OSMAN ATAMAN'IN KALEMİNDEN: MESUT YILMAZ

Kenan Evren ve kuvvet komutanları tarafından yapılan 12 Eylül 1980 askeri darbesinde okullar henüz açılmadığı için Trabzon’da idim. Yaşım ilerledikçe , olgunlaştırılan koşullar ve zeminde yapılan darbenin bazılarınca planlanan , bazılarınca da ‘ beklenen ‘ bir sonuç olduğunu anladım. Aradan birkaç yıl geçmiş , darbe günü mevcut bütün siyasi partiler kapatılmış , günün liderleri de siyasi yasaklı haline dönüştürülmüştü.

OSMAN ATAMAN'IN KALEMİNDEN: MESUT YILMAZ

Kenan Evren ve kuvvet komutanları tarafından yapılan 12 Eylül 1980 askeri darbesinde okullar henüz açılmadığı için Trabzon’da idim. Yaşım ilerledikçe , olgunlaştırılan koşullar ve zeminde yapılan darbenin bazılarınca planlanan , bazılarınca da ‘ beklenen ‘ bir sonuç olduğunu anladım. Aradan birkaç yıl geçmiş , darbe günü mevcut bütün siyasi partiler kapatılmış , günün liderleri de siyasi yasaklı haline dönüştürülmüştü.

OSMAN ATAMAN'IN KALEMİNDEN: MESUT YILMAZ
31 Ekim 2020 - 16:05

MESUT YILMAZ   

 
Kenan Evren ve kuvvet komutanları tarafından yapılan 12 Eylül 1980 askeri darbesinde okullar henüz açılmadığı için Trabzon’da idim.
 
Yaşım ilerledikçe , olgunlaştırılan koşullar ve zeminde yapılan darbenin bazılarınca planlanan , bazılarınca da ‘ beklenen ‘ bir sonuç olduğunu anladım.
 
Aradan birkaç yıl geçmiş , darbe günü mevcut bütün siyasi partiler kapatılmış , günün liderleri de siyasi yasaklı haline dönüştürülmüştü.
 
Türkiye 1983 bahar aylarından itibaren yeniden çok partili demokratik hayata dönüş hazırlıkları içinde idi.
 
‘ Bir bilen ‘ Demirel’in kurdurttuğu Büyük Türkiye Partisi başına konulan Orgeneral emeklisi Ali Fethi Esener’e , Sosyal Demokrasi Partisi ( Sodep ) Genel Başkan yapılan Prof. Dr. Erdal İnönü’ye rağmen vetolanmış , planlanan seçimlere iktidara gelmesi arzulanan Milliyetçi Demokrasi Partisi ( Turgut Sunalp ) ile Halkçı Parti ( Necdet Calp ) girsin diye bir zemin gelişiyordu. 
 
Siyasetin ağır isimleri de bu iki partide yer almaya yönlendiriliyordu.
 
O ortamda , askeri erkanın ‘ nasılsa sonuç alamaz ‘ diye düşündüğü Turgut Özal’ın Anavatan Partisi’ne ‘ buçuk ‘ olur inancı ve beklentisi ile kısmen az zorluk çıkartıldı. Özal , adı sanı bilinmeyen , teknokrat veya çok genç isimlerle partisini kurdu ve yola çıktı.
 
O isimlerden biri , aile ve soy geçmişinde Bakan düzeyinde siyasetçi bulunan Ahmet Mesut Yılmaz idi.
 
Beklenmeyen gerçekleşti.
 
Anavatan 3 Kasım 1983 seçimlerini ezici bir şekilde kazandı ve iktidar oldu. Türkiye’de Özal’lı yıllar başlamış ve Mesut Yılmaz’ın yolu açılmıştı.
 
*
Karadeniz Teknik Üniversitesi o dönem Trabzon’da havuzu ve tesisi ile gözde idi. 
 
Yaz tatillerinde Trabzon’a gittiğimde Mor Balina adıyla işletilen o tesislerde arkadaşlarımızla zaman geçirmekteydim sıkça.
 
K T Ü Rektörü’de daha sonraları YÖK Başkanı da olacak olan Prof. Dr. Kemal Gürüz idi.
 
