Amerika'nın vahşetini cezalandır diyoruz, cezalanmıyor.
Onların Doları varsa bizim Allahımız var bile dediğiniz olmuştu da Dolar yine füze gibi yükselmeye devam etmişti.
Ortadoğu yine yanıyor. Güçlü olan kazanıyor, zayıf olan kaybediyor. Füze teknolojisi konuşuluyor, savunma sistemleri konuşuluyor, yapay zekâ destekli savaş senaryoları konuşuluyor. Ve biz ekran başında bir cümle kuruyoruz:
“Allah Müslümanların dualarını duymuyor mu?”
Bu soru ağır bir soru. Ama belki de soruyu biraz düzeltmemiz gerekiyor.
Allah duymuyor mu, yoksa biz gereğini yapmadan sonucu mu istiyoruz?
Kur’an-ı Kerim’in ilk emri neydi? “Oku.”
Yani önce bilgi.
Sonra düşünmek.
Sonra çalışmak.
Sonra üretmek.
Ama biz bazen sıralamayı değiştiriyoruz:
Önce dua,
sonra bekleyiş,
sonra hayal kırıklığı.
Halbuki ilahi sistem biraz daha farklı işliyor gibi görünüyor. Dua, bir dilek listesi değil; bir yöneliştir. Ama yöneldiğin istikamette yürümüyorsan, sadece yönelmiş oluyorsun.
Bir çiftçi düşünün. Tarlaya tohum atmıyor, toprağı sürmüyor, sulamıyor. Sonra göğe bakıp dua ediyor: “Ya Rabbi mahsul ver.” Allah’ın sistemi böyle mi işliyor? Toprak yasası var, emek yasası var, sebep-sonuç yasası var.
Savaş da böyledir. Güç, plan, teknoloji, disiplin, ekonomi… Bunlar olmadan sadece dua ile üstünlük beklemek, biraz Wi-Fi’ye bağlanmadan mesaj göndermeye benziyor. “Gönder”e basıyoruz ama sistem cevap vermiyor diye kızıyoruz.
Tarih bize bir şey söylüyor: Müslümanlar güçlü olduklarında sadece dua etmiyorlardı; aynı zamanda matematikte, tıpta, astronomide, mühendislikte dünyanın önündeydiler. Kütüphaneler kuruyor, gözlemevleri inşa ediyor, yeni icatlar yapıyorlardı. Dua vardı ama yanında ilim vardı.
Belki de sorun şurada: Biz sonucu istiyoruz ama süreci atlıyoruz.
Kur’an açık bir ilke koyuyor: “Bir toplum kendini değiştirmedikçe, Allah onların durumunu değiştirmez.” Bu cümle, sadece manevi bir öğüt değil; aynı zamanda sosyolojik bir yasa gibi.
Allah fırsat verir. Akıl verir. Kaynak verir. Genç nüfus verir. Coğrafya verir. Ama o fırsatı değerlendirip değerlendirmemek insana bırakılmıştır.
O halde soru şu:
Dua etmeyi mi bilmiyoruz?
Belki hayır. Dua etmeyi biliyoruz. Ama dua ile birlikte çalışmayı, plan yapmayı, disiplinli olmayı, bilime yatırım yapmayı ihmal ediyoruz. Dua, tembelliğin alternatifi değil; çalışmanın tamamlayıcısıdır.
Belki Allah duaları duyuyor.
Ama cevap bazen şöyle geliyor:
“Ben sana akıl verdim, kitap verdim, imkân verdim.
Şimdi sen adım at.”
Dua kapıyı çalar.
Ama kapıyı açacak olan, çoğu zaman insanın kendisidir.
Prof. Dr. Fahrettin DEMİR
Yorumlar
Kalan Karakter: