Erken seçim mi, baskın seçim mi?
Ertuğrul Günay

Ertuğrul Günay

Karşı siyaset: Gözlemler, Eleştiriler, Öneriler

Erken seçim mi, baskın seçim mi?

17 Kasım 2020 - 17:13

İktidarın 2023 söyleminin aslı yok. Seçimin 2023’e kalması olanaksız. Ama iktidarın niyeti ‘erken’ değil, işine geldiğinde ‘baskın’ seçim.

Muhalefet sürekli ‘erken seçim’ çağrısıyla, iktidarın baskın hamlesi karşısında sözünün tutsağı konumunda kalmamalı.

Muhalefet erken seçim çağrılarında ısrarlı.

Ekonomik sorunların, dar ve orta gelirlilerin baş etmekte zorluk çektiği pahalılığın, salgın hastalık ortamının da etkisiyle işsizliğin ulaştığı kitlesel boyutlar, muhalefetin böyle bir taleple ortaya çıkmasını elbette haklı kılıyor. Toplumun oldukça geniş bir kesiminin, siyaseti alışılmış/geleneksel kalıpları içinde düşünenlerin beklentileri de bu doğrultuda.

O nedenle, ana muhalefet konumundaki CHP’nin öne sürdüğü bu çağrıyı, İyi Parti, HDP ve Saadet de yeri geldikçe paylaşıyor; kimse erken seçimden kaçınan bir tavır içinde görünmek istemiyor. Yeni kurulan partilerin örgütlenmek ve tanınmak açısından zamana ihtiyaçları olduğundan, onlar şimdilik bu tartışmanın dışında.

 

Öte yandan iktidar bloku da, AKP ve MHP Genel Başkanlarından diğer sözcülerine kadar tümü, oldukça kesin bir dille seçimlerin zamanında yapılacağını söylüyor. Söylemekle kalmıyor, erken seçim çağrılarını ve bu çağrıları yapanları -hep olduğu gibi- ağır nitelemelerle suçluyor.

2017 Anayasa değişikliğine göre artık milletvekili genel seçimlerinin 5 yılda bir yapılması öngörülüyor. Bu hesaba göre, -son genel seçim Haziran 2018’de yapıldığı için- seçimin olağan tarihi Haziran 2023. İktidar sözcülerinin iddiasına göre seçimler Haziran 2023’te yapılacak.

Bu iddianın elbette ciddiye alınır,  inanılır tarafı yok.

Birinci neden Türkiye’nin siyaset gerçeği: 1946’da çok partili sisteme geçtiğimizden bu yana hiçbir seçim dönemi 4 yılı aşamadı; ama daha kısa süreler içinde seçim yapıldığı çok oldu.

İkincisi, bu iktidar kendi söz ve vaadlerini unutmak bir yana, kendi yazdığı Anayasa hükmünü görmezden gelerek, daha iki yıl önce ‘erken seçim’ yaptı: 2017 Anayasa değişikliklerinin Geçici 21/A maddesinde “TBMM 27. Yasama Dönemi seçimi ile Cumhurbaşkanlığı seçiminin 3.11.2019 tarihinde birlikte yapılacağı” yazılı; buna rağmen, seçimler -sn Bahçeli’nin çağrısıyla- 18 ay önce (Haziran 2018’de) yapıldı.

Üçüncüsü, iç ve dış siyaset koşulları bu iktidarın 2023’e kadar dayanmasına olanak vermiyor, vermeyecek. Geçen hafta yaşanan Albayrak krizi, iktidarın sadece zoraki ortakları ve destekçileriyle değil, kendi içinde, çekirdek kabinesinde bile derin ihtilaflar olduğunu ortaya koydu. Böyle bir yapının daha iki buçuk yıl ayakta kalması ve varlığını sürdürmesi mümkün görünmüyor.

Öte yandan AKP’den kopan tanınmış ve önemli isimlerin öncülüğünde kurulan yeni partiler de gövdeyi sürekli kemiriyor, içini boşaltıyor. AK Parti, kurulduğundan bu yana ilk kez, ana gövdenin yakından tanıdığı, bildiği sesler tarafından eleştiriliyor, hırpalanıyor.

Dördüncüsü ve en önemlisi, Anayasa, bir kişinin ancak iki kez cumhurbaşkanı seçilebileceğini öngörüyor. Sn. Erdoğan, genel oyla seçilmiş cumhurbaşkanı olarak 2018’den bu yana ikinci ve son dönemini dolduruyor. Anayasaya göre yeniden aday olabilmesi ancak TBMM’nin ‘erken seçim’ kararı almasıyla mümkün. O takdirde dönemini tamamlayamamış sayılacak ve 3. kez aday olabilme hakkı kazanacak.[1]

Bütün bu nedenlerle -ve Erdoğan da gelecek seçimde aday olmaktan vazgeçebilir görünmediğine göre- seçimlerin 2023’e kalmayacağı açık, hatta kalması imkansız. Bunu en iyi iktidar biliyor.

