ŞEKERİN TADI YOK
Necdet TOPÇUOĞLU

Necdet TOPÇUOĞLU

ŞİMAL YILDIZI

ŞEKERİN TADI YOK

04 Haziran 2022 - 16:14


 
Necdet Topçuoğlu
 
          Geçtiğimiz yıl çok sevdiğim hocalarımdan birisi olan Prof. Dr. Erkan Rehber vefat etmiştir. Uludağ Üniversitesinden emekli olduktan sora Bursa da yaşamını sürdürüyordu. Korona döneminde beni aradı. Yazılarını hiç atlamadan takip ediyorum, sakın yazmayı bırakma. Bir hocan olarak bunu senden özellikle istiyorum demişti. Kalemi güçlü ve aynı zamanda şiir ve edebiyata önem veren bir hocamdan bunları duymak beni mutlu etmişti. Senden bir isteğim var, ‘’Şekerin Tadı Yok’’ başlıklı bir makale yazarsan çok memnun olurum demişti. Vefatından önce yazamadığım içi çok üzgünüm. Bu makaleyi Saygıdeğer Hocamın ruhuna ithaf ediyorum. Mekanı cennet olsun.
 
Çeşitli haber kaynaklarında şeker fabrikalarının tamamen satıldığına dair doğru olmayan bilgiler dolaşmaktadır. Halen Şeker Şirketi’nin elinde 15 adet şeker fabrikası bulunmaktadır. Fabrikalar özelleştirme sürecinde bulunduğundan, çözümü sürekli ertelenen sorunlar, içinden çıkılması zor bir hal almıştır. Halbuki bu gün yaşananlar, geçmişte yapılan yanlışlıkların bedelinin ödenmesidir. Bu konuyu anlayabilmek için öncelikle şeker pancarının iyi bilinmesi gerekmektedir. Şeker pancarı denilince akla iki özelliği gelmektedir. Birincisi münavebe bitkisidir. İkincisi yayla bitkisidir.
 
Şeker pancarında şeker yaprakta oluşur, sonra kök de depolanır. Şekerin oluşması için önce sağlıklı bir yaprak, sonra düzenli bir güneş ışığı olması gerekmektedir. Gündüz yaprak da oluşan şeker gece kök de depo edilmektedir. Bunun için havanın gündüz sıcak, gece serin olması gerekmektedir. Serin havada pancarın solunumu azaldığı için şeker harcanmaz ve depo edilir. Yayla kesimlerinde gece ve gündüz sıcaklık farkı yüksek olduğundan, bu araziler pancar yetiştirmek için çok idealdir.
 

          Pancardaki şekerin ölçüsü, polar şeker varlığıdır. Bu ölçünün Türkiye ortalaması %16’dır. Fiyatlandırma bu değer esas alınarak yapılmaktadır. Söz konusu değerin altında kalan her polar yüzdesi için düşük, üstündeki her polar yüzdesi için ise yüksek fiyat ödenmektedir. Türkiye geneline bakıldığında ılıman bölgelerde şeker pancarı, gece gündüz solunum yaptığı için şeker tutmamaktadır. Bu nedenle polar şeker varlığı düşük olmaktadır. Yayla kesimlerinde ise gece gündüz sıcaklık farkı yüksek olduğundan, polar şeker varlığı yüksek olmaktadır.
 
           Bu bilimsel açıklamalar bize göstermektedir ki, Kamu veya Özel Sektör farkı gözetmeksizin, ekonomik ve verimli bir şeker pancarı üretimi yapabilmek için, pancar ekimlerinin sulanabilen yayla kesimlerinde yapılması, fabrikalarında bu bölgelere kaydırılması gerekmektedir. Halbuki halen var olan fabrikalardan Çarşamba, Alpullu, Susurluk, Kastamonu, Elazığ, Uşak Şeker Fabrikaları ılıman bölgelerde kuruldukları ve pancarın polar şeker varlığı düşük olduğu için verimli çalışma imkanları bulunmamaktadır. Bu fabrikaların şeker üretiminden ziyade küspeye çalıştıkları görülmektedir.
 
Doğu bölgelerinde bulunan Erzurum, Erzincan, Kars, Ağrı, Erciş Şeker Fabrikalarında ise mevsimin kısalığı sebebiyle pancar yeterince gelişemediğinden dekara verimler düşük olmaktadır. Bu nedenle söz konusu fabrikaların da verimli çalışabilme imkanları bulunmamaktadır. Demek oluyor ki bu fabrikaların da kuruluş yerleri isabetli seçilmemiştir. Bütün bu yanlışlıklar geçmişten bu güne aktarılan hatalardır. Bir bardağa herkes su damlatır, bardağı taşıran son damlayı kim damlatmış ise genellikle suç onun üstünde kalmaktadır.
 

          Diğer yandan Kamu elindeki fabrikaların tamamı düşük ve orta ölçekli işleme kapasitesine sahiptir. Verimliliği sınırlayan sebeplerin başında bu durum gelmektedir. Yıllardan beri kotalar devamlı artırıldığı halde fabrikaların işleme kapasiteleri hep aynı kalmıştır. Fabrika kapasiteleri arasında bir kıyaslama yapılacak olursa, kooperatif fabrikası olan Çumra Şeker Fabrikası günde 18500 ton pancar işlerken, Türkşekerin en büyük fabrikalarından birisi olan Ereğli Şeker Fabrikası günde 8600 ton pancar işleyebilmektedir.
 
