KÖHNE TEKNEYİ DEĞİL BAYRAĞIMIZI SORMUŞTUM
Necdet TOPÇUOĞLU

Necdet TOPÇUOĞLU

ŞİMAL YILDIZI

KÖHNE TEKNEYİ DEĞİL BAYRAĞIMIZI SORMUŞTUM

21 Eylül 2020 - 00:03

1983-1988 yılları arasında, 5 yıl süreyle Tarım Orman ve Köyişleri Bakanlığının, Parlamento İle İlişkiler Danışmanlığı görevini yürütmüştüm. Memuriyet hayatımın en hareketli yılları olduğunu söyleyebilirim. Görevin kapsamı; Bakanlığa yöneltilen sözlü ve yazılı soruların cevaplarını hazırlamak, Sayın Bakanın Meclis konuşmalarının dokümanlarını toplamak, Meclis Komisyonları ve Genel Kurul çalışmalarını takip etmek, Milletvekilleri ile Bakanlık arasındaki koordinasyonu sağlamaktı. Ayrıca Meclisle ilgili adresi belli olmayan işlerde bana veriliyordu.
 
          12 Eylül darbesinden sora oluşan Meclis de Milletvekili olarak deneyimsiz ve renkli simalar vardı. Özellikle Anavatan Partisi Grubunda Özel Sektör ve bürokrasiden gelen çok sayıda genç Milletvekili bulunuyordu. O dönem TBMM Emniyet Müdürü olan Sayın Alican Bayraktar, darbe öncesindeki Meclisin kurallarına alıştığı için, yeni Milletvekillerinin teamül dışı davranışlarından şikayetçiydi. Meclis geleneklerine göre Bakanların yakın korumalarının kulislere girmesi yasaktı. Ancak, çoğu genç olan Devlet Bakanları kulislerde korumaları ile yakın arkadaş gibi dolaşıyorlardı. Halbuki bakanlar Meclise girdikten sonra güvenliklerinden, Meclis Emniyet Müdürlüğü sorumluydu.
 
          Anavatan Partisi’nin, Sayın Mesut Yılmaz başta olmak üzere bazı Bakanları, askeri vesayet sistemine karşı çıkan konuşmalar yaptıkları zaman Meclis karışıyordu. Esasen bu konuşmalar dokundurma mahiyetinde yumuşak konuşmalardı. Buna rağmen Halkçı Parti ve MDP Milletvekilleri masa kapaklarına vurarak protesto ediyorlardı. Anavatan Partisi geleneksel soğuk siyasetin dışına çıkarak açılımlar yapmak istiyordu. Ancak Rahmetli Özal gibi karizmatik bir lider dahi engelleri aşmakta zorlanıyordu. Her yapılana doğru demek mümkün değildir ama, başta emeklilik olmak üzere dengeleri yerine oturtan kararları mükemmeldi. Bu dengeler rahmetli Süleyman Demirel döneminde tekrar bozulmuştur.
 
          1974 Kıbrıs Harekatı sonrasında Yunanistan NATO’nun askeri kanadından ayrılmıştı. Ayrıldığına bin pişman olmuş ancak iş işten geçmişti. Tekrar geri dönmesi Türkiye’nin olumlu oy vermesine bağlıydı. O yıllarda NATO’nun Avrupa’daki Başkomutanı olan General Rogers, Kenan Evren’i ziyaret ederek, siz Yunanistan’ın NATO’ya geri dönmesine olumlu oy verirseniz, bende Yunanistan’ı sizin Avrupa Ekonomik Topluluğuna girmeniz için olumlu oy vermeye ikna ederim demişti. Kenan Evren’in buna inanmış olması, Türkiye’nin hata yapmasına sebep olmuştur. Türkiye Yunanistan’ın NATO’nun askeri kanadına geri dönmesi için olumlu oy kullanmıştır. Bilindiği gibi, halen Avrupa Birliği’ne girememiştir. Türk siyasetindeki kandırılma olayı o tarihlerde bile vardı.
 
          Yunanistan, Türkiye’nin hatası sebebiyle NATO’nun askeri kanadına döndükten sonra, Ege Denizinde Türkiye’ye karşı düşmanca hareketlerini hızlandırmıştır. Uluslararası anlaşmalara aykırı olarak adaları silahlandırmaya başlamıştır. Yunanistan’ın her zaman yaptığı bu şımarık tavırlara Sayın Turgut Özal Hükumetinin yeterince karşı çıkmaması Yunan tarafını cesaretlendirmiştir. Askeri ve yük gemilerimiz taciz ediliyordu. Gerginlik çatışma noktasına kadar tırmanıyordu. Rahmetli Turgut Özal, iki ülke arasındaki sorunların çözümü için ticaretin artırılması gerektiğini savunuyordu. Buna rağmen yunan tarafı çözüme yaklaşmıyor, sorunlar tırmanarak artıyordu.
 
          Bu nedenle, o dönemde Ana Muhalefet Partisi olan Halkçı Parti, Mecliste Genel Görüşme açılması için önerge vermişti. Meclis Genel kurulunda yapılan görüşmelerde Dışişleri Bakanı Sayın Vahit Halefoğlu, Ana Muhalefet Partisi’ni eleştirerek, dışarıya karşı Aziz Atatürk’ün dış politikası tartışılıyormu kuşkuları uyandırıyorsunuz demişti. O zamanın Meclisinde bulunan Milletvekilleri, ya yoklama, ya da önemli bir konuşma olursa sigaralarını kulis girişinde söndürüp, Genel Kurul Salonuna koşarlardı. Oradaki Kavaslara telaşın neden olduğunu sordum. Halkçı Parti Sivas Milletvekili Sayın Mustafa Palaoğlu konuşacak dediler. Bende hızlıca Bürokrat Locasına gittim.
 
          Genel Kurul Salonu ve Dinleyici Locaları tamamen doluydu. Mecliste çıt çıkmıyordu. Bütün Meclis dikkatle siyaset bilimi doktorası yapmış olan Sayın Mustafa Kemal Palaoğlu’nu dinliyordu. Usta politikacı müthiş bir konuşma çıkarıyordu. ‘’Biz Atatürk’ün dış politikasını tartışmaya açmıyoruz, adaların silahlandırılması konusunda neden anlaşmalardan doğan haklarımızı koru muyorsunuz diye soruyoruz. Askeri ve ticaret gemilerimizin taciz edilmesine neden gereken tepkiyi göstermiyorsunuz’’ diyoruz. Buna karşılık Dışişleri Bakanı Sayın Halefoğlu bize o adalarda su yok, keçi bile otlamıyor, ulaşım zorluğu var gibi diplomatlığına yakıştıramadığım sebepler ileri sürmektedir.
 
          Yüce Meclisin Sayın Vekilleri, iç ve dış politika bir bütündür. Gazi meclisimizin geleneğinde, Dışişleri Bakanları karşısında okyanuslar gibi kabaran Meclisler vardır. O Meclisler karşısında «Yapmayın, etmeyin üç günden beri buradayım ve ayaktayım, sorularınıza cevap veriyorum, bitap düştüm» diyen Dışişleri Bakanları vardır. O geleneğin içinde; «Bizi, dinleyici durumuna indiremezsiniz» diyen Meclisler vardır, diyerek konuşmasını sürdürüyordu.
 
          O geleneğin içinde; 107 yıl önceki hukuka rağmen, «Fiilen dış politika konuları da millet meseleleridir, biz de milletin temsilcileriyiz. Fiilen el koyuyoruz» diyen Meclisler vardır. Fiilen el koymuşlardır ve manidar rastlantılarla 1877 yılında Heyet-i Mebusan’da dış meselelerin konuşulması bir «Gemi olayı» ile başlamış, «Büyük Hun» adlı gemimizi anarak. 93 Savaşında, Karadeniz'de Mersin vapurumuz batırılmış, Aydın Vekili Yenişehirlizade Ahmet Efendi soru sormuş, Bahriye Nazırı cevap veriyor: «Esasen o tekne biraz köhne idi» diyor. Vekilin cevabı tok, vakur ve hemen hemen şöyledir: «Ben tekneyi değil, Bayrağımızı sormuştum.» diyor.
 
          Geleneğinde millet adına sorunlara el koyma gücüne sahip olan Meclisimize, bu gün adeta el konulmuş durumdadır. Bütün yetkileri elinden alınmış, dinleyici durumuna indirilmiştir. Meclisin, Ege Denizinde adaların anlaşmalara aykırı olarak silahlandırılmasına karşı, soruna el koymasını beklerim. Geçmişte Milli İradenin mabedi olan Yüce meclisin, Millet adına yeniden ‘’köhne tekneyi değil, bayrağımızı soran’’ Meclis olmasını dilerim.
 
 

  • Reklam
Reklam