HERKESE HELAL, MÜSLÜMAN’A HARAM.
Bazen bir cümle, koca bir dönemin fotoğrafını çeker.
600 yıla damgasını vurmuş dünyada kültür ve medeniyet sahibi bir neslin evlatları olarak geçmişimize sahip çıkmamız gerekir
Rivayet edilir ki, vaktiyle Bursa’da bir hayır sahibi yaptırdığı çeşmenin kitabesine şu ibareyi yazdırır: “Herkese helal, Müslüman’a haram.” Bu yazıyı görenler kadıya koşar, adamı şikâyet ederler. Kadı, “Bunu neden yazdırdın?” diye sorunca adam, “Müsaade buyurun da bunu yaşayarak göstereyim.” der.
Önce bir sinagoga gidilir. Görevlinin haksız yere alınmasına cemaat itiraz eder. Sonra bir kiliseye gidilir. Aynı kararlılık orada da görülür. Ardından Bursa Ulu Camii’nin hatibine yönelinir. Rivayete göre ortalık sessizliğe bürünür. Adam kadıya döner ve der ki: “Gördünüz mü efendim? İşte onun için bu çeşmenin suyu herkese helal, Müslüman’a haram dedim.”
Bu kıssanın tarihî doğruluğundan bağımsız olarak vermek istediği mesaj üzerinde düşünmek gerekir: İnsan, kendi değerine sahip çıkmadığı zaman başkasından saygı bekleyemez.
Bugün üniversitelerde yaşanan bazı tartışmalar da benzer soruları gündeme getiriyor. Mezuniyet günü; emeğin, ilmin ve başarının kutlanacağı bir gün olması gerekirken, ideolojik hesaplaşmaların sahnesine dönüştürülüyor. Bir hukuk fakültesi mezuniyetinde bir öğrencinin, Kur’an-ı Kerim’deki “Emrolunduğun gibi dosdoğru ol.” ayetini pankart olarak taşıması tartışma konusu oluyor. Buna karşı gösterilen tepkiler, toplumun geniş kesimlerinde “Neden kendi inancını ifade etmek rahatsızlık sebebi oluyor?” sorusunu gündeme getiriyor.
Elbette herkes düşüncesini ifade etme hakkına sahiptir. Ancak aynı hak, inancını yaşayan, inancını ifade eden insanlar için de geçerlidir. Özgürlük, sadece belirli görüşlerin rahatça konuşabildiği bir alanın adı değildir. Gerçek özgürlük; herkesin, başkasının hakkını çiğnemeden kendi değerlerini ifade edebilmesidir.
Bugün yaşanan asıl problem, farklı düşüncelerin varlığı değil; çifte standarttır. Bir kesimin hassasiyeti dokunulmaz kabul edilirken, milyonların kutsalları söz konusu olduğunda aynı özen gösterilmiyorsa, burada adaletten bahsetmek zordur. Saygı tek taraflı olmaz. Demokrasi de yalnızca yüksek ses çıkaranın değil, sessiz çoğunluğun da hukukunu koruyabildiği ölçüde anlam kazanır.
Bu millet asırlardır farklı dinleri, farklı kültürleri ve farklı hayat tarzlarını aynı vatan toprağında yaşatmayı başarmıştır. Bunun sırrı, karşılıklı saygıdır. Ancak saygı isteyen, önce saygı göstermelidir. Hiç kimse, başkasının kutsalını aşağılayarak özgürlük mücadelesi verdiğini iddia edemez.
Kimse bu milletin sükûnetini korkaklık zannetmesin. Vakur duruş ile sessizlik aynı şey değildir. Gerektiğinde tarih boyunca istiklaline, bayrağına, ezanına ve mukaddesatına nasıl sahip çıktıysa, bugün de aynı kararlılığı gösterecek iradeye sahiptir.
Çünkü bu ülkenin gerçek gücü; birbirinin kutsalına tahammül eden insanlarında değil, kutsalına sahip çıkmayı şeref bilen evlatlarındadır. İnancına saygı isteyen bir millet, aynı saygıyı başkasına göstermeyi de bilir. Fakat hiçbir millet, kendi değerlerinin sürekli hedef alınmasına sonsuza kadar sessiz kalmaz.
“Herkese helal, Müslüman’a haram” sözü, bir taş kitabenin üzerinde kalmış eski bir cümle değil; çifte standarda karşı yükseltilmiş bir vicdan muhasebesidir. Asıl soru bugün de aynıdır: Aynı özgürlük, aynı saygı ve aynı hukuk herkes için geçerli midir?
Bize göre evet,onlara göre hayır.
Son söz olarak vatanına bayrağına kuşağına sahip çıkanlara bu memleketin ekmeği aşı helal olsun, aynı vatan içinde yaşayıp bayrağına kutsallarına saygı duymayanlara da haram olsun
Kalın sağlıcakla…
Hüseyin DENİZ
Araştırmacı ilahiyatçı yazar
Yorumlar
Kalan Karakter: