Üstad Abdürrahim Karakoç'u vefaat yıl dönümünde saygı ve rahmetle anıyoruz

Şair Celalettin Tokmak Bey'in, 11 yıl önce bir dergi için kendisiyle yaptığı ropörtaji yayınlayarak ölüm yıldönümünde Üstad Abdürrahim Karakoç'u rahmetle anıyoruz.

Üstad Abdürrahim Karakoç'u vefaat yıl dönümünde saygı ve rahmetle anıyoruz

Şair Celalettin Tokmak Bey'in, 11 yıl önce bir dergi için kendisiyle yaptığı ropörtaji yayınlayarak ölüm yıldönümünde Üstad Abdürrahim Karakoç'u rahmetle anıyoruz.

Üstad Abdürrahim Karakoç'u vefaat yıl dönümünde saygı ve rahmetle anıyoruz
07 Haziran 2021 - 22:40

 
Ropörtaj:
 
Celalettin Tokmak: Efendim, kişiyi yüzüne karşı övmek konusunda her ne kadar dinimiz bazı kısıtlamalar getirse de özellikle yakın dönem Türk şiiri ve elbette Türk hece şiiri konusunda bugün hem halkın hem de akademisyenlerin üzerinde fikir birliği ettiği ve Türk Halk şiirinin modern çağa uyarlanmasında önder kabul ettiği bir kalemsiniz. Öncelikle böyle bir isimle sohbet etmek biz Türk şiiri sevdalılarına tarifsiz bir haz vermekte ve umuyorum ki bu sohbeti okuyan bir çok insan da fikirlerinizle hem şiir dışında tanışmaktan, hem de sizin belki bilinmeyen yönlerinizi de bu yazı sayesinde okumaktan hoşnut olacaklardır. O yüzden size sorduğum soruların önemli bir bölümünün bahsettiğim şiir sevdalıların ortak kanaati olduğunu belirtmek isterim. Belki bu yüzden de kitabın ortasından sormak yerine, bu kaynağın en başına, bu emsalsiz sanat yolculuğunuzun ilk yıllarına bizi götürmenizi sizden istirham ediyorum. Abdurrahim Karakoç şiire nasıl başladı değerli hocam?
 
Abdurrahim KARAKOÇ: Daha ilkokulda okurken çocukluk arkadaşlarımı hicvederek başladım şiire. Belki de oradan kalmadır bendeki hiciv merakı.
 
Celalettin Tokmak: Yapı olarak içe kapanık bir halet-i ruhiyeniz olduğu hepimizin malumu. Toplumun çok içinde olmak mı insanın şiir damarının kabarmasına vesiledir, yoksa hayatı dışarıdan gözlemleyip münzevi bir yaşam sürerek o hissi iç dünyada büyütmek mi evladır?
 
Abdurrahim KARAKOÇ: Şair yazacağı şiirde ne münzevi hayattan, ne de kalabalıkların şamatasından etkilenir. Bu bana göre bir değerlendirmedir.
 
Ancak ben şiir yazmak için sessiz bir ortamı tercih ederim. Çünkü sessizlik düşünce kapılarının açılmasına vesile olur. Ben genellikle şiirlerimi geceleri yazdım. Tabi gündüz yazdıklarımda olmuştur. Her iki durumda da zihnin lüzumsuzluklarla işgal edilmemesi gerekir.
 
Hayatı dışarıdan ama çok yakından gözlemlemek şiire samimiyet getirir sanıyorum.
 
Celalettin Tokmak: Özellikle belirli bir kesimin gençlik yıllarının tutkususunuz. Bir Çok şair ancak sizin takipçiniz olarak anılıyor ve deyim yerindeyse “Karakoçvari” yazmakla tasvir ediliyorlar. Yine bildiğimiz kadarıyla hiç baskıya vermeden yaktığınız şiirleriniz var sanırım, bizlere bu şiirler hakkında bilgi verebilir misiniz?
 
