ÜLKEYİ DENGELEYEN BELEDİYE BAŞKANLARIMIZ ve IŞILAY SAYGIN
Hüseyin Gökçe

Hüseyin Gökçe

SIRASI GELDİKÇE

ÜLKEYİ DENGELEYEN BELEDİYE BAŞKANLARIMIZ ve IŞILAY SAYGIN

06 Nisan 2021 - 16:19


Her SALI Unutulmaz BİR ANI / 22

Hükümetlerle veya devletle halkın arasında hep bir duvar vardır. Veya birbirini anlama zorluğu… Son yıllarda bu sorunu belediyeler sayesinde hayli aştık. Belediyeler, hükümetlere göre daha yakın oldu halka. Parasal olarak da güçlenince halkın yüzü güldü. Yerinden yönetimin avantajı da diyebileceğimiz bu durum, dünyevileşmeyi hızlandırsa da toplumsal mutluluk açısından sevindirici.
Bana göre, son 50 yılda toplumu derin etkileyen iki olay: 1980’lerdeki Özal’ın ihracat hamlesi ve 1990’larda Erdoğan’ın belediyelere örnek başarısı.

CHP’nin ve diğer partilerin de bu konuda güzel işler yaptığını görüyoruz. Halkına yabancı, hatta ters, öz kültüründen uzak CHP anlayışı giderek azalıyor. Üzüm üzüme baka baka…
1990’larda İstanbul’dan başlayarak Türkiye geneline yayılan yerel yönetim hedefli bu güzel tabloyu her ilde görmek beni ayrıca mutlu kılıyor.
Bunda dönem hükümetlerinin yerel yönetimlere sağladığı imkânların rolü çok büyük elbette. Arada can sıkıcı işler olsa da genelde belediye başkanları gerçekten güzel çalışıyor. Özellikle kültürel yatırımlar, yayıncılık ve kitap fuarına destekleri heyecan verici.

SAYGIN VE FARKLI BELEDİYE BAŞKANI: IŞILAY SAYGIN

Belediye başkanları denince, yakından tanıma fırsatı bulduğum eski bir başkan gelir aklıma: Işılay Saygın. (İzmir, 1947-İzmir, 27.08. 2019) Saygın bir ışık, çizgiüstü bir kadın politikacıydı… İşe muhtarlıkla başlayan, Buca Belediye Başkanı olan; halkın gerçek dokusunu, sesini ve rengini politikaya yansıtan delikanlı kadın...
İzmir’de Buca ilçe-sinde belediye başkanı seçildiği yıllarda Türkiye mutsuzluk şantiyesi gibiydi. 1980 başları… Anarşi almış başını gidiyor; yolda, durakta, kahvelerde her saat canlar alıyordu. En temel ihtiyaç maddeleri için bile saatlerce kuyrukta bekleniyordu. Otomobili olanlar, sabahın köründe benzin kuyruğunda uyuklarken sıkıntıdan ölüyordu. İnsanlar umutsuzdu, bezgindi…
İzmir gibi kozmopolit bir şehrin banliyösünde Saygın’ın harikalar ortaya koyduğu haberi kısa zamanda Türkiye’ye yayıldı. Belli bir kesim için de olsa yeni bir diriliş, yeni bir umudun adı oldu Işılay Saygın ismi.
Çalışkan, dürüst ve ucuz halkçılık yapmayacak kadar kendine güvenen bir politikacıydı. Aynı zamanda becerikli bir mimar…

Şöhretinin zirvesinde olduğu yıllarda, İstanbul’da bir dostun evinde, küçük bir grup içinde tanıdım onu. Bir heyetle Sakıp Sabancı ile görüşmeye gelmiş ve Ağa’yı etkilemeyi başarmışlardı. Mutluydu, huzurluydu.
On yıl sonra bu defa Tokyo yolunda karşılaştık. Japonya yolcusu olarak. Tokyo’da grupta, aynı otelde, yan yana odalarda kaldık. Tokyo’yu dolaştık. Bu defa, o milletvekili, ben gazeteciydim.
Sonraları farklı bakan koltuklarında görev yaparken, bu ülkenin her geleneği, her değeri ve her rengi için yüreğinin pır pır attığına şahit oldu Türkiye.
Ve bir kadın bakanı ayakta alkışladı.
Aramızdaki bir çok ortak payda vardı… O yüzden dostluğumuz pekişti. Ablamdı artık benim…

BUCA’DA BİR TOKAT HİKÂYESİ…

Saygın’la ilgili, bizzat kendinden dinlediğim ilginç bir anı: “Buca Belediye Başkanı olduğum yıllar… Bir mahallenin suyu sık sık kesiliyor ve şikâyetler alıyoruz. Oysa oralarda su sıkıntımız yok. Araştırdım, bir âmir sırf beni zor durumda bırakmak için, belki karşı partinin hesabına kasten suyu kesiyormuş. Müdürlerimden biri, tanıyorum onu. İri yarı da bir adam…
Şuna bizzat kendim bir ders vereyim, dedim. Çağırdım... Su depolarının bulunduğu yüksek bir tepenin başına çıktık. Konuyu suya getirdim… Hık mık etti, anladım, suçlu bu. Konuşarak onu öyle bir noktaya getirdim ki, aşağısı üç metre çukur. Yaradan’a sığınıp bir tokat attım. Paldur küldür aşağı yuvarlandı…” (06.04.2021) > H. GÖKÇE



 

YORUMLAR

  • 0 Yorum