Mesut Yılmaz’ı ilk Mor Balina’da gördüm. 
 
Memleketi Rize’ye gitmek için Trabzon Havalimanı’na geldiğinde , Trabzon Anavatan Partisi önde gelenleri ve yüksek bürokratlarla da buluşur , adeta ‘ gelecek ‘ için ilişki dokusunu sıklaştırırdı. 
 
O gün de , etrafında Kemal Gürüz ve dönemin bazı yerel etkili kişileri yakın masalarda çay içiyorduk. 
 
Uzaktan , ciddi ama dinamik bir izlenim veriyordu.
 
*
Basından sorumlu Devlet Bakanı olduğunda , yazarı olduğum Karadeniz Gazetesi’nin Yazı İşleri Müdürü Musa Alioğlu’nu da ‘ İngilizce öğrenimine ‘ 6 ay için Londra’ya gönderdiğinde , bölgesine ağırlık vermesine bir işaret daha gördüm bunu.
 
*
1990’lara gelinmiş , Özal Cumhurbaşkanı olmuş , Bedrettin Dalan ayrılmış , Yıldırım Akbulut Başbakanlık koltuğunda idi ve Mesut Yılmaz , Genel Başkan olmak çabasında , partideki ‘ aksaçlıların ‘ , liberallerin ve kamuoyunun önemli oranda desteğini sağlamıştı.
 
Nitekim 1991 Haziran’ında kavgalı bir Kongre’de , Başbakan’ı koltuğundan etti ve Anavatan Partisi Genel Başkanı ve Başbakan oldu.
 
İlk Başbakanlığı şanssız bir zamanda idi. ( esasında hepsi )
 
Süleyman Demirel , Bülent Ecevit , Necmettin Erbakan ve Alparslan Türkeş gibi her biri dev olan isimlerin siyasi yasağı kalkmış , her biri giderek güçlenen partilerinde muhalefet dozunu arttırmaktaydılar.
 
Solda ise Erdal İnönü – Deniz Baykal ikilisinin SHP’si zaten ana muhalefet partisi idi.
 
Nitekim , ekonomi hızlı büyüme ve kesintisiz reformlar sonrasında zora girmiş , 89 Yerel Seçim sonuçları hüsran olmuş , Anavatan iktidarı su almaya devam ediyordu.
 
Mesut Yılmaz , erken seçim kararı verdi. Yeni ele geçirdiği Başbakanlık 1991 Ekim ayında elinden uçtu böylece.
 
*
Mesut Yılmaz , görgü ve umuru tam bir ailedendi. 
 
İngilizce ve Almanca’ya hakim , derin kültür ve analiz yeteneği olan bir kimlikti . 
 
Eleştirildiği konular , geç yatması , geç uyanması , kısmen tembel olması gibi şeylerdi. 
 
Özellikle tek adam yerine , demokratik bir iş bölümü ve çok adamlı bir dönem için esasında bu eleştiriler ne derece geçerli idi tartışılır.
 
*
Çok yakın olduğum Turgut Sunalp ile Moda’da Noyan apartmanında çalışma odasındaydık. 
 
Kasım 1991 idi. 
 
Paşanın koltuğunun arkasında duvarda İnönü’den başlayarak Kenan Evren’e dek bütün Cumhurbaşkanları ile fotoğrafı vardı. Atatürk’e zaman olarak yetişememişti anlaşılıyordu. 
 
Ancak Özal Cumhurbaşkanı idi ve en çok fotoğrafı O’nunla olmalıydı. 
 
Sordum . Bana bir vazo ve üzerinde minyatür bir arı gösterdi. Ekledi , ‘ şu diğer duvara bak ‘. 
 
Orada , Mesut Yılmaz’ın Dışişleri Bakanı olarak eski Büyükelçilere gönderdiği ‘ Şükran Mektubu ‘ vardı . 
 
Sunalp dedi ki ; ‘ Bu adam önemli ‘ .
 
*
1993 yılı Nisan ayında dönemin Demirel – İnönü hükümet özel radyo ve yerel televizyonları MGK baskısı ile kapatmak zorunda kalmıştı. 
 