Abdurrahim KARAKOÇ: Geriden gelen bir çok hece şairinin beni takip ettikleri doğrudur. Ancak, ben her zaman “seviniz, taktir ediniz fakat kimseye benzemeyiniz” tavsiyesinde bulunurum gençlere. VE derim ki”gölgede duranın gölgesi olmaz”. Her düşünürün, her yazarın mutlaka beğendiği , taktir ettiği şair vardır. Olması da normaldir.
 
Kişi kendine benzemek zorundadır. Bir başkasının kopyası olmayı hiç aklına getirmemeli.Benim de sevdiklerim, beğendiklerim olmuştur. Ancak kimseye benzemek istemedim. Her dağ kendi zirvesini sırtında taşır.
 
Yaktığım şiirlerim hamlık dönemine ait şiirlerimdir. Onlarla okuyucunun huzuruna çıkmak istemedim. 1958 yılından itibaren ne yazdımsa mevcut kitaplarıma alınmıştır. Hiçbir şiirim üzerinde ne değişiklik yaptım, ne de reddettiğim şiirim var. Hamlıktan olgunluğa geçmeden eser vermek dezavantajdır.
 
Celalettin Tokmak: Efendim,şairin yetişmesinde muhitin önemi nedir? Misalen Sivas yöresi, misalen Erzurum-Kars yöresi, misalen Maraş yöresi büyük şairler yetiştiren yörelerimizdir. Siz bu konuda acaba ne düşünüyorsunuz, şairin yetişmesinde yörenin etkisi var mıdır?
 
Abdurrahim KARAKOÇ: Şairin yetişmesinde yetiştiği muhitin elbetteki etkisi var.
 
Adını saydığını iller arasında Trakya ve Ege bölgesi illeri yok. Bu bile bir cevap teşkil eder. Hiçbir yerin suyu-havası insanın şair olması için yeterli değildir. Bazı yörelerde Edebiyat ve fikir atmosferiyoğunluk arz eder. Bunun sebebi, orada bazı önemli kişilerin yaşamasıdır.
 
Her genç çevresindeki yaşanan duygulardan bünyesine taşımak ister. Şairlerde olduğu gibi güreşçilikte, atıcılıkta, binicilikte vs. ileri çıkan yörelerimizi tanırım.
 
Kahramanmaraş çevresi Cumhuriyet dönemi öncesinden beri çok meşhur yazarlar, fikir adamları yetişmesine vesile olmuştur. Bu işin sağı-solu yoktur.Bizim memlekette uç adamlar çıkmıştır amma hepside adam olarak.
 
Celalettin Tokmak:Günümüzde bilhassa Türk hece şiirinde bir gerileme olduğu dile getiriliyor. Türk şiirinin yeniden ayağa kalkışının tümüyle sembolik anlatımlar ve kalıp dışı ifadelerle gerçekleşeceği konusunda uzmanlar yorumlarda bulunuyor. Genel manada da Türk şiirinin genel durumu nedir, Türk hece şiiri gerçekten bir gerileme içerisinde mi, yoksa eskiye göre sevineceğimiz şeylerde var mı?
 
Abdurrahim KARAKOÇ: Bana göre Türk halk şiirinin gerilediği kesindir. Bunun sebebi ise kendi geçmişinden utanç duyan, her milli unsuru gericilik addeden bir kozmopolit zihniyettir. İddia sahipleri acaba gerçekten Türk müdürler? Yoksa maymun misali batı taklitçileri mi?
 
Bize ait olanı ihmal eyledik, batıya ait olanı “yenilik” kolaycılığı ile sineye çektik. Elbette Türk şiiri geride kalacaktır. Lakin asla zayıflayıp yok olması düşünülemez. Eskiye göre şimdi daha bilgili, daha gerçekçi genç şairlerimiz yetişmektedir. Batı ise tükenme noktasında.
 
