Yeni Siyaset İnşa Etmek Mümkün mü?
Reklam
Reklam
Abdulbaki ERDOĞMUŞ

Abdulbaki ERDOĞMUŞ

Abdulbaki ERDOĞMUŞ

Yeni Siyaset İnşa Etmek Mümkün mü?

04 Temmuz 2019 - 19:36


Yaklaşık 17 yıldır rakipleriyle seçim yarışını bir savaş, devlet malını ganimet, İktidarı kendilerinin mülkü, kendilerinden olmayanı Kâfir, karşısında duruş sergileyenleri hain olarak gören, kendisinden ayrı düşen ve farklı düşünen herkesi düşman sayan, demokrasiye, çoğulculuğa inanmayan bir zihniyetin sultası ile imtihan oluyoruz. Entelektüeller, edebiyatçılar, sanatçılar, sporcular, işçiler, işverenler, Din adamları, ilahiyatçılar, şeyhler, hoca efendiler ve milyonlarca yurttaş hiç bir sorgulama, muhasebe yapmadan 17 yıldır destek oldular..!

Nihayet Hesap Günü’nü hatırlatırcasına, adeta bir imtihan olarak İstanbul seçimleri bir hesaplaşma fırsatına dönüştü. Gaflete dalmış, heva ve hevesine yenilmiş İktidar şürekâsı ümeranın, ulemanın, hukemanın dünyalıklar içerisinde hesap gününü hatırlayacak ne fırsatı, görecek ne basireti kalmıştı. “Karnını doyurdukları açlar” dahi karşılarına dikilmişlerdi. Birkaç insaf ehlinin uyarısı, çığlığı duyulmamıştı bile…!

Esas itibariyle 23 Haziran İstanbul seçim sonuçları doğru analiz edildiğinde, bir ittifaka veya adayına destek olmaktan ziyade, güç zehirlenmesi içinde yozlaşmış, iktidar nimetiyle azgınlaşmış, ıslah iddiasıyla müfsid olmuş, makam-mevki- servet- para- kadın ile başı dönmüş, kamu malı üzerinden Karunlaşmış bir zümrenin tahakkümüne karşı halkın demokratik bir isyanıdır!

AK Parti’nin 23 Haziran İstanbul seçimlerinde aldığı ağır yenilgiden sonra, demokrasi taleplerinin Türkiye’nin geneline yayıldığı ve iktidara yönelik eleştirilerin arttığı ve toplumun cesaretlendiği açıkça gözlemlenmektedir. Kamplaştırılan, kutuplaştırılan bir halkın iktidara karşı toplumsal dayanışma ihtiyacı, giderek genel kabul görmektedir.
İstanbul seçmeni, Türkiye adına tek adam rejimine, haksızlığa, keyfiliğe, hukuksuzluğa, ayırımcılığa, yağma ve talana, hiçbir tartışamaya yer bırakmayacak netlikte tavır koymuştur. Kürtlerin özgürlüğe susamışlığı, Karadeniz’in dalgalarıyla gelen soğuk sularla buluşunca bütün düşmanlıklar bir tarafa bırakılarak barışa doğru sel olup akmıştır.

AK Parti artık milletin vicdanında değil ancak cüzdanında kendisine yer bulmaktadır. Değerlerini yitirmiş, ahlak olarak çökmüş, toplum vicdanından kopmuş, itibar ve güveni kaybetmiş bir siyasi iktidarın düşüşünü, parçalanmasını, dağılmasını önlemek mümkün değildir, olmayacaktır da..!

Süreç uzayabilir, pansuman önlemlerle yaranın üzeri bir süreliğine kapatılabilir ancak cerrahi operasyon zorunluluğu olan hiçbir yara pansuman tedbirlerle iyileşmez..! Halkına yanlış yapanların akıbetleri hüsran ve itibarsızlıktır!

İçerde kutuplaşma, çatışma, dışarıda ise gerilim ve savaş dışında iktidar şansı kalmayan mevcut yönetimin, yeni kriz ve kaos senaryolarına odaklanması kaçınılmazdır. Bu oyunu bozma sorumluluğu ise artık siyaset aklının ve siyasetçilerindir. Bunun için de herkesin ve her kesimden siyaset yapan insanların kimlikleriyle güvende olacakları bir siyaset iklimine ve yeni bir parti limanına ihtiyaç vardır.

Ne yazık ki, Erdoğan sonrası aynı gelenek üzerinden siyasetin yeniden ihya edilebileceğini sananlar var, hatta bunun için harekete geçenler dahi vardır. Oysa çöken sadece Erdoğan efsanesi değil, top yekûn bir ideoloji ve bir siyaset anlayışıdır. Kısa vadede bu enkazda hiçbir yapı hayat bulmaz.!

