FATSA'NIN SON "GAVUR"U: ECZACI LEON....
Reklam
Konuk Yazar

Konuk Yazar

Gündemin İçinden

FATSA'NIN SON "GAVUR"U: ECZACI LEON....

02 Kasım 2022 - 08:01

Selçuk Hazinedar yazdı... 
           
          Vay loo vay..vay ki vay, vay ki vay....
           Bin gözüm olaydı,
sana ağlayaydım..
            Bin vicdanım olaydı, sana sızlayaydım...
            Bin aklım olaydı,
seni anlayaydım..
              Bin yüreğim olaydı,
sana yanaydım...
          .     Bin kolum olaydı, seni saraydım..
                  Bin koynum olaydı, sizi saklayaydım...
              Vay loo vay..vay ki vay, vay ki vay....
              .....    .....   ....
             Bu en eski son Fatsa'lıya rastladığımda 2000'li yılların başıydı ve oda '90'lı yaşlarındaydı...
                İdrar torbası elinde, ağır tempolu sarsak adımlarla yürüyebiliyordu artık....
                Nice fırtınalar-çilelerden sonra Ali Poyrazoğlu'nun babasının eczanesinde 60 yıl çalışmış, çoktan emekli olmuştu....
                60 yıl..dile kolay..Fatsa yöresinde dokunmadığı, ilaç yapmadığı nerdeyse hiç kimse yoktu...Ablası Aznif hanım da ilaç ve diğer bir sürü konuda aynı becerilere sahip bir iyilik meleği gibiydi...
               1960-65'li yıllarda Fatsa'da yoksul hastalığı uyuz yayılır..12 köy Leon Amca'nın özel ilacıyla tedavi olur...Yine frengi-ağız içi hastalıkları hep onun maharetli-cömert aklı elleriyle derman bulur...para pul da sorulup aranmaz...
                Orta boyu, sakin hali, ufak-tefek yapısıyla bir Anadolu insanıydı işte...
              .....   ....  ....
                 Çok uzun  konuştuk, yazılmak ve yazılmamak kaydıyla...şimdi yok artık...korkacak bir şey de kalmadı demektir...
       ....   ....  .....
             Önce Fatsa'nın Ermeni-Hristiyan ve Müslüman -Türk nüfus oranlarını soruyorum..."Yarı-yarıya idi," diyor..
               Yakınlarının bir kısmı, Anne-Babaları öldürülmüş, bir kısmı da İstanbul ve Fransa'ya göçmüşlerdi....Leon amca ve ablası Aznif hanım Fatsa'nın köklü aileleri Keskin'ler ve Çamaş ailelerince büyütülmüşler...
                Neden akrabalarının yanlarına gitmediğini, yapayalnız buralarda tek başına acı çekmeyi sürdürdüğünü soruyorum..."Ablam-akrabalarım var," deyince şaşırarak merakla, 'neredeler' diye soruyorum..
Cevap: "Mezarlıkta.."
            Yani leon amca Fatsa'da ısrarla hatıraları-geçmişi-kendini bekliyor...Kendince anlamlı-çok değerli bazı hayallere-gölgelere bekçilik ediyordu...
                Akrabaları çoğunlukla yok edilmiş, teyzeleri "Tehcir"de kızılırmak kıyılarında öldürülüp kolları kesilerek bilezikleri alınmıştı....
                Bütün derin acılılar gibi dilsiz ve suskundu...Farkında olmadan hangi yarasını kanatır, hangi acısını deşer, hangi utanç vesilesi olaylara dokunurum diye korkarak, çekine-çekine, tarta-tarta sorabiliyordum soruları ancak...
                Yine de hissediyor ve seziyordum ki, bir duvar, bir gizli dile gelmez acılar alanı, yasak-sırlar bölgesi vardı hep..Bu korkunç gerçekleri hatırlama ve hatırlatmaya ne kendi dayanabilirdi, ne ben ne de okuyanlar...Başka bir şeydi burası...vahşet ötesi bir şey...Çol-çocuk, yaşlı-genç, kadın-kız...yayan-yapıldak, kar-kış, aç-susuz ölüme-yok oluşa gönderilmişlerdi...
             Şehirler-kasabalar boşalmış, ıp-ıssız olmuştu her yan...Irmaklar-dereler günlerce kan akmış, topraklar kanla sulanmış, insan insanlıktan, vicdan-utanç-akıl devreden çıkmıştı....
        Bir ara cesaretimi toplayıp sordum..
        --Aşkla ne yaptın Leon amca..hadi biz vatanı kurtarmaktan fırsat bulamadık..ya sana ne oldu..!?
            "Gençken bir ara sözlendim...sonra cayıp yüzüğü babasının fırınına bıraktım.."
              --Adı neydi..?
        Bir an düşündü....
         "Ayıp olur dedi..!"
          Bu nasıl bir incelik, soyluluktu...60-70 yıl sonra bile nişanlısının adını          söylemiyordu...                                   ......   ....    .... 
                 
