yine su yolu olduğu gibi rüzgarlar için de bir kanal görevi görecektir. Karadeniz’den gelen hava akımlarının kanal boyunca hızlı bir şekilde akmasını sağlayacaktır. Aynı zamanda yakın çevresindeki iklimi su yüzeyleri nedeniyle değiştirecek, betonlaşma nedeniyle buharlaşma ve akış ilişkilerini de değiştirmesi ihtimali yüksektir.
 
SAZLIDERE BARAJI’NI, KÜÇÜKÇEKMECE GÖLÜ’NÜ KAYBEDECEĞİZ YER ALTI SULARIMIZ DAHİ TUZLU HALE GELECEKTİR
 
Sevgili Okurlar,
Kanal İstanbul Projesi’nin en büyük etkisi zaten su alanları üzerine olacak. İstanbul’un su ihtiyacının önemli bir kısmını sağlayan aşağı yukarı 24 günlük suyunu karşılayan Sazlıdere diye bir baraj havzası tamamen kanalın güzergahında. Dolayısıyla kanal yapıldığı zaman 24 günlük suyun depolandığı bir su havzasını kaybetmiş oluruz. 
 
Bunun yanında skiden su havzası olan ama kirlendiği için su havzası özelliğini kaybeden Küçükçekmece Gölü de bozulacak. Şu anda tatlı su olmasına rağmen tuzlu su haline gelecek ve ileri yıllarda alınacak önlemlerle tekrar su havzası olması olasılığı bulunan Küçükçekmece Gölü’nü de kaybedeceğiz. 
 
Doğrudan müdahale edilmese de çok yakınında Durusu ya da halkımızın bildiği ismiyle Terkos Gölü bulunuyor. Kanal projesi buraya da çok yakın geçecek. Hem yakındaki havaalanı hem de kanaldan geçecek gemilerin bekleme yapması sırasında bu gemilerin egzozlarından çıkacak hava kirleticilerle de Terkos Gölü’nün kirlenme olasılığı ortaya çıkacaktır.
 
İstanbul zaten içecek su ihtiyacını karşılayamaz haldedir. Bir barajımızı ve İstanbul'u besleyen sayısız yer altı suları ile Kuzey ormanlarını, meraları, tarım alanlarını kaybetmiş olacağız. Tüm hassas ekosistemler bu proje ile yok edilmiş olacaktır. 
 
İSTANBUL DA DEPREM RİSKİ HIZLANACAK, OLASI DEPREMİN ŞİDDETİ ARTACAKTIR.
 
Sevgili Okurlar,
İstanbul deprem bakımından risk altındadır. Zemini oynatmak doğayı tahrip etmek bu riski artıracaktır. 
 
Kanal alanında beklenilen izostatik deprem etkinliği onlarca yıl azalarak da olsa devam edeceğinden, kurulacak olan yeni şehrin betonarme yapıları, bu uzun süreli deprem momentlerine maruz kalmaları yüzünden mikro çatlaklarla yanıt verecek ve periyodları büyütülerek kendi plastik özellikli zeminleri yüzünden daha sakıncalı bir duruma geleceklerdir. 
 
Özellikle deniz tabanında, depo alanındaki izostatik depremler ise zaten gerilim altındaki Orta Marmara Segmentinin sürtünme kilidinin azaltılmasına neden olarak, beklenilen büyük depremi öne çekecektir.
 
Aktif fay hattının geçtiği bölgeye nüfus ve yapılaşma baskısı yükleyerek afet riskini artıracağını Kanal İstanbul, fay tabakaları ile temasta bulunacak, Kanal birçok yerde çürük bir zeminin içerisine yerleşecek, yüz binlerce insanımızın hayatı tehlike altında kalacaktır!
 
MARMARA DENİZİ DEV SORUNLARLA KARŞILAŞACAKTIR.
 
Sevgili Okurlar,
Akdeniz ve Ege denizi yoluyla Tropik denizlerden gelen flora ve karnivorlar şu anda Egede bile söz konusudur. Küresel ısınma nedeniyle Süveyş Kanalından Akdeniz’e ulaşan zehirli yosunlar, canlı yaşantıyı olumsuz etkilerken, tropik okyanuslardan gelen kimi zehirli, kimi yırtıcı balıklar da yerel balık popülasyonu için zamanla soykırım boyutlarına varan tehlikeler doğurmaktadır. Bu tehlike, yeni ve akıntısız bir bağlantı yolu yüzünden Karadeniz’e kadar uzanabilir.
 
Karadeniz’in Marmara’ya gelmesi sonucunda Marmara Denizi’ne olumsuz etkileri olacak. Oluşacak şiddetli akıntı neticesinde oluşacak farklılıklar beraberinde, deniz tuzluluk oranında oluşacak farklılıklar, deniz canlılarını da ciddi şekilde etkileyeceği beklenmektedir.
 
Bu durum Kanal İstanbul, Karadeniz ve Marmara denizlerinin kendilerine has tuzluluk ve seviye farklılıklarının bozulmasına, Karadeniz'den Marmara'ya yoğun akış sebebiyle, Marmara'nın oksijensiz bir ölü denize dönmesine, ortaya çıkan hidrojen sülfürün atmosfere yayılmasına sebep olacaktır.
 
Hidrojen sülfürün yaydığı kötü koku ve kirli hava muhtemelen İstanbul'u etkileyecektir. Marmara denizindeki oksijensiz ölü deniz takriben 3 -4 yıl içerisinde Karadeniz’i hatta Ege denizini bile etkilenecek denizlerde canlıların ölümü felaketler zinciri ortaya çıkaracaktır!
 
Sevgili okurlar,
Yaklaşık 500.000 nüfuslu bir uydu kent planlanmaktadır. Yapılacak olan kent, Türkiye’nin en önemli ve verimli tarım arazilerinin üzerinde bulunması tehlikenin büyüklüğünü de göstermektedir. 
Uzmanlara göre inşaa sırasında gereken hazır beton hacmi 70 milyon m3, çimento hacmi ise 20 milyon m3 olacaktır. Dolayısıyla yaklaşık 90 milyon m3 kum ve kireç taşı temini için Trakya’nın birçok yerinde kum ve taşocakları açılırken ormanlar, dereler, yer altı suları yok edilecektir.
 
 Yeni Kanal Şehrinin kanalizasyonu arıtılsa da, Marmara Denizinin tabanında ilave bir fosseptik siltasyonuna neden olacaktır. Bu durumda Çekmece Çukurluğundaki tüm taban faunası ve florasının “daha hızla” yok olması kaçınılmazdır.
 
Kanal kapsamında kullanılması gereken kum ve kireçtaşı gereksinimi sonucu ardı ardına açılacak maden ocakları, on binlerce dekar zirai toprak ve yüzlerce hektar orman örtüsü yok edilecektir.Böylece, boğazlarımız ve denizlerimiz dışında ayrı bir doğa felaketi daha yaşanacaktır. 
 
İSTANBUL'UN ADAYA DÖNÜŞEN KISMINDA 9-10 KÖPRÜ BÜYÜK RİSKTİR.
 
Sevgili Okurlar,
İstanbul’un adaya dönüşen kısmının 9-10 tane köprü ile bağlantı kurulabilir hale gelmesi yaşayanlar için risktir.
Kanal İstanbul ile İstanbulluların İstanbul’un diğer bölümleriyle karadan ulaşımı kesilmekte Kanal üzerine yapılacak köprülerle Trakya’ya ulaşım sağlanmakta, Trakya ile İstanbul’un bağlantısını koparmaktadır. Kısaca Trakya kolay işgal edilebilir hale gelmektedir!
 
Yörenin albedosu değiştirilecek, İstanbul’a ilaveten çok büyük bir uydu kentin yamanması sonucunda Çatalca Yarımadasının iklimi üzerinde gelip geçen yağmur bulutlarının yağmaması yüzünden daha da kuraklaşacaktır. Buna karşılık poyraz, yıldız, karayel gibi hâkim rüzgârların rüzgâr altında kalan güney Marmara toprakları, bulutların yolu üzerindeki ilave bir buharlaşma alanı yüzünden daha fazla yağış alabileceklerdir.
 
Bir deprem veya savaş halinde adacığı çevreleyen köprüler yıkılabilir, Anadolu'dan gelmesi gerekecek sular ile ilgili bağlantılar kesilebilir. Adacıktaki yaşayan insanlar onlarca yüzlerce felaket dizisi ile karşı karşıya kalabilir Kanal İstanbul doğaya ve insanlarımıza ihanettir.
 
Deniz tabanındaki depolama alanının oluşturduğu deformasyon ve titreşim yüzünden, ortalama 80 derece gibi çok yüksek bir yamaç eğimine sahip olan Marmara çukurluklarının kenar duvarları duraysız hale gelebilecek ve her biri bir–iki milyar tona yaklaşan heyelanlar oluşabilecektir. Bu da güney sahilleri için Özellikle Bandırma ve Erdek Körfezleri için tehlikeli olabilecek tsunamiler demektir.
 
Değerli Arkadaşlarım,
Genel istek doğrultusunda paylaşımlarımızı mümkün olduğunca kısaltmaya karar verdim. Bu sebeple bu günlük burada ara veriyoruz. Konumuza yarından sonra devam edeceğiz.
 
Tüm değerli arkadaşlarımıza Sevgi ve Saygılar sunar mutlu huzurlu sağlıklı ve güzel bir hafta dilerim.  
 
19 Nisan 2021 Saat 01.00
 
TANER ÜNAL

YORUMLAR

  • 0 Yorum