EY RUHUMUN RUHU
Reklam
Reklam
Uğur Canbolat​

Uğur Canbolat​

ÇIKRIK

EY RUHUMUN RUHU

29 Temmuz 2019 - 14:15

OLDUM olası hayata muhabbet katan şahısları sevmişimdir. Bu kişiler sever ve sevilirler. Bir açıdan da insanlar nasıl sevilir, sıkıntılara nükte ile ne şekilde deva olunabilir bunu gösterirler.
Onlar gönül otağımın başkahramanıdırlar.
Çocukluğumdan itibaren bu özellikleri barındıran kişilere hep yakın olmaya çalıştım. Bu kişileri tariflerken daima “Mıknatıs adamlar” dedim.
Etrafları hep doludur, hiç yalnız kalmazlar. Adanmış insanlardır. Sürekli başkalarının hayatlarını güzelleştirmeye ve kalite katmaya çalışırlar.
Sorumluluk alırlar.
Sahicidirler. Sahtelikten kaçarlar.
Doğaldırlar. Öfkeleri de sevgileri de olduğu gibidir.
Fıtri yapıları neyse bozulmadan devam ettirirler.
Hayatı ellerinde tutarlar.
Rahatsız etmeden düşeni kaldırırlar. Yaraları sararlar.
Mükrimdirler. İkram etmeyi, paylaşmayı severler.
Ben de onları sevdim daima. Gönlümü gönüllerine tuttum, ısındım.
Onların anlatımlarıyla, muhabbetleriyle, nükteleriyle hayata tutunmaya çalıştım. Bundan hiç pişman olmadım.
Nüktesi olmayan, muhabbeti çekilmiş bir hayatın ne kadar yavan olduğunu hepimiz yaşamıyor muyuz? Kavgaların ve ortalığın toz duman olmasının bir sebebi de bu değil mi?
Bunları neden mi yazıyorum?
Geçtiğimiz hafta bu sevgi elçilerinden birileri ile karşılaşmış olmam elbette. Değerli dostum Yrd. Doç. Dr. Ayhan Öz hoca tarafından Kastamonu’nun Pınarbaşı ilçesine davet edildim. Tüm aile fertleri ve dostları elbirliği ile harika vakitler yaşattılar. Horma ve Valla Kanyonları başta olmak üzere tüm tabiat güzelliklerini görmemizi sağladılar. Belediye başkanı Sayın Şenol Yaşar Beyin de içinde bulunduğu, belediyeden Esma Öz’ün muhteşem organizasyonuyla pek çok yürek insanı ile birlikte olma fırsatı sundular. Yöresel lezzetleri zikretmeden geçmek elbette mümkün değil. Köylüm Mantı Evini ve sahibi Aydın Gündoğdu Beyin sıcak dostluğunu ifade etmeliyim. Beraberinde Emine ve Halime annelerin tükenmez gayretlerini ve bereketli elleriyle sundukları Kara Çorba, Banak olarak anılan Banduma ve Peru gibi yerel lezzetleri yine bir kenara not ediyorum.
Türkü olmadan olur mu derseniz cevabım asla olmayacağı şeklindedir. Türküleri bendirler eşliğinde muhabbete katık ettiğimiz ve pek çok dostla geceyi uyandıran sesler verdiğimiz doğrudur.
İşin bir de halk tarafından Kazım Hoca olarak bilinip sevilen Kazım Gül Beyin muhabbet kazanını kaynatıp coşturan hikâyeleri var.
Bu yazı başlığını buradan aldı.
Kazım Hoca’nın muhtar olarak yörede anılan Çalkaya köyünden merhum kayınpederi Faik Çiftçi Beyin hayata neşe katan bir hatırası benim günlerdir dilimden düşmüyor.
Muhtar Faik Çiftçi bir gün evinin penceresinden aşağıya baktığında yürümeye mecali kalmayan, dizlerinde dermanın tükendiği yaşlıca bir öküzün kapının önünde fersiz kaldığını görünce dayanamayıp yukarıdan seslenir.
“Ey ruhumun ruhu,
Tanır mısın Hazreti Nuh’u?”
Öküz her ne kadar güçten kesilmiş ve kendine hayrı kalmamış olsa da Muhtar Faik dedeyi cevapsız bırakmaz ve lisan-ı hal ile şöyle cevaplar.
“Faş etme sırrımı âleme
Taş çektim Hazreti Âdeme”
İşte hayata nükte katan, tebessüm ettiren, ağızlara kaçmış olan tatları iade eden bir minik hikâye.
Kendi gidip hatıraları gönüllerde kalan ahbaba binler selam olsun.
Nüktesiz kalmamak dileği ile…