Reklam
Reklam

Seyfettin ŞENEL : Gurbete Gidenlere Yapılan Üvey Evlat Muamelesi

SAYIN SEYFETTİN ŞENEL'DEN MUHTEŞEM BİR ANLATIM. ULUBEY/ORDU'YU ANLATIYOR.

Seyfettin ŞENEL : Gurbete Gidenlere Yapılan Üvey Evlat Muamelesi

SAYIN SEYFETTİN ŞENEL'DEN MUHTEŞEM BİR ANLATIM. ULUBEY/ORDU'YU ANLATIYOR.

Seyfettin ŞENEL : Gurbete Gidenlere Yapılan Üvey Evlat Muamelesi
11 Eylül 2020 - 01:09


1981 li yıllarda yine bir fındık sezonunda ayrıldığım Ulubey e 39 yıl aradan sonra ilk defa yine bir fındık sezonunda geldim.Tabiki bu zaman zarfında birkaç günlüğüne düğün veya cenaze sebebi ile gelmişliğim oldu.Bu memleketten evli olmama rağmen kendi düğün arefemde bile 1 hafta kalmamıştım.Bu sene nasip oldu. İlk defa tam onbeş gün kaldığım memleketimi biraz izleme demiyeyimde ,gözlemleme fırsatım oldu.Bu gözlemlerimi birkaç konu başlığı altında sizlerle paylaşmak istedim.
Sınır anlaşmazlığı
Bu konuların başında amele ,şimdiki güncel adı ile mevsimlik işçi sorunu vardı.Sağolsun geçen hafta Sayın Bülent Aksoy bu konuya çok uzun değindi.Bize yazacak pek bir şey kalmadı. Bu konuda sadece bir boşvermişliğe dikkat çekmek istiyorum.Özellikle doğu ve güneydoğudan gelen, ve yöresel işçilerden daha az paraya çalışmak zorunda kalan, amele simsarlarının elinde ve onların insafına terk edilmiş bulunan bu işçilerin; patpat,açık kamyonet veya traktörlerle maskesiz ve istif halinde fındık toplama yerlerine nakledildiğini gözlerimle gördüm.Bu olay her sabah ve akşam tekrarlanmaktadır. Konaklama yerlerindeki keşmekeşliği saymıyorum


Sınır anlaşmazlığı
Benim çocukluğumdada vardı. Şimdilerde almış başını gidiyor.Yaşları ne olursa olsun herkeste bir sınır anlaşmazlığı garezi var.Bu konuda komşuları veya akrabaları ile ters düşmeyen bizim ev dahil çok az insan vardır.
Tel kazıklarının yerini her sene değiştirerek komşusunun yerine kayanlarmı dersiniz.
Mevcut yollarda asfaltı sıfırlayarak her yıl köy yollarını daraltanlarmı dersiniz.O yollardan geçen arabalar fındık dallarını veya meyve ağaçlarını koparmadan geçemiyor..inanmayan ya arabasına yada yola doğru yatmış ağaçlara baksın
Kökü kendi yerinde dalları komşusunun yerinde bulunan mevyeli meyvesiz ağaçları büyüterek komşusunu canından bezdirenmi dersiniz.
Kendisi ürün almadığı gibi başkasınada ürün yetiştirme fırsatı vermeyenlermi.
Kestiği dalları topladığı taşları komşusunun yerine atanlarmı dersiniz.
Hatta evleri tam sınıra yapanlarmı dersiniz.Arkadaş ben emlak işi ile uğraşıyorum. İmar izni bulunan parsellerde bile yapı yaklaşma mesafesi var. Bu nedir ya?
Sınırlarını komşu parsellere zarar vermeyecek şekilde temiz tutan ve komşu ve kamu hakkına riayet edenlere selam olsun.