Siyah kurdela eylemleri ile kamuoyunu etkili şekilde yönlendirmekteydik. 
 
Bir şanssızlık oldu. Cumhurbaşkanlığı makam aracına eylemlerimizin sembolü olan siyah kurdelayı ricam üzerine asan dönemin Cumhurbaşkanı Özal , 17 Nisan’da beklenmedik şekilde vefat etti.
 
Artık gündemde bizim konu önemini yitirmişti.
 
Kim Cumhurbaşkanı olacaktı ? Ve de kim Doğru Yol Partisi Genel Başkanı ve Başbakan.
 
Oysa Özal’ın cenazesinde bir an da o günlerden hep hafızamda taze kalmıştır.
 
Başbakan Demirel , cenazede çekingen şekilde arkada kaldığını görünce Mesut Yılmaz’ı eliyle çekerek en ön kısma almıştı. Ben o an galiba DYP – Anap birleşmesi olur ve Mesut Yılmaz , Demirel ile uyumlu bir işbirliği sağlar diye düşünmüştüm.
 
( Sonra 2002’de bu sahneyi ve düşüncemi aktardığımda , Demirel’e değil ama DYP içindeki dinamiklere çok güvenemedik , eritmek için olabilir diye düşündük demişti )
 
İşte o günlerde , özgür radyo – tv mücadelemiz gündemden düşünce , gündeme yeniden girmek için farklı yollar aramaya başlamıştık. Mayıs ayı idi.
 
Çizer – sanatçı Birol Bayram’dan rica ettim. 
 
Ağzının üzerinde çapraz çizgi çekilmiş bir illüstrasyon – logo hazırladı. Etrafına da Konuşan Türkiye Partisi yazdık. 
 
Evet ; Konuşan Türkiye Partisi . Sözde , o sırada 54 ayrı kentte bulunan radyo veya tv istasyonlarının ofislerine Konuşan Türkiye Partisi tabelası asacak , yeniden gündeme girmek için bu yolu ‘ kullanıyor ‘ gibi yapacaktık. 
 
Bu esasında dünya çapında da haber olacak ve dikkatleri çekecekti. 
 
Zaten , uluslararası bir çok kuruluşu düzenl bilgilendiriyor ve özgür yayıncılık için desteklerini alıyorduk.
 
Bir fikir daha geldi aklıma. 
 
Tabii , kimsenin ciddiye almayacağını biliyorduk. Hatta doğrudan ‘ ne saçmalıyorsunuz ‘ diyeceklerini de . 
 
Ama yine de denemeye karar verdik. 
 
Amacımız o saçma bulacakları söyleyeceğimizi ciddiye almaları değil , bizim önümüzü kapatan Anayasa’yı değiştirmek için daha ‘ ciddi ‘ davranmalarını hızlandırmaktı.
 
Cem Hakko , Nazmi Daga , Emrah Hattat , Vedat Yelkenci gibi radyo sahiplerini beraberime alarak Bedrettin Dalan’a gittim. 
 
Parti kurmasını söyledim. Gece 23.00 sıralarında bunun zorluklarını anlattı. D M P yi yaklaşık 18 ay önce zor kapatmış ve DYP’den arkadaşları Doğancan Akyürek ve Mustafa Tınaz Titiz ile milletvekili olmuşlardı. Kaynak gerekir vs gibi bir çok laf etti. Sabaha karşı 04.00 gibi durum ‘ olabilir ‘ çizgisinde idi.
 
*
Kişisel tanışıklık derecemin verdiği rahatlıkla CHP Genel Başkanı Deniz Baykal’ı aradım. 
 
Konuşan Türkiye Partisi kuruyoruz ve bu parti üzerinden mücadelemizi sürdüreceğiz. 
 
Siyasi amacımız yok. 
 
Sizin 22 milletvekilinizin Grup asgari sayısı olan 20’den fazla olan 2’sini ‘ ödünç ‘ olarak bize verebilir misiniz ? dedim. 
 
Güldü , veremeyiz dedi. 
 
Ben ; ‘ yine de düşünün ‘ dedim. ‘ 18’i bulunca , o 2 milletvekili için arayacağım ‘ dedim ve telefonu kapattım.
 