AK Parti içinde siyaset yapanlar, Türkiye’nin bugünkü olumsuz tablosunda bir şekilde katkısı olanlar için, Türkiye’nin mevcut ekonomik durumu, tek adamlığı, Erdoğan’ın tutum, davranış, dil ve üslubunu eleştirmek yeterli değildir. Erdoğan’ın zihniyetini, dünya görüşünü, demokrasi ve hukuk anlayışını, din-siyaset ilişkisini, eğitim, yönetim ve siyaset modelini eleştirmeden ve yıllarca birlikte olmaktan pişmanlık duymadan, kendileriyle yüzleşmeden demokratik siyaset inşa etmeleri mümkün değildir.

Demokrasiyi, hukuk devletini, birlik ve beraberliği savunmak da yetmez. Neredeyse bütün partiler aynı iddiayı seslendirmektedir. Demokrasi ve hukuk devleti inşası için öncelikle çoğulcu, özgürlükçü, haklar temelli evrensel ilkelere inanmış insanların ortak bir programla oluşturdukları bir siyasal hareket/oluşum ve parti gerekir. Etnik, dini, mezhep ve inanç gibi meseleleri benimsemeyen, farklı olanları haklarıyla eşit vatandaş görmeyen bir partinin “İleri Demokrasi Partisi” olması söz konusu dahi olamaz.

Birkaç Kürd’ün, birkaç Alevi’nin, veya birkaç Gayr-i Müslim’in bir partide olması çoğulculuğu tanımlamayacağı gibi, bunların sayılarının çok fazla olması da gereceği değiştirmez. Önemli olan tüm üyelerin çoğulculuğu, özgürlüğü, hukukun üstünlüğünü içselleştirerek hayata geçirmek için mücadele etmeleridir. Çünkü demokrasi inşası, ancak demokrasiyi özümseyen, farklılıkları haklarıyla kabul eden kadrolarla mümkün olur. Özellikle parti kurucularının ve yöneticilerinin çoğulculuğa, hukukun üstünlüğüne inanmış, demokrasi bilinci en yüksek kişilerden oluşması gerekir.

Siyasi oluşumların en başta gelen kuralı; açık olmalarıdır. Özellikle sınırsız bir iletişim çağında açık, saydam, şeffaf olmak, demokratik siyasetin olmazsa olmaz ilkesidir. Kuşkulara mahal verecek hiçbir gizlilik, gizemlilik, bulanıklık, belirsizlik kabul edilemez ve mazur görülemez. Uyarmak isterim ki, Takiyye izlerini dahi çağrıştıran bir oluşum, demokrasi açısından sorunlu olacaktır.

"Demokrasiye veya eski sisteme geri dönüş" iddiası, halka ve demokrasiye kurulmuş bir tuzaktır. Cumhuriyetin yüzüncü yılına girerken jakoben devlet sisteminden demokratik devlet sistemine, yasa devletinden hukuk devletine, tekçi devletten çoğulcu bir siyasal yönetime, devlete karşı görevleri olan kullar/köleler yerine hakları olan eşit vatandaşlığa ve eşit bir toplumsal bilince ulaşmayı hedefleyen bir “Gelecek Partisi” düşünülmelidir.

İktidarın en büyük projesi Hamaset ve CEHALETTİR. Kazandıkları başarıyı da hamasete ve cehalete borçludur.! Süreç içerisinde projeye uymayan nitelikli, bilgili bütün siyasetçiler farklı yöntemlerle tasfiye edilmiştir. Ne yazık ki, tasfiye edilmelerine rağmen onurlu bir azınlık dışında cehalet projesine dâhil olma gayretini sürdürenlerin çoğunlukta olduğu da bir gerçektir. Bu gelenek içerisinde, iktidar ile arasına mesafe koymayı başaranlar, bir elin parmak sayısını geçmez.!

Bugün de Erdoğan karşıtlığı üzerinden yeni bir cehalet projesi ile iktidar olmak mümkündür. Ne yazık ki, pragmatist, popülist politikaları benimseyen yeterince yığınlar mevcuttur. Din, ezan, bayrak, devlet, vatan sosuyla tadlandırılacak bir siyasetin iktidar olacak kadar karşılığı da vardır. Koşullar, giderek "denize düşen yılana sarılır" zeminini güçlendirmektedir. Bu zemini fırsata çevirecek, sadece ekonomik kriz ve Erdoğan karşıtlığına dayanan yeni oluşum ve siyasi partilerin kurulmasından endişe duyuyorum. Oysa eski zihniyetle yeni siyaset inşa e-di-le-mez!

