Gâvur Devlet!
Abdulbaki ERDOĞMUŞ

Abdulbaki ERDOĞMUŞ

Abdulbaki ERDOĞMUŞ

Gâvur Devlet!

23 Ağustos 2020 - 13:36



“Gâvur” denince “kâfir” veya “dinsiz” algısına imkân vermemek için kelimenin halk dilindeki anlamına dikkat çekmek istiyorum. Daha çok “merhametsiz”, “acımasız”, “inatçı” ve “zalim” anlamlarında kullanılmaktadır. Geçit vermeyen Toros dağlarına “Gâvur Dağı” denildiği gibi..!
Tanzimat dönemine kadar Osmanlı’da Gayr-i Müslimler için kullanılmış olsa da, ayırımcılığa ve aşağılanmaya yol açtığı için daha sonra yasaklanmıştır. Ancak halk dilinde dini farklılığı belirtmek için değil, bazı insanlara ve yer isimlerine sıfat olarak eklenmiştir. “Gâvur Hacı!”, “Gâvur Hoca!”, “Gâvur Ağa!”, “Gâvur Ehmo!” gibi..!
Anlayacağınız hak-hukuk ihlal eden, yol kesen, zorluk çıkaran veya zorbalık yapan herkes için kullanılan bir terimdir. Öz bir ifadeyle Gâvur, adil olmayan, yani zalim olan demektir.! Müslüman veya gayri-i Müslüm, kurumsal veya grupsal olsun bütün zalimler için geçerli bir tanımdır. 
Kökeni itibariyle Farsça olan Gâvur sözcüğü, Türkiye’de olduğu gibi Balkan topluluklarında da “zalim” anlamında yaygın olarak kullanılmaktadır. Bu sözcüğe “Bulgarca’da Gyaur, Rumence’de Ghiaur, Sırpça’da ve Hırvatça’da Kaurin, Arnavutça’da ise Kaurr” denilmektedir.
Hangi coğrafyada olursa olsun, hak bilmez, hukuk tanımaz, her fırsat ve imkânda hak ve hukuku ihlal edenlerin, merhamet ve vicdan yoksunu insanların “zalim/gâvur” olarak tanımlanmaları zulme ve zalime duyulan nefretten dolayıdır. Bu bağlamda vicdan ve ahlak sahipleri için gâvurun, Müslüman veya Gayr-i Müslim olması, Türk veya Rum olması zulüm günahını hafifletmek için bir gerekçe olamaz.!
İnsanları, dinleri, inançları, etnik aidiyetleri farklı olduğu için “gâvur” tanımı ile aşağılamak insanlık değildir ancak zalimi ve zulmü aşağılamak vicdan merhamet ve ahlak sahibi herkesin insanlık görevidir.
Ne yazık ki vicdan, adalet ve ahlak yoksunu kesimler için yöntemler, araçlar ve amaçlar aynı olsa da, failler farklı olunca suçun da suçlunun da tanımı değişiyor! Esefle ifade etmeliyim ki, bugün egemen olan Müslüman çoğunluğun zihni ve anlayışı bu yöndedir. Müslüman ülkelerde iktidarların ceberut uygulamaları dahi onaylanmakta, yöneticilerin “Müslüman!” olmaları koşuluyla, otoriter ve jakoben siyasal sistemler meşru görülmektedir.
Türkiye örneğinde olduğu gibi, bu anlayışın öncülüğünü yapan din adamları, dini gruplar ve cemaat temsilcilerinin otoriter iktidar yandaşlığı artık tiksindirici boyutlara ulaşmıştır. Yakın geçmişe kadar “gâvur” olarak tanımladıkları devletlerin, geçmişten farklı olarak daha da zorba ve hukuk tanımaz bir sisteme dönüşmesine rağmen, sırf yönetenlerin “Müslümanlık” iddialarından dolayı “itaat edilmesi vacip” devletlere dönüşmesi ibret ve utanç vericidir.
Ülkemizde, Müslümanlık iddiasıyla iktidar olanlar, adaleti, adil olmayı, merhameti ve ahlaklı olmayı unuttular. Haksızlık, ayırımcılık artık siyasal sistem ve yasal güvencelerle yapılmaktadır. Vicdan ve adalet sahibi her Müslümanın, bu hazin tablodan büyük bir utanç duyduğu kesindir.!
Devletin varlık koşullarından olan siyasal egemenlik, yöneticilerin kimliğine bağlı olmaksızın, siyasal iktidar eliyle hukuka aykırı kullanıldığında, yasaların varlığı ancak zulme dayanak oluşturur. Bu durumda yönetimin hukuki meşruiyeti de sona erer ve artık devlet de gâvurlaşır!