Memleket İzlenimleri-2
Harmandaki Fındık Kapıdaki Araba Kadar Değerin Var
Uzun yıllardır memleketi bu kadar gözlemleme şansım olmamıştı. Malum ortalık hastalık kaynıyor. Pandemi sebebi ile insanlar birbirine sokulamıyor veya gidip gelemiyor. Yinede fırsat bulunursa hemen mesoo başlıyor.
Eğer bu memleketli isen ağzınla kuş tutsan sülaleni ve aile büyüklerini aşamıyorsun.İnsanlar harmana serdiğin fındıkla ilgileniyor. Kaç ton varsa o kadar erkeksin. Malum fındık ayı erkek ayıdır. Altındaki araban kadar değerlisin. Ayağını yerden kesen değil önemli olan. Arabanın markası modeli birde fiyatı seni değerli kılıyor.
Eee ne yapalım şimdi? Senin bindiğin 150-200 bin liralık araba fındık çuvalı taşımaya,memleketten gelirkende turşu bidonu ,yufka ve valiz taşımaya yarıyor. İnanmıyorsan aç bağajı bak.Onlar kargo ile sen vip olarak seyahat etmiyorsun.
Birde maaş sorunu var. Ne gadar maaş alıyon diye. Sanane üstünü senmi tamamlayacaksın? Sasuk andır.
Sonuç olarak şunu söyleyebilirim.Gurbete ilk çıkanlar arkadan gelenlerin,yada büyük şehirde işi hastası veya misafirlik amacı ile bulunanların en büyük yardımcıları.Bu konuda hemşehri mağduru olan çok arkadaşım var.Ulaşamadıkları yerlerde değerli olan o insanlar memlekete gelince falancının oğlu,filancının torunu olmaktan öte gidemiyor.Bu durumun adını ne koyarsanız koyun Tabiki istisnalarıda var.Fakat aynı adamla memlekette karşılaştığın zamam seni görmezden gelmekte. Belkide ben çok alınganım.Göründüğü gibi olan ,olduğu gibi görünen insanlara selam olsun

