ADIM ADIM HEDEFE GİDİYORLAR
Necdet TOPÇUOĞLU

Necdet TOPÇUOĞLU

ŞİMAL YILDIZI

ADIM ADIM HEDEFE GİDİYORLAR

02 Mayıs 2022 - 14:34


Necdet Topçuoğlu

İktidar ve paydaşları, yönetime geldikleri 2002 yılından bu yana, tek bir amaca hizmet ettiler ve tek hedefe kilitlendiler. Amaçları Türkiye’de bir İslam Cumhuriyeti kurmaktı. İlk yıllarda çalışmalarını sessiz ve derinden yürüttüler. Muhalefetteyken de aynı yöntemi kullanmışlardı. Siyasal İslamcı ideolojiyle birlikte, Atatürk ve laiklik düşmanlığını topluma yavaş yavaş, fazla dikkat çekmeden, göze batmadan aşılama yolunu seçtiler. Bunda da kısmen başarılı olduklarını söylemek mümkündür.

Bu yönteme “Takıyye Yöntemi” denilmektedir. Dinci tüccarları asıl amaçlarını gözlerden uzak tutabilmek için bu yola başvurmuşlardır. Onlara göre, yalan söylemek de dahil olmak üzere nihai hedefe varıncaya kadar, yani sonuca ulaşıncaya kadar, her yöntem, her yol mubahtır. Fetullah Gülen bir söyleşisinde takıyye konusundaki görüşlerini şöyle belirtmiştir. “Taktik ve stratejiler söylenmez. Söylendiği takdirde onun bir taktik olma özelliği ortadan kalkar. Stratejiler sadece tatbik edilir.” Demiştir. Onlar da sadece tatbik etmişlerdir. Hep dinden, namazdan, niyazdan, oruçtan söz etmişler, Cennet ve Cehennemi anlatmışlardır. Ancak perde gerisinde asıl amaçlarına ulaşmak için çalışmışlardır.

Yoksullara iş imkânları, geçim kaynağı yaratacakları yerde sadaka vermişlerdir. İnsanların hayata tutunmalarını, yaşamlarını sürdürmelerini sadaka ile sağlamayı tercih etmişlerdir. Bunlara karşılık sizi ben doyuruyorum neden nankörlük ediyorsunuz demekten geri durmamışlardır. Fabrikaları, üretim araçlarını ve üretim alanlarını satarak insanları işsizliğe, yoksulluğa bilerek ve isteyerek mahkûm etmişlerdir. Böylece adeta bir Sadaka ekonomisi kurmuşlardır. Her şeyi özelleştirdiler, sattılar, savdılar. Ülkede yeni bir siyasal İslamcı yandaş grubunun filizlenmesini, yeşermesini, büyümesini sağladılar. Deprem toplanma alanlarını bile AVM’lere verdiler. Döviz kuru manüplasyonları ile müthiş bir servet transferi gerçekleştirdiler.

Eğitimi imam hatipleştirdiler, bütün okullar müfredat olarak adı konulmamış imam hatip okulları oldu. Her kurumu tarikat ve cemaat müritleri ile doldurdular. Milli değerleri gözden düşürmek, itibarsızlaştırmak, onu basit bir konu, bir olgu niteliğine büründürmek için ellerinden gelen her şeyi yaptılar. Hedef, Cumhuriyet rejiminin, Atatürk ilkelerinin, Atatürk’ün kişiliğine verilen önemin, değerin, Atatürk’e duyulan sevginin sindire sindire, yok edilmesi, şeriatçı düzene kavgasız, gürültüsüz geçilmesiydi. Bu güne kadar, laiklik, Türk, Türklük, milliyetçilik, Cumhuriyet, Atatürk gibi sözcükleri ağızlarına dahi almadılar. Çünkü şeriat devletinde bu kavramların yeri yoktur. Bunların yerine, “Ümmet, taba, kul, tarikat, cemaat, şeyh, molla gibi sözcükler tercih edilmiştir. Bütün bunlar yapılırken Türk Milliyetçiliği iddiasında olanlar seyretmekle kalmamışlar, adeta destek olmuşlardır. Esas üzücü olan da budur.