Celalettin Tokmak:Bazı akademisyenler Türk Halk şiirinin kendisini ancak Modern Türk şiirine yakınlaştırmasıyla yeni ufuklara erişebileceğini ifade ediyorlar. Hatta günümüz aşıkları ve ozanlarına doğrudan olmasa da bir “köylü şiiri” yazıyorlar isnadı var. Sizin bu konudaki fikirlerinizi alabilir miyiz?
 
Abdurrahim KARAKOÇ: “Modern şiir” diye bir şiir yoktur. Aşağılık duygusuyla büyüyen, şiir yzmaktan acizlerin uydurmasıdır o deyim. Modern modadan gelir ve modanında ömrü bellidir. Çabuk gelir, çabuk gider. Modern şiir kavramı içinde bir de “anlamsız” şiir görüyorum. Anlamı olmayan şiir modern ise ötesini hesap etmek bana düşmez.
 
Âşıklar-ozanlar faklı kaynaklardır. İrticalen inşa edilen şiirler literatürde ismi geçse de gerçek ve kalıcı şiir sayılmaz. Çünkü derinliği yoktur, fikir taşıdığı söylenemez. Halk âşıkları ayrı bir inceleme konusudur. O mevziden atarak hece veznini vurmak isteyenlere aldırmayın. Seviyesiz diyebilirim ben onlara.
 
Celalettin Tokmak:Hece şiiri denildiği zaman sadece koşma mı anlaşılmalı? Yoksa bir şair bütün vezinlere vakıf olup hepsinde de belirli seviyenin üzerinde eserler verebilir mi?
 
Abdurrahim KARAKOÇ: Şair kendisine en kolay geleni, en başarılı olduğu tarzı seçmelidir. Koşma-semai diye ayırmak bence lüzumsuz. Bizim koçaklamalarımız destanlarımız, ağıtlarımız, yetemelerimiz vs. hepsi de bizimdir, hepsinin ayrı bir özelliği, güzelliği vardır.
 
Hiç kimse kaldıramayacağı taşın altına elini sokmamalı.
 
Şiir zorlamayla olmaz. Gücü yeten yazmalı, gücü yetmeyen geride durmalı. Herkesin kendini şair saydığı bir dönemden geçiyoruz maalesef.
 
Celalettin Tokmak: “Serbest müstezatla” başlayan serbest şiirin durumu ile alakalı da size sorularımız olacak. Bunlardan kendilerine 1. yeni diyen Garip akımı ve İkinci yeniler olarak tanımlayan bazı kalemler var. Bu kalemlerin de şiirlerinde “olmazsa olmaz” unsur şiirin bir şey anlatmak zorunda olmadığı ve anlaşılmazlığın şiiri daha cazip kılacağı. Birçok araştırmaya göre serbest vezinle yazılan şiirler toplumumuzda artık daha çok ilgi görüyor. Serbest şiir deyim yerindeyse “sereserbest” ve anlaşılmaz haliyle mi yazılmalı, yoksa serbest şiirin de kendine özgü kuralları ve anlatım unsurları bulunabilmeli mi?
 
Abdurrahim KARAKOÇ: Ben hiçbir yazımda bugüne kadar “serbest-vezinli” ayrım yapmadım, yapmak doğru değildir. Yeterki şiir olsun, okuyana birşeyler ilham etsin. Bilhassa “modern” sıfatını şiire vurulan darbe telakki ediyorum.
 
Birinci yeniler.
İkinci yeniler.
 
Evet hayat devam ediyor ve ömrü vefa edenler heralde 3. Ve 10. Yenileride görecektir. Ben az da olsa serbest şiir yazdım. Fakat serbest şiirde iç ve uç kafiyeler olunca daha bir şiiriyet kazanacağını söylemeliyim.
 
Anlamsız ne demek?
 