*
Ana muhalefet partisi olan Anavatan Partisi için doğrudan Mesut Yılmaz’ı arayacak yakınlığım yoktu. 
 
Trabzon Milletvekili Eyüp Aşık’ı aradım. Baykal’a söylediğim çerçeveyi , sayı vermeksizin tekrarladım. 
 
Gülmedi. 
 
Ciddiye de aldığını sanmıyorum ; ‘ deli saçması bulmuştur ‘ ama mücadelemizin nasıl ciddi yapıldığını da biliyordu. 
 
Başından savmak için Genel Başkan ile doğrudan konuş dedi ve Konut’un telefonunu verdi. 
 
Ben de , arayacağımı haber verin o zaman dedim.
 
Karşımda telefonda Mesut Yılmaz. Selamlama ve saygı faslından sonra konuya girdim. 
 
‘ Deli misin kardeşim ‘ diye bir tepkiye dahi hazırdım. 
 
O’da genel ciddiyetimizi ve Cumhurbaşkanı makam arabasına eylem sembolümüz olan siyah kurdelayı taktırdığımızı biliyor , Demirel’i 12 Eylül’ün yıldönümü için hazırladığımız programda söylediklerini tekrarlayarak ‘ yorduğumuzu ‘ hatırlıyordu. 
 
Tepki vermedi. 
 
Bildiğiniz ciddi ve ağır konuşan şekli , tok ses tonuyla ‘ Ciddi bir durum. Yetkili Kurullarımızda konuşmalıyız ‘ dedi. Ben içimden gülüyordum duruma.
 
Tabi , süreç Konuşan Türkiye Partisi ile gelişmedi. 
 
Tansu Çiller’e ‘ Radyomu İstiyorum ‘ dedirttiğimiz için daha kestirmeden ilerledi herşey…
*
1993 Temmuz ayında radyocu arkadaşlarımızdan Alp Savaşan ayrıca Bakırköy Belediye Başkanı Ali Talip Özdemir’in danışmanı idi. 
 
Yunus Emre Kültür Merkezi’nde düzenlenen bir törenle Mehmet Ali Birand ve bana ‘ Demokrasiye Katkı Ödülü ‘ verildi. 
 
Mesut Yılmaz’ın elinden aldık o ödülleri. 
 
Alp , Mehmet Ali Bey ve Mesut Yılmaz aramızda yoklar . Ali Talip Bey ve ben bugüne kaldık.
*
1994 yılı Mayıs ayıydı. 
 
Anayasa yaklaşık 1 yıl önce değişmiş , Radyo TV Yasası çıkmış ve partilerin adayları ile Kurul üyeleri seçilecekti. 
 
Başkanı olduğum Radyo Televizyon Yayıncıları Birliği olarak da lobi yaparak kendi adaylarımızı seçtirme arzusu içinde idik. 
 
Her partiye , onlara da uyacak profilde kişiler öneriyorduk.
 
Birliğimizde Genel Sekreter Fatih Altaylı , Ankara Temsilcimiz ise ( daha sonradan Kurul Başkanı da olan ve ömrü benim şirketlerimin değerini azaltmak için evrak çaldırtmak , işlem yaptırtmakla ile geçen ) Fatih Karaca idi.
 
Anavatan Partisi’ne aday olarak Trabzonlu gazeteci Musa Alioğlu’nu önermek için kendi Yönetim Kurulumuzda karar çıkarttım. 
 
Musa , arkadaşımdı . 
 
Fakat liyakati ve nitelikleri her açıdan çok uygundu. 
 
Gazeteci idi , Basın Sendikası İstanbul Şube Başkanıydı ve Hürriyet’te de o sırada etkin görevde idi. 
 
Önemlisi , Mesut Bey’in de sevdiği ve güvendiği bir kişiydi.
 
Randevu aldık. 
 
Genel Başkan ve Grup Başkan Vekilleri Mustafa Kalemli , Ülkü Güney ile odada idik. 
 
Eyüp Aşık’da gruba dahil olmuştu. 
 