           Dünyada şeker üretim kampanyaları 70-90 gün arasında tamamlanırken Türkiye’de 155 güne kadar çıkabilmektedir. Halbuki teknolojik veriler bize 110 günü aşan kampanyalarda verimli üretimden söz edilemeyeceğini göstermektedir. Bu gerçeklerin ışığında Özel Sektör ve Kamu fabrikaları arasında maliyetlerde Kamu aleyhine kilo başına yüksek farklar meydana gelmektedir. Söz konusu farklar Özel Sektör fabrikalarına kar olarak yansımaktadır. Rekabet olmayınca maliyetlerde ucuzlama söz konusu değildir.
 

          Halen Türkiye’de 18 adet özel sektör, 15 adet de Kamu olmak üzere toplam 33 adet şeker fabrikası bulunmaktadır. Bu fabrikalar yılda 2,5 milyon ton kristal toz şeker üretmektedirler. Bu miktarın 1.600 bin tonu Özel Sektör, 900-1.100 bin tonu da Kamu fabrikaları tarafından üretilmektedir. Kamunun ürettiği 1.073 bin ton şekeri maliyet farkı ile çarparsak, çok büyük rakamlar karşımıza çıkmaktadır. Kamu her yıl Özel Sektöre göre bu büyüklükteki israf ile üretimini gerçekleştirmektedir. Bu sürdürülebilir bir durum değildir. Şeker üretimi ya tamamen Özel Sektör, ya da Kamu Sektörü tarafından yapılmalıdır. Gelinen noktada Devletin şeker fabrikalarını tekrar kamulaştırması söz konusu olabilir mi, ben sanmıyorum. O halde tek çıkar yol, diğerlerinin de satılması kalmaktadır. Ben durum tespiti yapıyorum, bireysel tercihim fabrikaların kamulaştırılması yönündedir.
 
          Türkşekerin 5 milyar lirayı aşan bilanço zararı ve %36 pazar payı ile bu yükü ne kadar süre ile taşıyacağı bilinmemektedir. Biz zamanında ya tamamen satın, ya da hiç satmayın derken bu günleri görmüştük. Kamunun üretimi, geride kalan 15 fabrika ile sürdürülsün anlayışı, çözüm odaklı bir yaklaşım değil, sorun odaklı bir yaklaşımdır. Zira bu fabrikalar ile üretilecek şekerin kilo maliyeti gittikçe yükselecektir. Son dönemde kurlardaki aşırı yükselmeler sebebiyle artan üretim girdileri çiftçiyi perişan etmiştir. Sektör de meydana gelen dar boğazın aşılması için sakın ola Nişasta Bazlı Şeker (NBŞ) kotalarında bir artışa gidilmemelidir. Böyle bir uygulama insan sağlığı için bir cinayet olur.
 
 
Özelleştirme politikaları, Cumhuriyetin en köklü Kuruluşlarından olan Şeker Şirketini perişan etmiştir. Yıllardır bütün yanlışlıkları Devletin her kademesinde dile getirmemize rağmen, Kamu bürokrasisi, Siyaset Kurumunun yanlışlıklarına çanak tutmuştur. Nihayet 12 Kasım 2021 tarihinde yayımlanan Cumhurbaşkanlığı Kararı ile Türkşeker A.Ş, Tarım ve Orman Bakanlığının ilgili kuruluşu haline getirilmiştir. Doğru fakat çok geç kalınmış bir karardır. Yıllardır uygulanmakta olan yanlış politikalar sebebiyle sektör paramparça olmuştur. Bu kararlar ile sonuç alınması mümkün görülmemektedir.
 
Gelinen son noktada şeker piyasası çığırından çıkmış, şekerin tadı kaçmıştır. Özel Sektör kendi fiyatlarını uygularken, Türkşeker A.Ş zam beklemektedir. Yapılmadığı takdirde Şirketin tamamen çökme noktasına gelmesi söz konusudur. Özelleştirme İdaresi Başkanlığı müflis tüccar gibi, parası tükendikçe, Cumhuriyetin kurumlarını satmıştır. Satışlardan elde edilen gelirler, rasyonel yatırımlara harcanmamıştır. Kamu idaresinin en önemli sorunlarından birisi haline gelen, Özelleştirme idaresi Başkanlığı bir an önce kapatılmalıdır.
 
Ülke yönetiminde durumlar kötüye gittikçe çözüm, yöneticilerin değiştirilmesinde aranmaktadır. Halbuki kafaların içindeki düşünceler değişmedikçe dışarıdan yönetici transfer edilse bile sonuç alınması mümkün değildir. Bilgisiz insanlar genellikle kibirli olmaktadır. Halbuki kibir bele bağlanmış taş gibidir. Onunla ne yüzülür, ne de uçulur. Kibir ve kompleksi bir yana bırakarak, şeker sektöründe sorunların çözülmesi için ‘’Şeker Şurası’’ toplanması şarttır. Bu şurada bilgi ve tecrübe sahibi olan bütün kesimlerin görüşlerine başvurulmalı, oluşacak çözüm önerileri uygulamaya konulmalıdır. Şirkette sürekli yönetici değiştirmekle olumlu sonuç alınması mümkün değildir.