Memleket İzlenimleri-3
Gurbete Gidenlere Yapılan Üvey Evlat Muamelesi
Bu sene fındık ayında onbeşgün kadar kaldığım memleketimin gurbetçiye bakışınıda gözlemleme fırsatım oldu.İlk zamanlarda memleketimizde ekmeğini mısırdan kazanan ve bir kısmıda yaylacılıkla geçinen aileler çoğaldıkça evlere sığmaz oldular.Tarlalar artık bölünemez,evlerde yapılan ilaveleri kaldıramaz olunca hemşehrilerime ekmeğini başka illerde arama yolu göründü. 1950 li yıllarda başta İstanbul Kocaeli Sakarya ve Samsun yöresine doğru yola memleketin insanı dönülmez bir yolculuğa çıktığının bilmiyorumki farkında olsun. Bu durumu 70 li yıllardan sonra Avrupadaki bazı ülkeler izledi. Bunların başında Almanya ,Fransa ,Avusturya,Belçika Hollanda İsviçre ve son 20 yıldada Japonya izledi. Memleket insanı buralara göçtü, göçtüde. Hep bir yanı Ordu da kaldı.Eksik kalan o taraf hiç tamamlanmadı.Hepimizin memleketlimizin adını duyunca burnumuzun direği sızlar. Bir acı gelir yüreğinizin bir köşesine çöreklenir. Çöreklenirde bir daha kalkmaz.Yapışır kalır.
Gerek çalışmak gerekse okumak için gurbete çıkan hemşehrilerimiz gittikleri yerlerde çok başarılı oldular. Kimileri iş insanı oldu,kimileri bürokraside üst kademelere geldi. Bazılarıda gittikleri yerlerin yerel yönetimlerinde söz sahibi oldular. Bu insanlar bulundukları memleketlerde yanlarına gelen Ordulu hemşehrilerine yeri geldi otel oldular.Yeri geldi iş ve aş verdiler.Yeri geldi aylarca onlarla hastahane kapılarında ağladılar düğünlerde cıppan çaldılar,karşılama oynadılar. Hele gurbettekiler senelik izinlerini ana baba veya kardeşlerinin düğünlerine gelmek veya fındıklarını toplamak için ayırdılar.Herkese ayrı hediyeler aldılar. Memlekete varınca ayıp olmasın diye kendilerine öpmeleri için uzatılan ve en son tuvaletten çıkarken yıkadığı ve yıkamaya fırsat bulamadığı , hayvanların altını temizleyen tezek kokan elleri tiksinmeden öptüler ,başlarına koydular.Yeri geldi cami okul araba köy otobüsü alımı gibi yardımlardaki ihtiyaçların tamamını karşıladılar.Yeri geldi büyükşehir olmak için el etek öpen siyasilerin isteğini kırmayarak nüfuslarını Orduya aldırdılar. Düğünlerde en iyi takıyı hediye olarak onlar takdı. Şehire inerken üstü başı mal boku olan amcamıda teyzemide aman yürümesin diye arabalarına onlar aldı. Gurbete gelen iş arayanlara, hasta yakınlarına,iş bulupta hemen ev bulamayanlara,yol parası bulamayanlara gurbetçiler evlerinin kapılarını açtıGurbete çıkanlar bu memleket için neler yapmadıki? Sermayesinin çoğunu kendi memleketine boca edip fabrikalar açan iş adamlarının önü yine kendi hemşehrileri tarafından kesildi.Özellikle İstanbul a gelipte memleketlileri ile bir organizasyon yapıp iş kurmak isteyen bir abimi çok uyardım. Aman abi hemşehri sevdasından vazgeç diye.Nitekim 2013 lü yıllarda kuzenimle onu büyük bir hemşehri tuzağından kurtardık. Kendisi bilir yada bilmez. Biz kimi kurtardığımızıda tuzağı kuranlarıda biliyoruz.
Gurbete gidenler gider gitmesinede ya geride kalanlar ne durumdadır?
Geride kalanlar kendisini terk edilmiş, yalnız ve çaresiz bırakılmış hisseder önceleri..Sonra yavaş yevaş gidenlerden boşalan yerleri doldurarak kendine bir yer edinir. Yıllarca gurbete gidenler dönmediği veya dönemediği veyahutta senede bir hafta ongün ancak gelebildiği için kalanlar tamamen yerleşir kalan topraklara. Bir müddet sonra kazanılmış hak olarak görür boşalan toprakları . Ben büyüttüm .der ben yaptım ,ben yetiştirdim der.Hiç bilmezki onun doldurduğu alanlar gidenin fedakarlık yapmak zorunda kaldığı için terk ettiği yerlerdir. Hepsini doyuramamıştır toprak.Bilmezki onu da doyuramayacaktır.
Yıllar sonra gurbetçi emekli olur. İsterki köy yerinde kimseden bir kısım fındık istemeyeceği bir dalı,başını sokacağı bir damı olsun.Yarın hak vaki olursa mezarıda hemen anasının babasının yanı olsun. Gurbet ellerde kalmasın. Bir tanıdıktan bir fatiha gelsin. Çoluk çocuk kökenlerini mezarlarını başka yerlerde aramasın.
Yaşiyorsa babasının anasının yada geride kalan kardeşinin kapısını çalar.İstisnalar hariç başına belayı satın alacağı an işte bu fikrini açtığı andır. İlk önce yengeler,amcalar halalar sonrada çocuklar karşı çıkar bu fikre. Çünkü onlara göre gurbete gidenler memleketten ayrıldıkları gün bir daha geri dönmeyeceklerine ve herhangi bir hak iddia etmeyeceklerine dair noterden muvafakatname vermişlerdir. Ben yukarda üvey evlat yazdım .Onlar için gurbettekiler bence gayrimeşru evlattırlar
Sonuç olarak şunu söyleyebilirim. Süt çiftliğine sağımlık inek alacaklarmış.Sözleşmeyi ineğin önüne koymuşlar. Sözleşmede şöyle bir madde varmış ………..sütünden veya gerekirse etinden diye… İnek buna itiraz etmiş. Ben demiş sadec süt için sizinle anlaşma imzalıyorum .Neden gerekirse etinden yazdınız? Canım demişler Sen yazılana bakma ihtiyaç olursa… demişler
Gurbetçiden her türlü yararlananların memlekete ziyaret veya ikamet amaçlı gelen yakınlarına yaptıkları kitaplara sığmaz.Ağlayarak baba ocağının kapısından ayrılan kız yada erkek evlatların acılarının her biri için birer roman yazılır. Mezarım dahi Ordu toprağına nasip olmasın diyen o kadar çok hemşehrim varki. Gurbet elde mezarına ellerimle koyduğum ve gözleri açık gidenleri saymıyorum.