           Kanadı kırılmış Turna, denizini kaybetmiş balık, türküsünü unutmuş  saz, ailesini-halkını-her şeyini kaybetmiş bir çocuktu artık Leon...
              60-70 yıl, yapayalnız herkese ilaç yapıp-yetişerek dayandı...4 çocuk okuttu..bir çok insanı Avrupa'ya yolladı...Hep verdi, hep iyileştirdi...Ağrılarını-acılarını insanları iyileştirdikçe-sevdikçe tedavi ediyor, unutuyordu sanki...
           .....    ....    ....
         Evinin oradan gereksiz yol geçirip evini yıktılar...sanki bir halkın tümden  mallarına-mülklerine-canlarına, varlıklarına kastedildiği yetmiyormuş gibi...Direndi..mahkemeye verdi...olmadı başaramadı..."Son "Gavur"a karşı top yekün savaş halen-kesintisiz sürüyordu...
               Halbuysa ataları bu toprakların en kadim halklarından biriydi...Armenia'dan gelen Ermeni adı, öyle öcü falan değil, sadece "Yukarı ülkeli," demekti...o kadar..
Hatta Osmanlı onlara, kritik bazı tarihsel hizmet ve bağlıklarını takdirle, 
"Millet-i sadıka" demişti...
       ......      .....  .....
             Leon Amca'nın çilesi bir türlü bitmiyordu... 
Beylik standart takıntılar ve milli sporlardan birisi de ardı-arkası gelmeyen müslümanlığa ve Türklüğe geçiş davet ve  tehditleriydi..
            Tanıştığımız 2000'li yılların başlarında sohbete, "Adımı ve dinimi değiştirdim," diye başlamıştı..                Anlıyordum...Yorulmuştu yalnızlıktan-direnmekten...itilip kakılmaktan...gizli-açık saldırılardan..devamlı kaybedip yenilmekten...idare etmekten...kabul ve onay istiyordu çevreden artık..
             Bu duruma çok üzülmüştüm...sohbetin içinde bir kaç kez bu olaya vurgu yapınca öfkelenmiş, 
"Leon amca, sen benim için kendi öz adın ve dininle daha değerlisin..lütfen bu din ve ad değiştirme konusunu bir daha açma...Sen benim gözümde  her zaman  Ermeni-hristiyan Leon amcasın..Böyle olmak da, kalmak da  senin en doğal, vazgeçilmez-devredilmez hakkındır," dedim..
             Şaşırmış ve susmuştu....bu konu bir daha açılmadı...
         .....    .....   ....
          Sohbetin sonlarına doğru leon amca, "İntihar edeceğim arkadaşlar," deyince şok olmuştuk...
             Çaresiz ve üzgündük...O'nu bu noktaya getiren süreci biliyor, o'nu anlıyorduk...
             Şöyle bir çözüm bulduk...Şehrazat'ın hükümdara anlattığı masal bitince öldürüleceğini bildiği için, her gece sadece bir bölümünü anlatıp-uzattığı ve sonunu bir sonraki geceye bıraktığı binbir gece süren ve binbir gece masalları denen metinleri oluşturan hikayesi gibi..biz de sık-sık Leon Amcayı telefonla-ziyaretle arayıp oyalayacaktık...
           Uyguladık dostlarla...bir yıl falan yürüdü binbir gece masalları...
            .....ve bir gün duyduk ki Oral ailesinden samimi bir dostunun kira almadan ona tahsis ettiği evin salonunda kendini asmış...
            Salonun köşesindeki sehpanın  üzerinde elektirik-su faturaları ve ödenecek para duruyormuş....
              ....     .....       ......
         90 yaşlarına kadar, hatıraları-mezarları-anıları-tarihi-gidenleri-iyiliği-sevgiyi beklemiş, herkesin yaralarıns-ağrılarına merhem olmuş, görevi ruhen-fiziken sürdüremez olunca da hayatına son vermişti...
            ........     ......    ....
        .Şimdi Fatsa'da her gün yürüyüş yaptığı sahilde, dalga sesleri ve martı çığlıkları arasında O'nu yazarken, hatırasına selamlar yolluyor, "gazeteci oğlu," olarak insanlığın vicdan ve hafızasına emanet ediyor,
kutsal-çileli-trajik anısı önünde saygı ve hürmetle eğiliyorum....
          Seni seviyoruz ömrünü insanlığa ve Fatsa'ya harcayan, belkide bize ve hayata rağmen karşılıksız aşkta ve sevgide ısrar eden, kin ve nefreti sevgiyle yenip tuz-buz eden, "incinen ama incitmeyen," büyük insan Eczacı Leon....!

Bu yazı 749 defa okunmuştur .

YORUMLAR

  • 0 Yorum

Son Yazılar