Bugün okullarda bir yorgunluk dolaşıyor.
Bu yorgunluk ders anlatmaktan değil;
derse hiç niyeti olmayan kalabalıkların içinde ayakta kalmaya çalışmaktan doğuyor.
Okula sadece devamsızlık yazılmasın diye gelen öğrenciler var.
Ne defterle bağları var ne dersle.
Zaman dolduruyorlar.
Ama o zamanı doldururken sınıfın havasını, öğretmenin sabrını, öğrenmek isteyen birkaç çocuğun hakkını tüketiyorlar.
En yorucu olan şey bilgi eksikliği değil.
Saygının eksikliği.
Sorumluluğun eksikliği.
Sınırın hiç tanınmamış olması.
Ses çok.
Ama bu ses, merakın sesi değil.
Öğrenme isteğinin sesi hiç değil.
Bu; dağınık hayatların, tutulmamış sözlerin, konmamış sınırların sınıfa taşan uğultusu.
Öğretmen anlatıyor.
Uyarıyor.
Bekliyor.
Susuyor.
Ama karşılık yok.
Çünkü artık mesele “anlatmak” değil.
İstemeyen bir zihne, ders girmiyor.
Bu noktada öğretmen kendini sorguluyor:
“Ben mi eksik kaldım?”
“Daha ne yapmalıyım?”
Oysa gerçek şu:
Ailenin veremediğini okul,
okulun veremediğini öğretmen tek başına veremez.
Bu çocuklar kötü oldukları için değil;
sahipsiz büyüdükleri için bu hâldeler.
Ama bedelini sınıfta öğretmen ödüyor.
Bugün öğretmenden beklenen şey öğretmekten çıktı.
Düzen sağlasın, terbiye versin, psikolog olsun, anne-baba olsun…
Ama yetkisi olmasın.
Sınır koymasın.
Sesini yükseltmesin.
Olmaz.
Çünkü nezaket, zorbalığın üzerini örtmekle öğretilmez.
Saygı, sınır olmadan gelişmez.
Ve kaos ortamında eğitim olmaz.
Bu yüzden bazı sınıflarda öğretmenin hedefi değişiyor.
Artık herkesi kazanmak değil;
çizgiyi korumak.
Dersi dinlemek isteyen üç öğrenci varsa,
öğretmen o üç öğrenci için ayakta duruyor.
Diğerleriyle tartışmıyor, ikna etmeye çalışmıyor.
Çünkü ikna, niyet olana yapılır.
Bugün öğretmenlerin yaşadığı şey tükenmişlik değil sadece;
sinir sistemi yorgunluğu.
Sürekli sese maruz kalmanın, sürekli bastırılan öfkenin,
karşılıksız emeğin birikimi.
Ve yine de öğretmen,
her şeye rağmen sınıfa giriyor.
Ses yükseltmeden, bağırmadan,
ama geri de çekilmeden.
Çünkü biliyor:
Bir sınıf susmasa da,
bir öğretmen çizgisini terk etmezse
bir gün biri o çizgiye tutunur.
Ve bazen öğretmenlik;
ders anlatmak değil,
daha fazla zarar görmeden ayakta kalabilmektir.
Yakup Güneş
Yorumlar
Kalan Karakter: