Uğur Sönmez ÖZLÜ: Verilecek Bir Hesap Var: "Siyasi...
Reklam
Reklam
Konuk Yazar

Konuk Yazar

Gündemin İçinden

Uğur Sönmez ÖZLÜ: Verilecek Bir Hesap Var: "Siyasi Şike" ve "Muhalif Basın" Üzerine

20 Temmuz 2020 - 09:01



19 Temmuz 2020 itibariyle Başakşehir Türkiye liginin 6. şampiyon takımı oldu ve lig Trabzonspor için bitti. Trabzonspor, ezeli rakipleri Beşiktaş, Fenerbahçe ve Galatasaray’ın yarıştan erken koptuğu bu sezonda şampiyonluğa ulaşamamış olmasının muhasebesini yapacaktır ve yapmalıdır. Fakat bu sezon, herhâlde Türkiye “muhalefeti” için de muhasebe konusu olmalıdır.
Söze Trabzonspor’un şampiyonluğu kaçırmasının öncelikle iç sebeplerden kaynaklandığını belirterek başlamak gerek ki tüm bu cümleler bir kaybedişin acısı ile yakarış sanılmasın. Sezon boyu Trabzonspor aleyhine güçlü bir kamuoyu algısı kasten yaratılmıştır. Rakibi Başakşehir’in pek canını yakmayan hakem hatalarını Trabzonspor bol bol görmüştür. Bütün bunlar Trabzonspor aleyhine işlemiş etkenlerdir. Şüphesiz! Ancak kaçan şampiyonluğun öyküsü bunlardan çok, sezon boyunca etkili ve istikrarlı bir futbol oynanaması ile, hem Ünal Hoca hem Hüseyin Hoca döneminde çare bulunamayan erken kapanmalarla, savunmadaki dengesizlikle, oturmuş bir tandeme sahip olamamakla, son haftalarda yaşanan ve yönetimin de bir miktar katkıda bulunduğu abartılı gerginlikle, futbolcuların son virajda birkaç kez ayaklarına gelen fırsata rağmen ortaya bir şampiyonluk tavrı koyamamalarıyla anlatılmalıdır. İğneyi kendine batırmadan, çuvaldızla ele gitmenin yararı yoktur.
Ancak, söylediğimiz üzere, muhasebe yapması gereken yalnız Trabzonspor değil. İddialarının altında boğulan, ancak boğulduğunun farkında mıdır, değil midir, bilemediğimiz bir “muhalif” kesim de en az Trabzonspor kadar kendini sorgulamaya muhtaçtır.
Yazı içinde birkaçı örneklenecek kalem sahipleri, sezon başından beri giderek artan şekilde Trabzonspor’un siyaseten kollandığı, hatta lehine siyasi şike yapıldığı yönünde rahat rahat konuşup yazılar. Bunu yaparken, rakibi Başakşehir’in siyasetin tam göbeğinde oturduğunu, hükümet tarafından kendi takımı olarak kabullenildiğini, siyasi kadrolarca ekip hâlinde forması giyilen bir takım olduğunu unutmayı tercih ettiler. Böylece, “siyasetin” kendi takımları aleyhine neden şike yaptığını açıklama zorunluluğundan kurtulmuş olduklarını zannettiler.
Misalen, https://parantezhaber.com/parantez-ozel/odatv-basaksehire-mi-transfer-oldu-3180h adresindeki imzasız yazıda örneklendiği üzere, geçtiğimiz sene Başakşehir’i açıkça hedef alan OdaTV, bu sene Göksel Gümüşdağ ve Başakşehir’in nasıl da haksızca hedef alındığını anlatmak için “haberler” yaptı, durdu. Tutarlılık bir ilke olarak kabul edilmediğinde ne olacaksa o oldu.
Muhalif basında Göksel Gümüşdağ aşkı depreşen yalnız OdaTV de değildi. 28 Şubat 2020 tarihli ve “Göksel Gümüşdağ” başlıklı Mustafa Kemal Ulusu yazısı da (https://www.cumhuriyet.com.tr/yazarlar/mustafa-kemal-ulusu/goksel-gumusdag-1723921) Cumhuriyet’te yayımlanmıştı ki bu yazı, bir aşk mektubundan bir kademe soğuk sayılabilirdi.
Tutuklu iken uzun uzun yazmaya elim gitmezdi ama, hazır tahliye de edilmişken anmadan geçmeyeyim, Barış Terkoğlu Cumhuriyet’te benzer bir tutum takındı ve tutarsızlıkta OdaTV’den aşağı kalmayacağını açıkça gösterdi. 3 Şubat 2020 tarihli “Damat n’oluyo elin kolun oynuyo” başlıklı yazısında (https://www.cumhuriyet.com.tr/yazarlar/baris-terkoglu/damat-noluyo-elin-kolun-oynuyo-1718125 ) “sözde şike operasyonu” ifadesiyle başladığı paragrafı, aynı dosyadaki aynı delillere dayanarak 2010-2011’de Trabzonspor lehine siyasi şike yapıldığı iddiasıyla bitirdi: “Bir ‘siyasi şike’ örneği vereyim. Açıp sözde şike dosyasında Trabzonspor’un eski Asbaşkanı Nevzat Şakar’ın 25 Nisan 2011 tarihli telefon konuşmasına baksınlar. Erdoğan’la görüşmesinin ardından kendilerine nelerin vaat edildiğini tane tane anlattığını görecekler: Dönemin parasıyla 6 milyon lira, bir stadyum, altyapı binası, 5 tane saha, bir otel, otelin idare binası, yönetim binası, 100 dönüm arazi ve hepsinin yapılacak işleri…” Terkoğlu’nun bu ifadesine göre şike dosyası “sözde şike dosyası” idi. Ekilen tarlalardan, inşaatlardan, Kahe’lerden, onca tape’den bahsetmeye gerek yoktu, çünkü bunlar usulsüzdü. Ama aynı dosyada Trabzonspor’a stadyum, tesis vs. vadedilmesi açıkça siyasi şikeydi. Onlarca takıma ve şehre stadyumlar yapılmış olmasına rağmen Trabzon’a stadyum yapılması “gizemli” bir olaydı. Bu stadyum karşılığında Trabzonspor’un da Galatasaray gibi mevcut stadyumunu devlete bırakmış olması pekâlâ yok sayılabilirdi. Ve elbette konu Trabzonspor olunca “sözde şike”, “siyasi şike”ye dönüşüyordu.
Yani şike yoktu ama vardı. Operasyon kumpastı ama değildi. Konuşmalar ciddiye alınmamalıydı ama alınmalıydı. Barış Terkoğlu döner istiyordu ama dönmesin istiyordu.
Terkoğlu’nun yazısındaki tek sorun tutarsızlık da değildi. Aynı yazı, açık çarpıtma da içeriyordu. Buna çarpıtma değil de “Terkoğlu’nun bilgisizliği” de diyebilirdim. Fakat uzun uzun yazıp büyük büyük iddialarda bulunduğuna göre, Terkoğlu gibi bir gazeteci araştırmasını eksik etmemiştir, diye umuyorum. O hâlde, gerçeklerin tam tersini anlatmanın çarpıtma olarak yorumlanmasına da hazır olmalıdır. Terkoğlu diyor ki, “Lig başladığında Trabzonspor’un şampiyonluğa oynaması beklenmiyordu. İlkyarının sonunda ise en büyük adaylardan biriydi. Ama kimsenin anlamadığı şekilde Teknik Direktör Ünal Karaman görevden alındı.”
Halbuki gerçek, bunun 180 derece zıttında yer alıyor. Geçen sezon Ünal Karaman yönetiminde altyapıdan çıkardığı yeni oyuncularla yapılanmaya giden, göze hoş gelen bir hücum futbolu ile herkesin takdirini kazanan Trabzonspor, 2018-2019 sezonu sona erdiğinde futbol camiasındaki hemen herkes tarafından bir sonraki sezonun en büyük şampiyonluk adaylarından biri olarak kamuoyuna takdim edilmişti. Üstelik bu kanı, Obi Mikel ve Sturridge gibi önemli transferlerle daha da güçlenmişti. Oysa sezon ortası geldiğinde, Trabzonspor puan