İslam Cumhuriyetine giden yolda şimdi yeni bir uygulamaya geçtikleri anlaşılmaktadır. “Türkiye’yi, Araplaştırmak” istemektedirler. Hatırlarsanız bir zamanlar, yetkililer, suça bulaşmadıkları takdirde, Mısır’daki “Müslüman Kardeşler” örgütünün üyelerini Türkiye’ye kabul edeceklerini söylemişlerdir. “Mültecilere yardım, destek ve arka çıkma” görüntüsü adı altında Türkiye’yi Suriyeli, Afgan, Iraklı harp kaçkınları ile doldurdular. Bu düzensiz göç halen devam etmektedir. Hatta Sayın Bahçeli, ‘’Düzensiz göç, adı konulmamış bir istiladır’’ demek zorunda kalmıştır. Bunu söylemek çözüm değildir. Bunlar olurken siz ne yapıyorsunuz, önemli olan budur.

Bir yandan karşıt ifadeler kullanılırken, öte yandan desteğin sürdürülmesi anlaşılır gibi değildir. Basına yansıyan Sayıştay raporlarına göre, Aile Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı, engelli olmadığı halde her ay 62 bin kişiye engelli bakım aylığı, veri sisteminde kaydı olmadığı halde 138 bin kişiye de engelli aylığı bağlamış görünmektedir. Bu uygulamalar yolsuzluk olmanın ötesinde suçtur. Göçmen nüfus, bazı bölgelerimizde yurttaş olanlardan daha fazla sayıya ulaşmıştır. Maalesef bu durumun yönetim tarafından desteklendiği görülmektedir. Belki gidenler geri dönmezler diye, bayram ziyareti için ülkelerine gitmelerine izin verilmeyeceği, en yetkili ağızlar tarafından ifade edilmiştir. Allah aşkına bu ne haldir, bilenler açıklasınlar.

Bütün bu uygulamalar bize, Büyük Ortadoğu Projesi’nin tıkır tıkır işlediğini göstermektedir. Amaç, Türkiye’deki yaşayanları İslamlaştırmak, Araplaştırmak, cahilleştirmek, kolayca güdülebilecek bir toplum haline dönüştürmektir. Emperyalizmin bir “Yeşil kuşak” oluşturarak Ortadoğu’ya hâkim olmak gibi bir hedefinin olduğu öteden beri bilinmektedir. Daha açıkçası Türkiye’nin demografik ve kültürel yapısı değiştirilmek istenmektedir. Bu durum Türkiye için, orta vadede bir beka sorunu oluşturma potansiyeli taşımaktadır. Suriye’den ülkemize göç edenler bombalandıkları için kaçmamışlar, kaçmaları için bombalanmışlardır. Köklü tedbirler alınmadığı takdirde gelecek günlerin hiç de parlak olmayacağı açıkça görülmektedir. Bu olup bitenlerin İngiliz istihbaratı M16’nın yazdığı rapordakilerden ne farkı vardır?

2016-17 öğrenim yılından itibaren 2. sınıftan başlayarak okullara zorunlu Arapça dersi konulmuştur. Yani işe dilden başlanmıştır. Şu anda ülkemizde bazı kaynaklara göre 8 milyon, bazılarına göre çoğunluğu Suriyeli olmak üzere, 10 milyon mülteci yaşamaktadır. Bu kadar mülteciyi Türkiye’nin daha uzun süre taşıyabilmesi mümkün değildir. Yaşadığımız ekonomik sıkıntılarda bu ağır yükün payı olmadığını söylemek mümkünmüdür. Gelecekte PKK gibi bu mültecilerin de silahlanıp, ülkemizden özerklik, bağımsızlık, toprak istemeyeceklerini nereden garanti edebiliriz. Korkulu rüya görmektense hiç uyumamak daha iyidir derler. Atatürk önderliğinde bir Kurtuluş Savaşı yaşayan Türkiye’nin, bu tuzakları görecek ve karşı tedbirleri alabilecek imkan ve kabiliyeti bulunmaktadır. Uyumayacaksın kardeşim, aklını kullanacaksın. Aklını kullanmazsan bölünüp parçalanıp yok olursun, bizden söylemesi.