Reklam
Reklam

ATATÜRK’ün ANNESİNİ OYNAMAK İSTİYORDU

Bembeyaz bir çarşafın altında kendisiyle konuşuyordu. ’’Atatürk’ün annesi Zübeyde Hanım’ı oynamadan ölme sakın, söz mü?.’’ diye soruyor ve bu sorusunu yine kendi cevaplıyordu ’’Söz tamam ben ölmem de...beni öldürürseler n’olcak’’

ATATÜRK’ün ANNESİNİ OYNAMAK İSTİYORDU

Bembeyaz bir çarşafın altında kendisiyle konuşuyordu. ’’Atatürk’ün annesi Zübeyde Hanım’ı oynamadan ölme sakın, söz mü?.’’ diye soruyor ve bu sorusunu yine kendi cevaplıyordu ’’Söz tamam ben ölmem de...beni öldürürseler n’olcak’’

ATATÜRK’ün ANNESİNİ OYNAMAK İSTİYORDU
06 Haziran 2020 - 17:41



Yüzlerce filmde oynamıştı.
En şatafatlı günleri ve geceleri görmüştü.


Üstüne yıldızlar ve alkışlar yağmıştı.
Ödül törenleri
Kameralar
Alkışlar 
Kırmızı halılar
Şarap gibi baş döndüren zamanlar...
...

1921 de sinemaya adımını atmış ve kısa zamanda beyaz perdenin en çok aranılan karakter oyuncularından biri olmuştu. İzleyenler çoğu zaman ’’ Bu kadın oynuyor mu yoksa gerçekten bu kadar kötü biri mi?’’ diye soruyorlardı. 

Aslında o oynadığı ’’kötü kadın’’ rolleriyle bizim kötülüklerimizi kapatıyordu. Biz onu seyrettikçe, bizden daha kötü olan birine bakıp halimize şükrediyorduk. Kendimizi temizlemek ve aklamak için ona ve onun gibi ’’kötü insan’’ rollerini oynayanlara ihtiyacımız vardı. Neriman Köksal’a beddua ederken, Erol Taş’ın kafasını taşla yararken, aslında biz kendi vicdanımızı rahatlatıyorduk.  Ve bu yuvalar yıkan, binbir türlü entrikalar çeviren, kimseye acımayan, nefretle bakan ve kötülükte sınır tanımayan kadın da bize o kadar benziyordu ki, biz belki de bu benzerliğe, onun bize ayna olmasına çok kızıyorduk.

Film setlerinde bazen aç susuz, bazen uykusuz, yorgun,bitkin, kimi zaman parasız pulsuz...

Hasta olsa bile işinin başında.
Kar kış kıyamet o yine yollarda.
başka şehirler
başka kentler
başka köyler
başka insanlar
başka roller
fakat
başka yarın yoktu
ve
başka bir ömür kalmıyordu insana.

Yüzlerce filmden sonra, işte  huzurevindeydi. Sevenleri, hayranları, rol arkadaşları, dostları, sinema salonları, kameralar, alkışlar, bir galadan başka bir galaya, bir filmden başka bir filme derken, işte şimdi bir  huzurevindeydi. Yalnızlığı biliyordu ya, şimdi yapayalnızlığı da öğrenmekteydi.

Zayıflamıştı ve sürekli üşüyordu. 
Odasının penceresinden uzaklara bakıyor ve geçmeyeceğini bile bile, içinden “bu da geçer’’ diyordu.

Konuşacak kimsesi yoktu.
O bembeyaz bir çarşafın altında kendisiyle konuşuyordu. ’’Atatürk’ün annesi Zübeyde Hanım’ı oynamadan ölme sakın, söz mü?.’’ diye soruyor ve bu sorusunu yine kendi cevaplıyordu ’’söz ben ölmem de...Beni öldürürürlerse n’olcak’’

Dediği gibi de oldu. Ali’ye Rona 1996 yılında ’’kalp krizi’’ sebebiyle dünyaya veda etti. Ona sahip çıkmayarak, onu unutarak, onu daha ölmeden, huzurevinde 
Galiba biz hep en erken en çok sevdiklerimizi öldürdük.

Aliye Rona’nın kaldığı o’’Özel Sevgi Yuvası Huzurevi’’ydi
 

Reklam

YORUMLAR

  • 0 Yorum