olarak değilse de futbol kalitesi olarak beklentilerin çok gerisinde kalmıştı. Takım “bir şekilde” kazanıyor, ancak bireysel performanslar takım oyunu ile taçlandırılamıyordu. Takım öne geçtiği maçlarda sorun yaşıyor, puan kaybediyordu. Göztepe ve Denizlispor maçındaki yenilgiler rahatsızlık vericiydi. Trabzonspor Kazandığı maçlarda dahi istikrarlı ve inandırıcı bir futbol oynayamıyordu. Bu yüzden (Yolların ayrılmasını ister doğru, ister yanlış kabul edin) Ünal Karaman sorgulanır hâle gelmişti.
Özetle, durum Barış Terkoğlu’nun yazdığının yüzde yüz tersiydi. Fakat Terkoğlu bunu umursamadı. Çünkü gerçek durumu yazarsa Ünal Karaman’ın gidişi üzerinden komplo teorileri yayamayacaktı. Hâlbuki “sezon başında kimsenin şampiyon olmasını beklemediği Trabzonspor’da her şey çok iyi giderken bir anda gönderilen Ünal Karaman” gibi bir masal kahramanı, bu komplo teorileri için çok daha uygun bir altyapı hazırlıyordu. O hâlde, gerçeğin ne olduğundan kime ne?
Terkoğlu’na bu hususta Birgün’de yayımlanan, 29 Haziran 2020 tarihli, “Diktaspor” başlıklı yazısı ile (https://www.birgun.net/haber/diktaspor-306351) Timur Soykan da katıldı. “Delil mi?.. İki...” diyerek başladığı cümleyi “iddia ediliyordu” şeklinde ifadelerle tamamlamakta bir tuhaflık bulmayan Soykan da Terkoğlu gibi Ünal Karaman’ın “Damat” Berat Albayrak tarafından görevden alındığından emindi. Ben biraz daha skeptik davranmayı sevdiğimden ve “ilmi ihtiyat” denen şeyin akademik olmayan metinlerde de bir nebze aranması gerektiğini düşündüğümden, Trabzonspor’un teknik direktör değişikliğinde siyasetin bir dahli olup olmadığı konusunda öyle efelenerek kendinden emin cümleler kurmak istemem. Fakat Ünal Karaman’ın Trabzonspor’dan sonra Rizespor’a gittiğini biliyoruz. Karaman’dan hazzetmeyen bir AKP onu neden Rizespor’da tercih etmiştir, Trabzonspor’da geçen AKP’nin sözü Rizespor’da geçmemekte midir, Trabzonspor AKP etkisindedir de Rizespor MLKP etkisinde midir gibi sorular, sorulmaya değer.
Timur Soykan, zikrettiğim yazısında kendi tutarlılığını zedelemek pahasına bir başka iddiaya da yer verdi ki hoşuma gitmedi değil. Ona göre Trabzonspor ligin en iyi futbolunu oynuyordu. Esasen yazıdaki tüm iddiaları bir araya topladığımızda ortaya çıkan manzara şöyleydi: Trabzonspor hem ligin en iyi futbolunu oynuyordu hem lehine siyasi şike yapılıyordu hem hakemler Trabzonspor lehine etki altına alınıyordu hem de Trabzonspor lig sonuncusu dâhil rakipleri karşısında üst üste puan kayıpları yaşayarak elindeki şampiyonluğu kaptırıyordu. Dört başı mamur bir fantazi.
