TÜRKİYE'NİN DÜZENİ VE TUTUCU KOALİSYON

Özer Ozankaya’ya göre “Nüfusun büyük kısmı çok düşük bir gelir düzeyinde yaşayan, okuma yazma yeteneğine sahip bulunmayan bir ülkede çok partili parlamenter düzeni tutarlı olarak uygulamak hemen hemen imkânsızdır; çünkü partiler parlamento gibi demokratik usullerin görüntüsü altında, gerçekte feodal nitelikte otokrasi yolları işlemeye devam etmektedir.

TÜRKİYE'NİN DÜZENİ VE TUTUCU KOALİSYON

Özer Ozankaya’ya göre “Nüfusun büyük kısmı çok düşük bir gelir düzeyinde yaşayan, okuma yazma yeteneğine sahip bulunmayan bir ülkede çok partili parlamenter düzeni tutarlı olarak uygulamak hemen hemen imkânsızdır; çünkü partiler parlamento gibi demokratik usullerin görüntüsü altında, gerçekte feodal nitelikte otokrasi yolları işlemeye devam etmektedir.

TÜRKİYE'NİN DÜZENİ VE TUTUCU KOALİSYON
31 Aralık 2021 - 17:25

Çok partili parlamenter düzen, bu feodal otokrasi kalıntılarıyla savaşmak bir yana, onları örtülü olarak yaşatmaya bile yarayabilmektedir.” Köyde Toplumsal Yapı ve Siyasal Kültür adlı doçentlik çalışmasından alıntı yapıyor.

Türkiye’de tutucular koalisyonu egemenlik kurmuştur halkın üstünde. Geniş ticari örgütü ve küçük iş sahiplerini de desteğine alıp toplumsal temelini sağlamlaştırmıştır.  Küçük burjuvazi şahsi menfaatlerini ön planda tutmaktadır. Seçim araştırmaları orta sınıfın menfaatleri nedeniyle statükonun devamını alt ve üst gruba kıyasla daha çok istemekte, kırsal bölgelerde ise ağa, bey ve şeyhler seçmenleri etkilemekte, kitleleri yönlendirmektedir: “Köylüyü her yönden tam bir çember içinde tutan bu güçler kitle oyunu istedikleri yönde kullanabilmektedirler.”
Bütün partiler ailelerin nüfusundan, ırk ve mezhep ayrımlarından yararlanmaya çalışmaktadır. Büyük toprak sahipleri milletvekili adayı gösterilmektedir (DP halka dayandığını ilan etmekle birlikte devletçiliğe ve toprak reformuna karşıdır ). Kompradorlarla ağalar halkın eğitimini yaygınlaştırmak amacıyla kurulan köy enstitülerinden rahatsızlık duymuşlardır. Toplumsal hareketlere (grev, toprak reformu istekleri vs.) AP ile de bürokratik sertlik gösterilmiştir.
Mübeccel Kıray bir incelemesinde Türkiye’de köyün 3 gelişme aşaması olduğunu ifade eder: 1. tip köy, tutucu partilerin oy deposudur. Çünkü köyün ilişkilerini geleneksel bir lider etkilemektedir. Herkes aynı miktarda toprak sahibidir. 2.tip tam kapitalist olmayan köyde bir iki büyük toprak sahibi egemendir. Tutuculuk sürüyor. 3.tip köyde, kapitalist ilişkiler gelişmiş, köylü işçi haline gelmiş, egemen güçlere karşı çıkma bilinci ortaya çıkacak şartlar gelişiyor. Ancak örgütlenme düzeyleri gelişmemiş. İlerici partilerin çabalarını bu tip köylerde yoğunlaştırması gerekir. 4.tip köy gelişmiş, köylü-aracı ilişkisiyle... Tüccarın zengin ve nüfuzlu olanları hayatlarıyla gelirlerine etkisi büyük. Eski düzende ağanın görevini tüccar-esnaf yüklenmiştir.
Kasaba ve şehirlerdeki kahvelerde köylü üzerinde nüfuz kuruyor.
Kapitalist-kentleşmiş düzende güvenlik sağlayıcı kurumlar gelişmediğinden bağımlılık ilişkisi sürüyor. Türkiye köylüsünü bağımlı kılan zincirin ucu aracı-tefeci aracılığıyla (güvenlik mekanizması sağlayan yüzünden) kentte de kompradorlarla uzamaktadır.
“Din sömürücülüğü tutucu güçler elinde küçümsenmeyecek bir kozdur.”
“…sayıları belki de 100 bini aşan din adamlarının aktif desteği ve propagandasıyla durumlarını kuvvetlendirmektedir. Bu inançladır ki… din sömürücülüğü teşvik görmektedir. “
Köylülerin ufak, dağınık, içe kapalı halde yaşamaları tutucu güçlerin etkisinde kalmalarını kolaylaştırmaktadır.
Tutucu koalisyonu köylü üzerinde kurdukları denetleme gücü sayesinde oyları istediği gibi yönlendirmekte, oy toplamaktadır.
Amerikalı bir araştırmacının (F.N. Frey) devlet kaynaklarından yararlanarak yaptığı araştırmanın sonucu ilginç:
“1962 köy anketi sonuçlarına göre, köylerde erkeklerden yüzde 18’i ve kadınların yüzde 49’u bir siyasi partinin adını dahi söyleyemeyecek durumdadır.”
1961 seçimlerinde AP’nin kazandığı köylerde bile bu partinin adını bilenlerin oranı sadece yüzde 45’tir.
Konuşulmayan Gerçekler…
Halkın bilinçlenmesini önleyen kuvvetler sayesinde AP defalarca seçim kazanmıştır (seçmenlerle sandık arasına giren “gizli kuvvetler”, muhafazakâr kuvvetler, bazı gruplar, tarikatlar, imam hatipler vs.).
Güney Amerika ile Türkiye arasında benzerlikler olsa da orada kentleşme, okur-yazarlık ve milli gelir fazladır. İşçi sendikaları güçlü,  sol partilerin faaliyetleri daha serbesttir. Prof. Jacques Lambert, Latin Amerika adlı araştırmasında toplumsal ilerlemeyi geciktirici 2 önemli etken gösteriyor: Asiquisme (Ağalık düzeni) ve Latifundios (Büyük arazi mülkiyeti).
Serbest seçimlerin tutucu güçler yararına işlemesine neden olup, politik sistemin ve demokrasinin değişimine engel olmakta.
Maurice Duverger, az gelişmiş ülkelerde batılı politik kurumların tutucu güçleri daha da güçlendirdiğini ileri sürer.  Duverger’e göre, eski feodal sistem demokratik usullerle maskelenmekteydi.
Solun tabanı 1980 sonrası hızla erimiştir (Tutucu ANAP’ın politikaları da etkili oldu).
Prof. Nermin Abadan’a göre, gecekondu sakinleri mensup oldukları il ve ilçelerin eğilimine göre oy vermektedir. Irk, mezhep burada rol oynamaktadır. Yeni durumda daha iyi oldukları ve yüzde 95 oranında geri dönmeyi düşünmedikleri halde.
(Amerikalı araştırmacı C.W.M. Hart)
İşçiler, ilerici ve devrimci bir potansiyel taşırlar. Durumlarını diğer sınıflarla, özellikle burjuvaziyle kıyasladıklarından siyasal bilinçleri artmıştır.  Ancak siyasal iktidarlar 1950’den bu yana devlet kuruluşlarında mirasyedi politikası uygulayıp işçi sınıfını sistemden yana çekmeyi devlet kurumlarında yer vererek başarmıştır.
İlerici sendikal hareket İstanbul’da tutucu güçlere karşı cephe kurabilmiştir: Derby, Singer, Kavel olaylarıyla…
1970’lerden sonraki solun sandıktaki kitlesel başarısı bundandır. 1973 seçimlerinde CHP’nin oyu yüzde 33’e çıkmıştı (Ecevit’in Kıbrıs olaylarındaki rolü, milli kahraman kimliği kazanması, tutucu güçleri yatıştırıcı politikaları, “Toprak işleyenin su kullananın”, haşhaş, ABD çıkışları vs.). 
“CHP’nin düzen değişikliği programı tutucu güçlerin ekonomik iktidarını değiştirmeye yönelmiş bir program değildir.”
“Halk sektörü yoluyla kapitalizmi yaygınlaştırmayı öngörmektedir.”
Örgütlü-bilinçli halk desteği olmadıkça bağımsızlık, demokrasi, özgürlük ve kalkınma sağlanamaz. Bu yollar açık olmadıkça iktidar ve politik sistem meşru sayılamaz. Devrimci bir parti ve örgütlenmiş halk güçleri söz konusu olmadıkça politik sistemin başarılı olma şansı yoktur.
“Türkiye’nin içinde bulunduğu şartlarda hızla kalkınması ve çağdaş uygarlık düzeyine bir an önce ulaşması için tek çare olarak gördüğümüz ‘milli devrimci kalkınma yolu’ Kemalist tezin temele indirilmesinden ve böylece Atatürk devrimlerinin devam ettirilmesinden başka bir şey değildir.” (Türkiye’nin Düzeni, Doğan Avcıoğlu, Tekin Yayınevi, 2001, İkinci Kitap, s. 1224)
Doğan Avcıoğlu: Bursa’da doğdu. 1961 Anayasası’nın hazırlanmasında katkısı oldu. M. Soysal, C.R. Eyüboğlu’yla 1961-67 arası Yön dergisini çıkararak 60’ların siyasal düşünce ortamında etkin rol aldı. Ekonomik bağımsızlığı ve Kemalist sosyalizmi savundu. 12 Mart’ta orduyu isyana teşvik suçlamasıyla (C. Madanoğlu’yla) yargılanıp beraat etmiştir. 4 Kasım 1983’te öldü. 1968’de yayınlanan kitabında (Türkiye’nin Düzeni) sosyalist ekonomiyi savundu.

Tamer UYSAL

YORUMLAR

  • 0 Yorum