Buna rağmen inatla, ısrarla seçimin zamanında, 2023’te yapılacağını söylüyorlar. Neden?

Çünkü niyet ve hesap erken seçimin bir adım ötesinde. Niyet ‘baskın seçim’ yapmak. İç veya dış siyasetin -görece ve geçici de olsa- iyimserlik yarattığı bir anda seçim kararını ansızın TBMM’ye getirmek ve geçirmek.

İktidar, özellikle de Erdoğan siyaseti bir satranç oyuncusu gibi, birkaç ileri hamleyi hesaplayarak sürdürüyor. Sadece kendi hamlelerini değil, mukabil hamleleri de hesaplıyor ve ona göre taktikler geliştiriyor.

Bu hesaplı taktiklerin bir kısmı, muhalif partilerdeki gelişmelerle ilgili. Geçen seçimlere ‘Millet İttifakı’ adıyla giren, bu seçimde daha da geniş bir ‘Demokrasi İttifakı’ kurması beklenen muhalefet partileri arasında, hatta bu partilerin içinde niza çıkarmak bu taktiklerin en görüneni.

Cumhurbaşkanının en yakını ve ekonomiden sorumlu bir Bakanın, gece yarısı yazdığı öfkeli istifa mektubunu 24 saat görmezden gelen -sözde- medyanın, muhalif partiler içindeki en küçük nizayı abartarak sunması, itirazcılara ekranlarını, sütunlarını açması bundan.

Önümüzdeki süreçte muhalefet partilerinin içindeki ‘muterizlere’ toplumun büyük ilgi ve güven duyduğuna, bunların toplumsal birer umuda dönüştüğüne ilişkin -belli merkezlerde yazılmış- senaryo dizileri izlersek şaşırmayalım.

Bu hesaplardan birinin yahut birkaçının tutması halinde iktidarın TBMM’ye getireceği seçim önerisi, erken görüntünün ötesinde ‘baskın’ niteliği taşıyacak: Seçim tarihinin ilanıyla birlikte sıkıştırılmış bir seçim takvimi ve 10 güne sığdırılmış bir seçim kampanyası. Olur mu, demeyin! Türkiye geçmiş yıllarda da bu tür uygulamalara yabancı değil.

Burada kritik olan tek konu, Meclis aritmetiğine göre iktidarın parmak sayısının tek başına seçim kararı almaya yetmemesi. Zamanında önce seçim kararı almak için 360 oy gerekiyor; oysa iktidarın MHP dahil toplamı 339. 

O nedenle iktidar, bilinçli ve hesaplı olarak erken seçim talebine karşı, seçimden kaçınıyor görüntüsü veriyor. Bu görüntü muhalefetin talebini yinelemesini özendiriyor, heveslendiriyor, kışkırtıyor. İstiyorlar ki,  kendilerine uygun gördükleri anda seçim önerisini Meclis’e getirdiklerinde muhalefet ‘hayır’ diyemez durumda kalsın, sözünün esiri olsun.

Oysa muhalefetin sürekli ‘erken seçim’ çağrısı yapmadan önce yapacak çok işi var. En azından dışarıdan öyle görünüyor:

Yeni ve daha büyük bir ‘Demokrasi İttifakı/Güçbirliği’ yapmak, bu ittifakın başarısına sinerji katacak ve çoğulcu demokrasinin gereklerini özen ve özveriyle yerine getirecek bir cumhurbaşkanı adayı belirlemek, bütün milletin birlik, dayanışma ve barış içinde yaşamasının temellerini oluşturacak bir anayasal sözleşme önerisi  hazırlamak ve ülkede ‘ekmeği, adaleti ve hürriyeti çoğaltacak’ bir siyasi program sunmak.

Seçime bu hazırlıklar yapılmış olarak gidilirse başarı umudu artar; erken seçim çağrısı da anlam ve gerçekli kazanır. Bu konularda alınacak daha çok mesafe, atılacak daha çok adım varken sürekli erken seçim çağrısı yapmak, korkarım iktidarın baskın hamlesine meydan açmaktan başka işe yaramaz.


 (1) Bu konuda bir ay kadar önce Anayasanın ilgili maddelerine değinen bir yazı yazmıştım; o nedenle maddeleri yeniden sıralamak gereği duymadım. İlgilenenler için: “Erken Seçim mi, Zamanında Seçim mi?”

13 Ekim 2020

  • Reklam

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Reklam