Mesut Bey tekli koltukta ve benim sağ tarafımda idi. 
 
Solumda , benimle ikili koltuğu Fatih Altaylı paylaşmaktaydı.
 
Girizgah cümlesini daha demeden , Mesut Bey : ‘ Kardeşim Fatih Altaylı hanginiz ? ‘ dedi. 
 
Hangimizin Fatih Altaylı olduğunu bilmemesi imkansız idi. 
 
Fatih ; ‘ ben ‘ dediğinde , Mesut Bey ‘de ben de ‘ …. Mesut ‘ dedi. Başımdan aşağı kaynar sular döküldü. 
 
Meğerse Fatih bir önceki gün sabah radyo yayınında Mesut Bey’e hakaret etmiş..
 
Daha bu durumu toparlayamadan odanın kapısı açıldı. 
 
Eski Adalet Bakanı , Anap’ın ağır toplarından , Gümüşhane milletvekili Oltan Sungurlu girdi. 
 
Gülerek heyete bakıyordu. İçimden ortam yumuşar diye geçti. 
 
Oltan Bey bana yönelerek ‘ N’aber yavrum ? ‘ dedi. 
 
Babam ile özel hukuku nedeiyle böyle dedi sandım. 
 
Bir kez daha durumumuz sarsılmıştı. ( Bu konuda ne yaptığım ve ayrı bir hikayedir ve Oltan Bey 400 kişi önünde ne duruma düştüğünü unutmamıştır ) 
 
Sonradan anladık ki , Oltan Bey , teyzesinin oğlu Ercan San’ı RTUK uyesi yapmak için , bu diyaloğu bizi hafifletmek için taktik olarak yapmış.
 
Mesut Bey , Musa’nın adını duyunca memnun oldum ancak ben doğrudan Hürriyet’te çalışmakta olan birini önermem. Grupta oylama yapılacak , çalışın dedi. 
 
Musa bu detayı o denli önemsemedi . 
 
Sadece birkaç telefonla oy istedi. Ankara’ya dahi gelmedi. Ercan San 1 oy farkla Musa’nın önünde çıktı ( 32 – 31 ) .
 
*
Mesut Bey’i son gördüğümde Anavatan Partisi’nin baraj altında kalacağı 2002 seçimlerinin 2 ay öncesi idi. 
 
Eyüp Demir , Prof. Dr. Füsun Türkmen ve ben ‘ siyasi ‘ bir konu için yaklaşık 1 saat beraber olduk , sohbet ettik.
 
Ve en son sanırım 2017 idi. 
 
Sevgili ve rahmetli Serhan Oksay’ın annesi , Özal Hükümetlerinin Devlet Bakanı ve Sözcüsü Kazım Oksay Bey’in eşinin cenaze töreninde beraberdik.
 
*
Mesut Yılmaz , Özal’ın 4 eğilimini bir arada tutamadığı için çok yıpratıldı. 
 
Bence , Özal dahi olsaydı tutamazdı. 
 
Zira , Erbakan varken Milli Görüş kökenlileri , Alparslan Türkeş varken ülkücüleri , İnönü – Baykal – Ecevit 3 parti ile varken sosyal demokratları nasıl tutabilirdi ? 
 
Ve de muhalefete düşüldüğü yıllarda ?
 
Ee , Demirel varken bütün merkez sağı da tutamazdı. 
 
Kısacası bu eleştiri haksız.
 
*
 
Mesut Yılmaz , Sabiha Gökçen Havalimanı ve Karadeniz Otoyolu’nun en önemli imzasıdır.
 
Kişilerin kusurlarını aramak ve saymak bizim gibi ‘ linçsever ‘ toplumlara özgüdür.
 
Oysa ‘ niyet ‘ esastır. 
 
Mesut Yılmaz’ın hastalığı öncesi Batı ülkelerinde Türkiye’nin tezlerini savunurken yaptıkları O’nu milli açıdan daima saygı ile hatırlamaya yetecektir.
 
Mekanı cennet olsun.

Reklam

YORUMLAR

  • 1 Yorum
  • vatandaş nöri
    1 hafta önce
    tek kelimeyle hela size...eksiği var fazlası yok ..