Yaratılan hiçbir şey anlamsız mı ki şiirde anlamsız olsun. Eğer öyleyse anlamsız roman, anlamsız deneme sizce mantiki midir? Serbest şiirinde kuralları vardır, olmalıdır. Bğenilmesine gelince bsını elde bulunduran mütegallibe takımı elbette kendi görüşlerini methedecektir.
 
Bence çifçi Hüseyin’in anlamadığı, mimar Hıristo’nun anladı şiir zavallılıktır.Anlamsız olmaya rağbet etmeyelim.
 
Celalettin Tokmak:Türk Hece şiirinde 20. asırda iki önemli isim göze çarpıyor birisi Necip Fazıl üstad, birisi de Halk şiirini 20. asırda zirveye çıkaran sizsiniz. Necip Fazıl merhum ile görüşmeniz oldu mu, kendisiyle ilgili varsa ilginç anektotlarınızı ve fikirlerinizi öğrenmek isteriz.
 
Abdurrahim KARAKOÇ: Ben heceyle yazarken “aman falancalar beğensin” endişesi taşımadım. İçimden geldiği için. Hece, Türk şiirinde ana unsur olduğundan dolayı tercih ettim.
 
Aruz vezni Arap’ınsa, serbest vezin batınınsa, hece vezni kimindir? Benim. Yani Türk milletinin. Heceyle sevildim doğru. Bir başkalarıda başka biçimde yazacak ve sevilecek muhtemelen. Güzelliğin sonu yoktur.
 
Necip Fazıl çağımızın en büyük şairi, yazarı ve fikir adamıdır. Fazla bir yakınlığım olmadı. Benim ilk kitabım çıktıktan sonra ilk defa karşılaştım, hepsi o.
 
Celalettin Tokmak: Necip Fazıl demişken, birçok akademisyen ve toplumbilimciye göre şiir, saf haliyle insanı anlatmalı ve içeriğine başka da bir şey katmamalı. Sizce şiirde ideoloji olmalı mıdır, olacaksa da bunun sınırı ne olmalıdır?
 
Abdurrahim KARAKOÇ: Şiir insan içindir. Yazan da insan okuyan da. Daha başka kimlere hitap edecek?
 
Şiirde ideoloji olmalıdır, olacaktır, oluyor. Önce ideolojinin ne olduğuna bakalım.
 
İlahi midir?
İnsani midir?
YA da her kabul edilmiş kavramları alt-üst edici bir fikirsizlik akımı mı?
 
İnsani olmayan şiir gevezelerin geveledikleri herzelerdir. İnsan odaklı ise amenna. Eşref-i Mahlukat olana hakkı söylemek yakışır. Onuda ölçü olarak kendi bilir.
 
Celalettin Tokmak:Bazı kişiler hicvedeyim derken haddi aşıyor, baltayı taşa vuruyorlar. Bu seferde kendileri hicvedilecek duruma düşüyor ya da deyim yerindeyse postu kaptırıyorlar. Sizce hicivde âdâp ve ölçü ne olmalıdır?
 
Abdurrahim KARAKOÇ: Hiciv gerçekten hem zor, hem tehlikeli bir mecradır. Medhiye yazarsınız getirisi olduğu gibi riski de yoktur. Ancak hiciv kaba düzen hakaret etmek değildir. Edepli eleştiri diyebiliriz. Ölçüsünü, edebini bilince müzah lüzumludur. Maalesef korku şehirleri sardığı zamanlarda hiciv yazmak imkansızlaşmıştır. Yinede bu sahayı boş koymayalım derim.
 