Siyasal iktidarlar, “Adalet/Hukuk devleti” felsefesini içselleştirip uygulamadıkça meşru ve doğru bir devlet bilinci edinmemiz mümkün değildir. Gavurluğun karşıtı ‘Adalet’, gavurun karşıtı ise ‘Adil’ olduğuna göre yönetim ve yöneticileri ‘adalet ve adil’ veya ‘zulüm ve zalim’ olarak değerlendirmek durumundayız.! 
Müslümanlara yönelik katliam yapanlara “gavur” diyeceğiz, katliamı yapan Müslümanlar olunca katillere “gavur” demeyeceğiz.! Adaletimiz ve Müslümanlığımız bu mu? 
Sormazlar mı, nerede bu coğrafyanın Gayr-i Müslim unsurları? Rumlar, Museviler, Ermeniler, Ezidiler, Keldaniler ve bu coğrafyanın en kadim halkı Süryaniler...vs...? Hepsi kıyıma uğradı, malları, mülkleri, vakıfları ve dahi mezarlıkları yağma edildi. Peki, bunlar mı gâvur, bunlara zulüm edenler mi gâvur?
Hukukun üstünlüğüne dayalı sistem inşa eden Gayr-i Müslim yönetimleri ve yöneticilerini “Gâvur”, Hukuk tanımayan otoriter Müslüman yönetimlerini meşru, yöneticilerine de “ulu’l-Emir, halife, imam veya adil sultan” diyeceğiz, öyle mi? 
Filsitin’de, Afganistan’da, Irak ve diğer Müslüman ülkelerde İsrail, İngiltere, ABD, Rusya katliamlar yaptığında “gâvur”, Suriye, Irak, Yemen, Libya’da katliamlar yapan Müslüman devletler olunca “gavur” demeyeceğiz!
Orta Doğu’yu işgal edip şehirleri yakıp yıkan, yüz binlerce sivil-masum insanı katleden Küresel güçlere haklı olarak “gavur” diyeceğiz ancak Etfal ve Halepçe katliamlarını yapan Irak yönetimine, Şengal’de Ezidileri, Kobani’de Kürtleri katleden DAİŞ ve müttefiklerine “gâvur” diyemeyeceğiz! Öyle mi?
Böyle tanımladığımızda ‘hak ve adalet’ yerini bulacak mı? Tersine büyük bir haksızlık ve aymazlık yapmış olmayacak mıyız? Adaletsizlik, ayırımcılık ve yolsuzluklarda sınır tanımayan Müslüman yöneticilere “itaat etmeyi vacip”, hak-hukuk gözeten, kamu gücüyle mal-mülk edinmeyen Gayr-i Müslim yöneticilere “isyan etmeyi vacip” göreceğiz, öyle mi? Bu nasıl bir cehalet ve zavallılıktır?
Adaletsizliğe, hukuksuzluğa, haksızlığa, yani gâvurluğa itiraz etmezsek helak ve izmihlale maruz kalmamız kaçınılmaz hale gelebilir. Bu konuda bir mazeretimizin olabileceğini de düşünmüyorum.
Nobel Barış Ödüllü Elie Wiesel’in şu sözü hepimiz için bir uyarı niteliğindedir: "Adaletsizliği önleyecek gücümüzün olmadığı zamanlar olabilir ama; adaletsizliğe itiraz etmeyi beceremeyeceğimiz bir zaman asla olmamalıdır!."
Abdulbaki Erdoğmuş

  • Reklam

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Reklam