Memleket İzlenimleri 4

Mirastan Mahrum Bırakılan Kız Çocukları
Memleket izlenimleri yazımın bu bölümünü aile mirasından mahrum edilen veya mirastan yararlandırılmak istemeyen kız çocuklarına ayırmak istedim.
Geçen haftaki yazılarımda bir çok konuya değinmiş önümüzdeki haftalarda ise miras konusuna değineceğimi yazmıştım.
.Bu yazıdan sonra bana beni eleştirenler olacaktır. Fakat bu eleştiriler yaşanan gerçeğin üstünü kapatamaz.
Türkiye cumhuriyeti kanunlarının uygulandığı ülkemiz insanları, her ne kadar (şeriatın kestiği parmak acımaz) desede…Durum pek öyle değildir.Sizlerinde bildiği gibi ölüm hak miras helaldir. Medeni hukukta miras bırakanın terekesi mirasçılar arasında kanunun emrettiği şekilde bölüşülür. Şeri hukukta ise erkeğe 2 kadına 1 şeklinde uygulanan bir hüküm vardırki bu ilgili ayetin yanlış yorumlanmasından olabilir.Bu konu tamamen ihtisas yapmış ilahiyatçıların işidir.
Memleketimizde baba evinden ayrılan kızların çoğu için baba evinden birşeyler alma dönemi evlendiği gün bitmiştir. Annesi babası onu yetiştirmiş okutmuş yada okutmamış olsa bile başgöz etmiştir. Yaşadıkları dönem içinde gelinlerine oğullarına öte var diyemeyen ebeveynler kız çocuklarına her türlü nazı yaparlar. Açıkça söylemek gerekirse tepe tepe kullanırlar. Zaten kocaya verirkende ya işi yada maaşı iyi birine yada zengine vermişlerdir. Kız kendini kurtarmıştır. Bir şeye ihtiyacı yoktur. Hatta bazı durumlarda miras bölünmesin veya topraklar yabancıya gitmesin diye aile içi evlilikler amca hala teyze çocukları arasında yakın abraba evlilikleri yapılmıştır. Sonuçları söylemeye gerek yok. Merak eden çevresine bakar.
Bizde annem babamla eniştem halamla evlidir..Akrabalık derecelerinin bir önemi yok.
Bir gün bir haber gelir babaocağından….

Feryat figan en yakında yerden en uzağa düşülür yollara. Bazen yaya ,bazen araba ile , bazende uçakla…Bitmek bilmez yollar..Hatta ölüm yolculuğuna çıkanları uğurlamaya gidenler bile bu yolda ölürler. Varırlar analarının yada babalarının baş ucuna,Kefenlendi ise tabutlar açtırılır. Son kez bir daha bakarlar ebeveynlerinin yüzüne… Kimbilir en son ne zaman canlı olarak gördükleri yüzler artık ifadesizdir. Sonra usulca kapatırlar kefenin ucunu yada tabutun kapağını…
Ağlamamak ayıptır. Bilmem bu sebeplemi kızlar daha çok ağlar cenazelerde…Doğarken ağlarlar,kınada ağlarlar,düğünde babaocağından ayrılırken ağlarlar.Kocadan eziyet görür ağlar,doğum yapar ağlar,çaresizlikten ağlar,sevinir yine ağlar.Bir daha göremeyeceği öpüp toprağını koklayacağı ebeveynlerin arkasından ağlar. Kızlar hep ağlar.
Cenaze defnedilir. Yöresel adetler uygulanmaya başlar .Kızlar yine ağlar. Sonra acılar dinmeye başlar Yaralar kabuk bağlar.Bir müddet sonra ana yada baba evinden kalanlar bölüşülmek istenir. Gerçekler ortaya çıkar. Anne yada baba tüm mal varlığın veya kendince önemli gördüğü mirasının büyük kısmını ı çok sevdiği birine yada birilerine ölmeden önce satış veya bağış yapmıştır. Geriye bölüşülecek acılardan başka bir şey kalmamıştır.Kız çocuğu o gün yetim kalmıştır. Geçmişte beş vakit namaza bir haç iki umre ekleyen ve Allahın yolunda olduğuna inanarak ahirete irtihal eden ebeveynler ve kolay kolay mezarları bir daha ziyaret edilmeyecek aziz hatıralarıyla kızlarını aldatmıştır. Geride ise üzgün aldatılmış ve bir ömür kullanılmış,bundan sonra baba bağından bir meyveyi bile izinsiz kullanamayacak, masum kız çocukları ile,durumdan oldukça memnun alemin en akıllısı mirasyediler kalır. Sonra onlarda kendilerinden öncekilerin yaptığı dini ve beşeri ritüelleri tamamlarlar. Taki beklenen vakte kadar..
Kız erkek ayırt etmeden adaleti gözeten veya gözetemeyen yada gözetmeyen büyüklerimize yaşarken sağlık sıhhat selamet,ahirete irtihal edenlere Allah tan rahmet dilerim.
Her daim adaletli davranan ebeveynlere selam saygı ve bu dünyadan göçtülerse rahmet dileklerimle...
Seyfettin Şenel

Reklam

YORUMLAR

  • 0 Yorum