ULUSAL EĞEMENLİK BAYRAMI DEYİNCE NE ANLAMALIYIZ?
Çocukların anlamadığı bayram...
Her yıl 23 Nisan’da “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir” cümlesiyle başlayan konuşmalar yapılır. Bu gün, hem Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin açılış günü hem de “çocuklara armağan edilen tek bayram” olarak sunulur. Fakat hem bu söylem hem de bu semboller, tarihsel uygulamalarla ciddi biçimde çelişmektedir.
Çocuğa bayram armağan edilmez; oyuncak, kitap, sevgi, eğitim armağan edilir. “Egemenlik” soyut bir yönetim ilkesidir, bir halkın kendi kendini yönetme hakkıdır. Henüz seçme-seçilme ehliyeti bile olmayan çocuklara "ulusal egemenlik" gibi ağır bir kavramı armağan etmek, sembolizmi gerçekliğin önüne koymaktır. Çocuklara yönelik bu “armağan” söylemi, aslında halktan çok devletin kendine biçtiği rolü cilalamaktadır.
Gazi Mustafa Kemal, halkın iradesine dayalı bir sistem kurma vaadiyle yola çıkmıştır. Ancak 1920'de kurulan ve farklı görüşleri barındıran 1. Meclis dağıtılmış, yerine onun kontrolünde şekillenen 2. Meclis oluşturulmuştur. 1923’te cumhuriyet ilan edilmiştir; ancak Atatürk 1938'e kadar aralıksız cumhurbaşkanlığı yapmıştır
Sessizlik Yasası. 1925’te çıkan Takrir-i Sükûn Kanunu, görünüşte “huzur”u amaçlıyordu ama esas işlevi muhalefeti susturmak oldu. Bu yasayla meclis devre dışı bırakıldı, hükümete sınırsız yetkiler verildi. İstiklal Mahkemeleri, bağımsız olmayan yargı organları olarak çalıştı; temyiz hakkı yoktu, infazlar hızla yapıldı. Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası gibi legal partiler bu kanunla kapatıldı. Bu ortamda “egemenlik millete ait” diyebilir miyiz?
Siyasi suikastler. Muhaliflerin yargılanması. Vb. uygulamalar…
Cumhuriyet dönemi devrimleri -şapka, harf, medeni hukuk, eğitim sistemleri-halkın katılımıyla değil, yukarıdan empoze yoluyla yapıldı. Halk bu değişimleri seçmedi; karşı çıkanlar cezalandırıldı. Devrim, halkla değil, halkın adına yapıldı. Bu da halk iradesiyle değil, devlet aklıyla yürütüldü.
1950’li yıllllardan sonra Anayasa’da yer alan 141, 142 ve 163. maddeler, uzun yıllar boyunca farklı düşünce sahiplerini baskılamak için kullanıldı. Sosyalistler, İslamcılar, hatta sadece eleştiren aydınlar bile bu maddelerle yargılandı. Özgürlükler sınırlıydı. Devletin çizdiği sınırlar dışında düşünmek suçtu. Bu da gerçek bir halk egemenliğinin olmadığını gösterir.
Atatürk’ü Koruma Kanunu olarak bilinen 5816’1951 den sonra eleştiriyi suç haline getirdi. Onu “dokunulmaz” ve “eleştirilemez” ilan etti. Oysa gerçek halk egemenliği, halkın liderlerini yüceltebilme kadar, eleştirebilme hakkını da içerir. Demokratik hukuk sistemleri, hiçbir kişi ya da düşünceyi hukukun üstünde görmez.
Sonuç: Söylem Var, Uygulama Yok. Cumhuriyet tarihi boyunca “egemenlik milletindir” denildi ama çoğu zaman uygulamalar bu ilkenin tam tersini gösterdi. İfade özgürlüğü, muhalefet hakkı, adil seçimler ve hukukun üstünlüğü gibi unsurlar olmadan halk iradesinden söz edilemez.
23 Nisan, çocuklara çikolata verilerek geçiştirilen bir sembol gün değil; sistemin halkla ne kadar barışık olduğunun sorgulanacağı bir tarih olmalı. Egemenlik, gerçekten millete aitse, bu millet eleştirebilmeli, sorgulayabilmeli ve yönetime gerçek anlamda katılabilmelidir.
İşte o zaman hep birlikte haykırarak egemenlik kayıtsız şartsız milletindir ve Ne mutlu türküm diyene..bu anlamlı sözü gururlanarak söyleyebiliriz
Araştırmacı ve ilahiyatçı yazar Hüseyin DENİZ
Yorumlar
Kalan Karakter: