İsmail Hakkı Başdağ : Kur'anı Mü'mince Anlamak
Konuk Yazar

Konuk Yazar

Gündemin İçinden

İsmail Hakkı Başdağ : Kur'anı Mü'mince Anlamak

28 Haziran 2020 - 21:58



Okuduğumuz ayeti doğru anlamak için, "Ayetten ne anlamak istiyoruz?" sorusunun değil, "Ayet bize nasıl bir mesaj veriyor?" sorusunun cevabı aranmalıdır.

İman Nedir? Mümin Kimdir? Küfür Nedir Kafir Kimdir?
Yazımıza konu etmeye çalışacağımız kavramlar, Kur'an içinde sıkça geçen ve büyük bir öneme haiz kavramlardan olmasına rağmen, bu kavramların anlam alanı konusunda farklı mülahazaların bulunduğu, her fırkanın bu kavramları kendi anlayışları çerçevesinde tarif etmeye çalıştığı da bir gerçektir. 

Bu kavramlar hakkında yazılabilecek bir çok şey olmasına rağmen, biz yazımızı, bu kavramların anlam alanı üzerinde sınırlı tutarak, özellikle Mümin Kimdir? sorusu üzerinde durmaya çalışacağız. Bu kavram üzerinde durmaya çalışırken, bazı kimseler tarafından ortaya atılan, Müslüman bir kimliğe sahip olmadığı halde insanlık için faydalı işler yapan kişilerin ahiretteki durumlarının ne olduğu sorusuna da cevap vermeye çalışacağız.

[004.124] Erkek veya kadın, mümin olarak, kim yararlı işler işlerse, işte onlar cennete girerler, kendilerine zerre kadar zulmedilmez.

[016.097] Kadın, erkek, mümin olarak kim iyi iş işlerse, ona hoş bir hayat yaşatacağız. Ecirlerini yaptıklarından daha güzeli ile ödeyeceğiz.

[017.019] Kim de ahireti isterse ve mümin olarak kendine yaraşır bir çaba ile onun için çalışırsa, öylelerinin çalışmalarının karşılığı verilir.

[020.112]  Her kim de mümin olarak salih amelleri işlerse, artık o, ne bir haksızlıktan ve ne de çiğnenmekden korkar.

[021.094] Artık kim mü'min olarak yararlı işlerden bir iş yaparsa, onun çalışmasına nankörlük edilmeyecek; şüphesiz Biz onun hesabına yazarız.

[040.040]  Kim bir kötülük işlerse, onun kadar ceza görür. Kim de kadın veya erkek, mümin olarak salih amel işlerse işte onlar, cennete girecekler, orada onlara hesapsız rızık verilecektir.

Yukarıdaki ayet meallerine baktığımızda, ayetlerdeki ortak noktanın cennete girme şartının "Mümin olarak salih amel işlemek" şartına bağlandığını görmekteyiz. Böyle bir durum, mümin olmayan fakat salih amel işleyenlerin durumlarının ne olduğu sorusunu beraberinde getirmektedir. Bu sorunun cevabı için öncelikle Mümin  kavramının anlamı üzerinde durmak gerektiğini düşünmekteyiz.

Bu kavramın Müslümanlar arasındaki yaygın olan tarifinin, kanaatimizce pek doğru olmadığını düşündüğümüzü baştan söyleyerek, bu kavrama bir çok kimse için sıra dışı olarak görülebilecek bir tarif getirmenin, bu konuda oluşan bazı sorulara daha kolay cevap bulunabilmesi açısından gerekli olduğunu düşünmekteyiz.

Kanaatimizce Mümin kavramının anlam alanını tespit edebilmek için insanları, 1- Vahiy ile muhatap olanlar, 2- Vahiy ile muhatap olmayanlar olarak ikiye ayırmak gerekmektedir. Ne yazıktır ki böyle bir ayrımın yapılmaması neticesinde ortaya konulan Mümin, Kafir kavramlarının tarifi, bir çok insanın kafasında oluşmuş olan sorulara cevap verememekte, haşa Allah (c.c) nin adaletinin kullar tarafından sorgulanmasına sebep olmaktadır.

Vahiy ile muhatap olan bir kimseye Mümin denilebilmesi için, o kişinin vahiy tarafından ortaya konulan bütün dini esaslara kayıtsız şartsız inanması gerekmektedir. Kendisine vahiy ile ulaşmış olan bilgiyi anlayarak ve bilerek ret eden bir kimsenin mümin olarak görülmesi mümkün değildir. 

Vahiy ile muhatap olan kişilerin yaşadığı bölgeler, genel olarak islam coğrafyası olup, bu coğrafyada yaşayan insanların hemen hemen tamamı bir şekilde vahiy ile muhatap olmuş, ve onların vahiy ile muhatap olmuş olmaları, onları Kur'an içindeki hükümlerle aynı zamanda sorumlu kılmaktadır.

Fakat bir de bu coğrafya dışında yaşayan insanların bulunduğu, onların da bizler tarafından Kafir olarak görüldüğü bir gerçeği vardır. Bu durumda bir kişinin kafir olarak görülmesinin kriterinin ne olması gerektiği gündeme gelmektedir. Bizler tarafından kafir olarak görülen insanlara herhangi bir şekilde vahyin ulaşıp ulaşmadığı, ve onların kendilerine ulaşan vahyi ret ettiği konusunda kesin bilgi sahibi olmadan, o kişinin kafir olduğuna hükmetmek doğru bir karar olmayacaktır. Maalesef bir çok Müslümanın zihnindeki kafir portresi, İslam coğrafyası dışında yaşayan bütün insanları kapsamakta, İslam coğrafyası dışındaki insanların tamamı kafir olarak görülmektedir.

Bu meyanda dünyanın İslam coğrafyası dışında yaşayan ve İslam dini dışındaki dinlere tabi olan, fakat bir çok Müslümandan daha dürüst, daha erdemli, insanlığa daha faydalı olanların cehenneme mi gideceği sorusu, bir çok insanın zihninde cevap aramaktadır.

İslam coğrafyası dışında yaşayan bütün toplulukların, ve o topluluklarda yaşayan bütün fertlerin hepsinin kafir olduğunu düşünmek veya  iddia etmek, kanaatimizce doğru bir yaklaşım değildir. Bu topluluklar içinde yaşayan, fakat Mümin olan insanlarında var olabileceği, maalesef bir çok Müslümanın aklının ucundan dahi geçmemektedir.

Bizim böyle bir düşünce ortaya atmış olmamız, Müslüman olmayan bir toplumda yaşayan bir insanın, nasıl mümin olarak görülebileceği sorusunu da beraberinde getirecektir.

Burada, İslam toplumu içinde doğmuş olan bir insan ile, ineğe, taşa, tahtaya tapan, yani müşrik bir toplumda doğan insanın fıtri olarak eşit şartlarda dünyaya geldiklerini bilmek, ve hesap gününde insanların kendilerine ulaşan bilgiden sorumlu tutulacaklarını dikkate almak önemli bir husustur. Afrika'nın balta girmemiş ormanlarında toteme tapan bir toplumda doğan çocuk ile, Mekke'nin göbeğinde doğan çocuğun fıtratı eşit düzeyde olup, bu şartlarda doğan çocuklar ahirette kendilerine ulaşan bilgi kadar sorumlu olacaklardır. 

Mekke'nin göbeğinde doğan çocuk, vahiy ile muhatap olmuş bir toplumda doğduğu için, dolayısı ile ilerleyen yaşlarında o da vahiy ile muhatap olacak, ve vahyin kendisini sorumlu tuttukları ile hayatına yön vermek zorunda kalacak, ahirette ise kendisine ulaşan vahiy ile sorumlu tutulacaktır.

Afrika'nın balta girmemiş ormanlarında toteme tapan bir toplumda doğan çocuk, vahiy ile muhatap olmadığı için, bu çocuğun ahiretteki durumu, fıtratına yüklenmiş olan bilgi ile sınırlı kalacak, vahyin ona yüklediği hac, oruç, namaz, içki yasağı, domuz eti yasağı v.s gibi görevleri yerine getirip getirmediğinden sorulmayacaktır. 

"Peki bu kişi ahirette hangi konulardan sorumlu olacaktır" diye sorulduğunda bunun cevabını Araf s. 172. ve 173. ayetlerde bulmaktayız. 