Türkiye'nin yeni bir siyasete, bilimsel, akılcı, zamanın ruhuna cevap verecek projelere ihtiyacı vardır. Öncelikle cühela ve cehalet siyasetini geride bırakacak, yeni bir siyaset ve yönetişim anlayışı gerekir. Cehalet ikliminde bilgi, bilge, siyaset adamı yetişmez.  Hamasetle örtülmüş cehalet siyasetinden medet uman bir kadronun öncülüğünde kurulacak partilerin -iktidar da olsalar- eskilerden farklı olmayacakları şüphe götürmez bir gerçektir.

Geçmişte farklı eğilimleri bir araya getirerek konjonktürel olarak doğru olan ANAP modelini veya kuruluşunu referans alarak AK Parti iddialarını taklit ederek, yenileyerek, sahiplenerek yeni bir siyaset inşası, Türkiye için büyük bir kayıp olacaktır. Baş döndürücü gelişmelerle birlikte yol alamayan bir siyaset ve kadro Türkiye için yeni bir yük ve kambur olacaktır.

Farklı eğilimlerden insanları buluşturmak yerine, farklılıktan güç alacak, hak-hukuk-eşitlik ve demokrasi ortak paydasında çoğulculuk ve farklılıklardan sinerji oluşturacak, bilgi birikimini, enerjisini, değişimle birlikte sürekli yenilenebilecek bir üretim, hakça paylaşım için harcayacak, birikimini ülkesi,  halkı ve insanlık için seferber edecek, kişilikli, kimlikli ve insanlık onurunu, hakları ve barışı önceleyen aydın ve siyasetçilerle yol almak gerekiyor.

Hatırlatmak isterim ki, siyasete/siyasetçiye güven sıfırlandı. Siyaset kurumları itibarsızlaştı. Yalakalar, dalkavuklar, hırsızlar, dinbazlar, cahil-cühela dışında Saraylara, kutsanmış liderlere, köhnemiş zihinlere itibar atfeden kalmadı.! İktidardan nemalanan hiçbir kesim ve kişi masum değildir.!

George Orwell’in ifadesiyle: “Rüşvetçi, Politikacıları, düzenbazları, hırsızları ve hainleri seçen halk, kurban değildir suç ortağıdır.!”
Siyaset için iki seçeneğimiz vardır: Ya hamaset ve cehalete devam, ya da akıl, bilgi ve hikmete ram olmak!
 
Abdulbaki Erdoğmuş
 
 
 

YORUMLAR

  • 6 Yorum
  • M. BAŞEĞMEZ
    1 hafta önce
    Bu güzel rüyaların gerçek olması o kadar zor ki.. Asıl güzellik de burada işte; zora talib olmak ve zoru başarabilmek.. Bunun için geçmiş siyasi intiba ve iddialarımızdan, doğru ve yanlışlarımızdan dersler çıkararak; din, tarih, yönetim anlayışlarımızı yeniden gözden geçirerek, şartlanmışlıktan ve şarlatanlıktan azade, ön kabullerden uzak, yepyeni bir gezegene ilk defa gelir gibi ve fakat gezegenin hatıralarına, birikimlerine saygı duyarak yeniden başlamak gerekiyor.
  • Ö. Keskinsoy
    2 hafta önce
    Gayet başarılı bir yazı. Tebrik ederim.
  • Şehmus Sevilgen
    2 hafta önce
    Yüreğinize sağlık ,kaleminize kuvvet olsun.Harika ve gerçek tespitlerinizden dolayı kutluyorum.Saygılarımla....
  • Yasemin Aloğlu
    2 hafta önce
    Bravoooo Çok güzel ifade edilmiş
  • Enver Andan
    2 hafta önce
    Ellrinize ve yüreğinize sağlık Hocam, tamda haklarını vermişsiniz. Hak-hukuk ve adalet için, yoksulların, ezilmişlerin, mazlumların ve garibanlrarın oyunu alarak iktidara geldiler. Doğrusu başta iyi işlerde yaptılar. Ama şimdi eskide bu halka zulum edenleri geçtiler. Hz. Ömeri örnek alaklcaklarna, Orta doğu yöneticileriyle aynı seviyeye geldiler. 2002 de bir umud olarak geldiler, şimdi ise ülkeyi 2002 den daha kötü duruma soktular.
  • Muzaffer oruç
    2 hafta önce
    17 yıl kötü yönetilen bir iktidar sonucu idi bu, az daha açarsak uzun süreli iktidarlarda güç zehirlenmesi ve tanrısallaşma içgüdüsü bu iktidar sürecininde sonunu getirmiştir. Yeniden tüm halkların barışı ve huzuru için aktörlere ihtiyaç duyulan bir zaman dilimi bugün ve yarın, daha çok gecikmeden...