Değinilen örnekler sezonun ikinci yarısına ait diye sanmayın ki bu propagandalar 2020’de başladı. Bilindiği üzere, henüz sezon başlamadan önce, Trabzonspor bonservissiz olarak ve yıllık 1.5 milyon € ücretle Obi Mikel’i transfer etti. Mukayese için hatırlatalım; aynı sezon için Galatasaray Falcao’yu bonservissiz ve yıllık 5 milyon € ücretle, Beşiktaş N’Koudou’yu 4 milyon € bonservis karşılığı  yıllık 1.6 milyon ücretle, Fenerbahçe Luiz Gustavo’yu 6 milyon € bonservis karşılığı yıllık 2.7 milyon € ücretle transfer etmişti. Bu piyasada Trabzonspor’un Obi Mikel gibi dünya çapında tanınan bir futbolcuyu bonservis ödemeden yıllık 1.5 milyon € karşılığında  transfer etmesi, en azından kâğıt üzerinde, ekonomik bir transfer başarısı olarak görülebilirdi. Kadrosundaki yüksek maliyetli oyunculardan kurtulmuş olan ve Yusuf Yazıcı’nın satışı ile önemli bir kazanç da elde eden Trabzonspor’un bu transferi yapabilmesi sürpriz değildi. Ama Cumhuriyet, konuyu böyle görmek yerine, 10 yıl öncesine ait bir iddia ile Obi Mikel’in “örtülü ödenekten” gelen para ile transfer edildiği gibi absürt bir iddiada bulundu. Bunu haberleştirdi, Twitter’da paylaştı, alay konusu olunca haberi ve tweet’i sildi. Artık bu ilişkinin bir adını koyalım: Bu kadarı nefrettir.
...
“Futbolun siyasallaşması” diye bir sorundan söz edilemez. Futbol da hayattaki her toplumsal şey gibi siyasidir. Fakat futbolun siyasetçilerin ve devletin doğrudan müdahalesi ile şekillenir hâle gelmesi, evet, bir sorundur. Türkiye gibi sivil kültürü gelişmemiş ülkelerde bu sorunun çok daha gözle görülür olduğu, evet, bir hakikattir. Bu sorun üzerinden, evet, siyaset yapılabilir.
Ancak örneklenen “muhalif” kesim, sorunu tutması gerektiği yerden değil, en “faydalı” yerinden tutmuş, işine gelmeyen “ayrıntıları” görmemeyi tercih etmiş, iddiasının doğruluğundan ziyade neye hizmet ettiğine odaklanmıştır. Bunu yaparken kurbanın Trabzonspor olması da bu kesimin işini epeyce kolaylaştırmıştır. Zira, Can Kakışım’ın 22 Mart 2019’da Birikim’de yayımlanan “Laik Mahallenin Bir ‘Öteki’si Olarak Trabzon” başlıklı yazısında anlatıldığı gibi, Trabzon’un sevimli Temel’den itici “çomar” ve “Rum”a evrilmesi gündeme bağlı olarak çok çabuk bir şekilde gerçekleşebilmektedir.
Zikredilen muhalif kesim ve onun derin umutsuzluğu için zaten kaybedilmiş olan “Trabzon”, vurmaktan, işe yarayacaksa biraz da haksız olarak vurmaktan zarar gelmeyecek bir şehirdir. İktidar cenahından kimi siyasetçiler olası başarıdan pay kapmak ve itibar kazanmak için içi boş şovlarla Trabzonspor’a sahip çıkar gibi yapabiliyorsa, “muhalefet” de pekâlâ içi boş ithamlarla tersini yapabilir. Yapılan budur.
Rahatsız edici konuşacağım çünkü rahatsızım. Siz ilkeleri takip etmiyorsunuz. Siz futbol popülizminin ardında, gücün peşinde, kalabalığın yanındasınız. Biriniz bir iktidarınsa, diğeriniz bir başka iktidarın koltuğunun altında oportünist işler peşindesiniz. Siz halktan değil, sermayeden dostlar arıyorsunuz. Sizin sağınız zaten belli de, solunuz da o kadar.
Velhasıl, biten yalnız sezon değil. Sezonla birlikte, “muhalif basın”ın aylardır anlattığı hikâye de bitti. OdaTV, Cumhuriyet, BirGün, Barış Terkoğlu, Timur Soykan, benzerleri... Gözünüz aydın. Siyasetin, AKP'nin takımı kaybetti; devrimci proleter Başakşehir kazandı. Umarım rahatlamışsınızdır.
Uğur Sönmez ÖZLÜ

  • Reklam

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Reklam

Son Yazılar