Celalettin Tokmak:Efendim, günümüz edebiyat eleştirmenleri ve özellikle şiirle uğraşan herkesin gündeminde bir imge meselesi var. İmgesiz şiirin olamayacağından dem vuruyor, bazıları ise saf şiirin o kadar imge bağımlısı olmadığını düşünüyor. Olayın vezin kısmı ise daha değişik. İmge sevdalıları bu “muhayyile”lerin en iyi serbest vezin ile anlatılabileceğini ve kalıp içerisine hapsedilen şiirin, yani ölçü şiirinin imgesel anlatımda başarıyı yakalayamayacağını ifade ediyorlar. Fakat karşı kutbun, yani vezin şiirleriyle ilgilenenlerin ise ellerindeki en önemli koz, bildiğiniz gibi “lambada titreyen alevi üşüten” sizin güzel Mihriban şiiriniz. Bu girift mesele hakkında görüşleriniz ne yöndedir?
 
Abdurrahim KARAKOÇ: Sözünü ettiğiniz “imge” benim yabancımdır. Fransızca “İmaj” kelimesinden türetilen “imge” yerine aslı olan “hayal” kelimesini oturtsak daha münasip olmaz mı?
 
Sizinde dediğiniz gibi hayaller kalıplar içine hapsedilmemeli. Amma Kel Ali’nin bağı gibi ya da delikızın saçları gibi dağınık, hiçbir mânâ ifade etmez biçimde düşünmekte hatadır.
 
Mutlaka, Hece ile şiir yazmak, kafiyelendirmekve böylece dar kalıp içinde meram ifade etmek zordur. Şair zora talip olmayacaksa ne işe yarar. Kolaya talip olan yenicilerimiz ölçünün, estetiğin karşısındalar mı?
 
Mimar gönyesiz, şakülsüz, ipsiz yine bina inşa eder ama o bina bir Süleymaniye, Tac Mahal olmaz.
 
Şair, hayâle ölçü gemi vurandır. Hayâli sabitleştirendir. Hayâli imge yaparak kaçıp kurtulmak olmasa gerek.
 
Muhayyile, hayâl edilen. Amma ne cazip. Her şair kendi zirvesini tamamlar ve kendi bahçesinde yetişen meyveyi pazarlar. Bu meyveler eski, ben yeni meyve yapacağım diyen çıkarsa ki çıkabilir, siz onu muhayyile sedirine bile dahil etmeyin derim.
 
Şiirde gerçek kadar hayâl de olmalıdır. Yeterki yerli yerinde kullanmasını bilsin şairlerimiz.
 
Celalettin Tokmak:Mihriban’dan konu açılmışken, son dönemde özellikle Türk Halk ve Türk Sanat Müziği’nde üretim anlamında gözle görülür bir gerileme var. Hatta bu konuda bir de şairlik ve şarkı sözü yazarlığı kavramları ortaya çıktı. Siz bu konuya nasıl bakıyorsunuz, şarkı sözü yazarlığı ile şairlik farklı kavramlar mıdır ve genel manada Türk müziğinin bugünkü durumu ve geleceği konusundaki görüşleriniz nelerdir?
 
Abdurrahim KARAKOÇ: Müzik sektörü maalesef sermaye sınıfının tekelindedir. Kimi dilerse yukarı çeker, kimi dilerse gözden nihan eyler. Fakat iyi güfte yazarsanız sektör ağaları hiçbir halt edemezler.
 
Şarkı sözü yazarlığı edebi bir sanat dalı değildir.
 
Divan şiirinden tanıdığımız şarkıların kuşatıcı havasını verdiği söylenemez. Şarkı sözü yazanlar esnaflık yapıyorlar bana göre. Onları besteleyenler okuyanlar var fakat kaliteleri tartışılır.
 
Şairlik, şarkı sözü yazarlığı ile yanyana dahi getirilemeyecek önemli bir husustur. Şairin iyisi var, zayıfı var amma şarkı sözü yazarının nesi var Allah aşkına? Tartışmaya bile değmez.
 
Ebedi sanat olan edebi sanata katkınız olacaktır, tebrik ediyorum. Gayrette kusur bırakmayasınız.
 
Sevgilerimle…

YORUMLAR

  • 0 Yorum