𝗞𝗨𝗥’𝗔𝗡’𝗜𝗡 𝗜̇𝗡𝗦̧𝗔 𝗘𝗧𝗧𝗜̇𝗚̆𝗜̇ İ𝗡𝗦𝗔𝗡 ŞEKLİ
𝗡𝗲𝗳𝘀 𝘃𝗲 𝗞𝗮𝗹𝗽: 𝗢̈𝗹𝗰̧𝘂̈𝗻𝘂̈𝗻 𝗕𝗲𝗹𝗶𝗿𝗹𝗲𝗻𝗺𝗲𝘀𝗶
Kur’an’a göre insanın en büyük savaşı dışarıda değil, kendi içinde başlar.
Bu savaşın iki kutbu vardır:
Nefs ve kalp.Nefs yönelir.
Kalp, ölçüyü kendisi üretmez;
bağlandığı ölçüye göre yön verir.
Ölçü yoksa doğruyu bulamaz.
Kalp anlamanın yeridir; fakat anlam, ölçü değildir.
İnsan, anladığını ölçü zannedebilir.
Çünkü insan hata yaptığını bilerek hareket etmez
yaptığını doğru zannederek hareket eder.
Bu yüzden kalp, kendisini aşan bir ölçüye bağlanmadıkça doğruyu garanti edemez.
Vahiy, bu ölçüdür,insanın kendisini aşan tek ölçü.
İnsan, yöneldiğiyle değil;
neyin onu yönlendirdiğiyle belirlenir.
Çünkü insan yaptığı şeyi değil, onu meşrulaştıran ölçüyü savunur.“𝗢𝗻𝗹𝗮𝗿, 𝘆𝗮𝗽𝘁ı𝗸𝗹𝗮𝗿ı𝗻ı 𝗴𝘂̈𝘇𝗲𝗹 𝘇𝗮𝗻𝗻𝗲𝗱𝗲𝗻 𝗸𝗶𝗺𝘀𝗲𝗹𝗲𝗿𝗱𝗶𝗿.” (Kehf, 104
İnsan yanlış yaptığı için sapmaz;
yanlışını doğru zannettiği için sapar.
Nefs, sadece kötülüğe çağıran bir eğilim değildir.
O, yalnızca yönelmez;
yöneldiğini haklı da gösterir.“𝗛𝗲𝗿 𝗻𝗲𝗳𝗶𝘀, 𝗸𝗮𝘇𝗮𝗻𝗱ı𝗴̆ı𝗻𝗮 𝗸𝗮𝗿𝘀̧ı𝗹ı𝗸 𝗯𝗶𝗿 𝗿𝗲𝗵𝗶𝗻𝗱𝗶𝗿.” (Müddessir, 38) Sorun, nefsin varlığı değil; ölçüsüz kalmasıdır.
Bu yüzden Kur’an, nefsi bastırmayı değil;
tezkiye etmeyi emreder.“𝗡𝗲𝗳𝘀𝗶𝗻𝗶 𝗮𝗿ı𝗻𝗱ı𝗿𝗮𝗻 𝗸𝘂𝗿𝘁𝘂𝗹𝗺𝘂𝘀̧𝘁𝘂𝗿;
𝗼𝗻𝘂 𝗸𝗶𝗿𝗹𝗲𝘁𝗲𝗻 𝗶𝘀𝗲 𝘇𝗶𝘆𝗮𝗻𝗮 𝘂𝗴̆𝗿𝗮𝗺ı𝘀̧𝘁ı𝗿.” (Şems, 9–10)
Nefs, yönelen ve tercih eden yapıdır.
Ölçüsüz kaldığında savrulmaz —
savruluşunu bir ilkeye dönüştürür
Kalp, Kur’an’da duyguların değil;
anlamanın ve kararın merkezidir.
“𝗢𝗻𝗹𝗮𝗿ı𝗻 𝗸𝗮𝗹𝗽𝗹𝗲𝗿𝗶 𝘃𝗮𝗿𝗱ı𝗿 𝗮𝗺𝗮 𝗼𝗻𝘂𝗻𝗹𝗮 𝗮𝗻𝗹𝗮𝗺𝗮𝘇𝗹𝗮𝗿.” (A‘râf, 179)
Kalp bir anda körleşmez;
yanlış ölçüye göre yapılan tercihler onu biraz daha işlevsizleştirir.Kalp işlevini yitirdiğinde,insan hareket eder ama yönü kalmaz.
Yön olmadığında hareket anlam üretmez.
Kalp, vahiy ile hizalandığında
nefs ölçüye göre yönlenir
ve hakikate isabet eder.
Vahiy devre dışı kaldığında ise,
nefs kendi eğilimini ölçü yerine koyar ve böylece ölçü dışarıdan alınmaz;
herkes kendi eğilimini doğru ilan eder
İnsan bu iç dengeyi kaybettiğinde,
yaptığı her şey ölçüsüzleşir
ve bu yüzden bozulur.Zulüm ve kibir,ölçüsüzlüğün dışa vurumudur.
“Kalp vahiyden,
nefs ölçüden kopunca,
fıtratın sesi kısılır.
Kur’an, kalbi işlevsizleşmiş insanı eleştirir.Kalbin körelmesi,
tekrar eden tercihlerle derinleşir.
Bir noktadan sonra insan,
duyamadığı için değil;
duymak istemediği için uzaklaşır.
Nefs, bağlı olduğu ölçüye göre hareket eder.
Ölçü kaybolduğunda hareket artar;fakat anlam ortadan kalkar.
Hareket, ölçü olmadan değer üretmez sadece tekrar üretir.
Kalp, ölçüyü kaybettiği için sapar.İşte zikir, bu kaybın tersine çevrilmesidir.
Zikir, sadece hatırlamak değil;
ölçünün yeniden belirleyici hale gelmesidir.
Sorun bilgisizlik değil,bilinenin belirleyici olmamasıdır.
Zikir, kalbi yeniden vahye bağlar.
Sorun, vahyin yokluğu değil;
insanın ondan yüz çevirmesidir.
Ölçü kaybolmaz,insan onu terk eder.
Bu iç denge kurulmadan, davranış değişmez.İç denge süreklilik olmadan korunamaz.
Bu yüzden Kur’an, bu bağı süreklilik haline getiren bir düzen kurar:
Kur’an, insanı dışarıdan zorlayarak değil;
içeride ölçüyü kurarak eğitir.
Kalp, bağlandığı ölçüye göre yön verir;
nefs o ölçüye göre hareket eder.
Bu yüzden Kur’an’ın dili,
sadece buyuran değil;
insanı bağlandığı ölçüyle yüzleştiren bir dildir.
Ölçü zorla değil, tercihle belirleyici olur.
Rabbim yolumuzu Kur’andan ve İslam’dan ayırmasın
Allah ahir ve akibetlerilerimizi hayr eylesin
Araştırmacı ve ilahiyatçı yazar Hüseyin DENİZ
Yorumlar
Kalan Karakter: