Doğan Cüceloğlu: Mış gibi yaşamlar kitabından enfes hikaye..
Konuk Yazar

Konuk Yazar

Gündemin İçinden

Doğan Cüceloğlu: Mış gibi yaşamlar kitabından enfes hikaye..

05 Kasım 2015 - 22:46

Amerika’dan gelen bir misafirime su verdim, boğazına kaçtı, öksürdü, “helal” 
dedim. Anlamadı. Ne anlama geliyor, diye yüzüme baktı.

Anlatmaya 
çalıştım. Amerika’da yirmi beş yıl bulunmuş, orada üniversite düzeyinde ders 
vermiş birisi olarak kavramın bizdeki anlamını veremediğimin farkındaydım. Daha 
doğrusu Amerikan İngilizcesinde bu denli güçlü bir kavram bulamıyordum. Benim 
anlatımım yüzeysel kalıyordu; benim dilimdeki o vurucu gücü hiç ifade 
edemiyordu.

“Helal” kavramını daha iyi anlatabilmek için “haram” 
kavramını anlatmaya çalıştım. Suyu ben verdim; verdiğim suyu helal ediyorum, bu 
sana haram değil, sana bir kötülük olmasın, suyumu helal ediyorum, diyerek 
niyetimi belli ettim. Bu niyet önemli. Bildiğim bir öyküyü 
anlattım.

Tanıdığım genç kız evlenmeden önce mobilyacıları geziyor ve 
güzel bir koltuk takımı görüyor. Bu takımı satan kişi belirli bir fiyattan aşağı 
inmiyor. Genç kız bu takımı çok beğendiğini belli ettiği için çok pişman; 
beğendiğim için fiyatı yükseltti ve pazarlık güzümü kaybettim, diye 
düşünüyor.

Bütün çabalarına rağmen fiyatı düşüremeyince genç kız, peki, 
alıyorum, ama hakkımı sana helal etmiyorum, diyor. Adam soğukkanlılıkla, Hanım 
kızım, o zaman bu koltuk satılık değil, sana satmıyorum, diyor. Üniversite 
bitirmiş, modern kız, niye satmayacakmışsınız, parasını veriyorum ya, gayet 
tabii satacaksınız, diyor. Adam gayet sakin, artık satılık değil, diyerek 
sırtını dönüp o yokmuş gibi davranıyor.

Ve bu çağdaş Türk kızı 
kulaklarına, gözlerine inanamıyor. Ağlayarak babasına gidiyor; durumu anlatıyor. 
Baba, kızım sen ne yaptın, esnafa öyle konuşulur mu, diyerek devreye giriyor. 
Yanına bir de tanıdığı müftüyü alarak mobilyacıya gidiyor. Neticede genç kız 
babasının ve müftünün şahitliğinde, “verdiği parayı canı gönülden helal 
ettiğini,” ifade ederek istediği mobilyayı satın alabiliyor.

Bu genç kız 
o dönem asistanım olarak çalışıyordu, bu öyküyü tüm ayrıntılarıyla biliyorum. 
Amerikalı misafirime bu öyküyü anlattım. Benim su içmemle bunun ne alakası var, 
gibisinden baktı.

Suyu sana helal ediyorum, için rahat olsun dedim. Helal 
etmesen ne olur, dedi. “Kul hakkıyla karşıma gelmeyin” anlayışından söz ettim. 
Dikkatle dinledi. Bu dediğin bir değer olarak yaşıyor mu, yoksa bir slogan gibi 
konuşulan alışkanlık haline gelmiş bir söz mü, diye sordu.

Ne fark eder 
eder, diye sordum.

Gerçekten bir değer olarak yaşıyorsa sizin ülkenizde 
rüşvet ve hak yeme olmaması gerekir, insanların birbirini kazıklamadığı bir 
toplum olmanız gerekir, diye düşünüyorum dedi.

Yüzüne baktım. Göz göze 
bakıştık. Yalan söyleyemedim. Biz dedim, yalan söyler, kazık atar ve hak yeriz. 
Ama dürüstlüğü dilimizden hiç düşürmeyiz. Güçsüzsen, arkan yoksa, sıradan bir 
vatandaşsan, bu ülkede hakkını araman çok zor, hakkını elde etmen daha da zor. 
Örneğin, rüşvet vermeden bir inşaat ruhsatı alman mümkün değildir. Ve bunu 
herkes bilir. Rüşvet alanların çoğu oruç tutar, rüşvet alan belediyeler 
ramazanda iftar sofraları kurar. Ve bu sofralarda hakkını helal etmekle ilgili 
konuşursan, Yüce Allah’ın “karşıma kul hakkıyla çıkmayın,” dediği bir dinimiz 
olduğu söylenir. Bunu rüşvet alanlar söyler. Söylediğimiz yalana inanana enayi 
olarak bakarız ve onu kazıklamaya hak kazanırız. Ama senin içtiğin suyu helal 
etmeyi de ihmal etmeyiz.

Peki, neden böyle, diye sordu.

Çünkü biz 
inanırmış gibi konuşmaya önem veririz, ama konuştuğumuz gibi yaşamaya önem 
vermeyiz, dedim. “Mış Gibi Yaşamlar” adında bir kitabım olduğunu ve orada 
anlattığımı söyledim. Mış gibi tanımını anlamakta zorlandı, ama sonunda 
anladı.

Neden mış gibi, diye sordu. Güldüm, çok sorma, suyumu haram 
ederim, dedim.

Doğan Cüceloğlu (29.08.2010)

YORUMLAR

  • 0 Yorum