[007.172-173] Hem Rabbin Ademoğullarının bellerinden zürriyetlerini alıp onları nefislerine karşı şahit tutarak: «Rabbiniz değil miyim?» diye şahit gösterdiği zaman «Evet Rabbimizsin, şahidiz !» dediler. Kıyamet günü «Bizim bundan haberimiz yoktu!» demeyesiniz,Yahut, «Ancak, atalarımız şirk koştular, biz ise onlardan sonra gelen bir nesil idik; şimdi o batılı tesis edenlerin yaptıklarıyla bizi helak mı edeceksiniz?» demeyesiniz diye.

Bu ayetler bizlere dünyaya gelen insanların fıtratına, Allah'ı rab olarak tanıma bilgisinin konulduğunu haber vermektedir. Buna göre hiç bir şekilde vahyi bilgi ile buluşmamış bir kişiye ahirette sadece Allah'a başka bir şeyi ortak koşup koşmadığından sorulacak, şayet bu kişi hayatında kavminin tapmış olduğu totemi, İbrahim (a.s) ın Enam suresi içinde geçen kıssasında gördüğümüz gibi, "Bunları da bir yaratan var" diyerek ret etmiş ise, bu kişi hayatında namaz hac, oruç gibi vahyi bilgileri yerine getirMEmiş olsa da bu kişi MÜMİNdir. 

Şimdi acaba hangimiz, bugün müşrik toplumda yetiştiği, ve sadece adı yabancı bir isim olduğu için bir kimseye kafir veya müşrik diyebiliriz?.

El cevap= Bu kimselerin bilerek ve isteyerek Allah'a ortak koştukları konusunda elimizde kesin bilgiler şayet varsa bu kimselere kafir veya müşrik diyebiliriz, aksi takdirde elimizde herhangi kesin bir bilgi olmadan, bu kimseler sadece İslam coğrafyası dışında yaşıyor diye bu kimleri toptan kafir ve müşrik olarak görmek sadece zanna tabi olmaktır. Dolayısı ile bu kimselerin direk cehenneme gideceklerini iddia etmek hatalı olacaktır.

Sonuç olarak: Mümin kavramının anlam alanına sadece İslam coğrafyası dahilinde yaşayan insanların girdiği düşüncesi kanaatimizce doğru bir düşünce değildir. Mümin kavramının anlam alanını kendisine vahiy ulaşmış, ve ulaşmamış olarak ikiye ayırmanın daha sağlıklı bir yaklaşım olacağını düşünmekteyiz.

Bir kimsenin mümin veya kafir olarak görülmesinin kriterinin, o kişinin yaşadığı toplumun ağırlıklı inancı ile değerlendirilmesi isabetli bir yaklaşım değildir. İslam coğrafyası içinde yaşayan mümin olmayan kişiler olabileceği gibi, İslam coğrafyası dışında yaşayan müminlerde olabilir. Bu kişilerin, Hans, George, Michael, Barbara v.s gibi yabancı isimler olsa da, fıtratları bozulmamış ise bunlara kafir demek doğru olmayacaktır. Belki onlar bu isimlerle gayri müslim bir toplulukta yaşasalar dahi, mensup oldukları topluluğun yaşadığı inancı sahiplenmemekle bile içlerinde doğru bir Allah inancı olabileceği mümkündür.

Kendisine vahiy ulaşmamış fakat fıtratında mevcut bulunan Allah'ı rab olarak tanıma yetisini kullanarak puta tapan bir toplumda yetişen, fakat o putlara tapmayı ret ederek onların da bir yaratıcısı olduğuna inanan her bireyin de bir MÜMİN olduğu unutulmamalıdır.

Bu sebepten dolayı bazı kimseler tarafından sorulan "Edison cehenneme mi gidecek?, Rachel Corrie cehenneme mi gidecek" gibi soruların cevabını, bizler değil onları yaratan en doğru, en adil şekilde verecektir. Çünkü bizler o gibi kimselerin kafir veya müşrik olduğu konusunda şayet kesin bir bilgi sahibi değilsek ki çoğumuz değiliz, bundan dolayı bizlerden onların ahiretteki durumları konusunda herhangi bir cevap beklenemez.

                                            EN DOĞRUSUNU ALLAH (C.C) BİLİR

İsmail Hakkı Başdağ

YORUMLAR

  • 0 Yorum

Son Yazılar